Abraham Lincoln, 1 Ocak 1863 tarihinde on eyalette vuku bulan siyahî başkaldırış karşısında ilan ettiği `Özgürlük Bildirgesi’ (Emancipation Proclamation) emriyle köleliğin sona ereceğini ilan etmesinin üzerinden yüzyıl geçtikten sonra, bu kez Martin Luter King, 8 Ağustos 1963’te Lincoln Anıtı’nın merdivenlerinden iki yüz elli bin kişiye seslenirken siyahların hala köle olduklarına vurgu yapmaya çalışıyordu.
Ünlü Amerikalı zenci şarkıcı Mahalia Jackson’un, “Martin, onlara hayalini anlat” bağırtısı üzerine: Martin Luter King, “Bir hayalim var” (I have a dream) dizesiyle “zenci köle” problemini en veciz şekilde ortaya koymuş oldu.
Başbakan Erdoğan’ın `Diyarbakır Buluşması’ sırasında, son kertede çözüm için ortaya koymaya çalıştığı, “dağdakiler inecek, cezaevleri boşalacak” mesajı sonrası ortaya çıkan sert muhalefet direnci karşısında düşen süngüsünü, Martin Luter King’in o ünlü dizesinden esinlenerek, “ben sadece hayalimi belirttim” ifadesiyle zevahiri kurtarma yoluna gitmiş oldu.
Erdoğan, dış faktörleri ve aktörleri bir kenara itip, dış konjonktürel gelişmeler ışığında, Abdullah Öcalan’ı zinde bir güç olarak sürece dâhil ederek diasporadaki PKK unsurlarıyla bu işin çözümü konusunda adımlar atmaya çalışmıştır.
Yıllardır `şiddet dilini’ ön planda tutarak ayakta durmaya çalışan militer yapılı PKK unsurları, nihayetinde terör odaklı bir örgüt olmaktan öteye gidemeyeceklerini aslında çoktan anlamış ve KCK çatı yapısıyla yeni bir sivil yapılanma ve örgütlenme içerisine girmişlerdi.
Amaç sivil yapılanma yoluyla ipin ucunun ellerinden kaymasının önlenmesi ve PKK’nın sivil yapılanma versiyonu olan KCK vasıtasıyla Kürtleri kontrol altında tutabilecekleri `illegal yerel yönetsel birimleri’ yapısını oluşturma yoluna gittiler.
PKK yönetimi, KCK sivil yapılanması yoluyla Kürt sorunu ve çözümünden çok, kendi lokal iktidarının hesaplarını yapma eğilimi içerisine girmiş oldu. KCK, bir çeşit `paramiliter’ güç olarak, PKK’nın şehir yapılanmasında aktif rol oynamaya başlayarak, aktif desteğinden mahrum kaldığı Kürt unsurları etrafında toplamaya çalıştı.
PKK, yeni sivil mücadele alanı için örgütlediği KCK elemanlarının (yaklaşık altı bin kişi) büyük oranda tutuklanması, ister istemez PKK yönetiminin müzakere masasına oturmasını sağlayan en önemli etkenlerin başında gelmektedir.
Yıllarca Kürtler için dağlarda büyük bedel ödediğini düşünen PKK yönetimi, her yönüyle Kürtlerin yegâne münhasır muhatabı olduğunu düşündüğünden hiçbir suretle emrivakilere karşı bigâne kalmamaya özen göstermektedir. Bu nedenle BDP de, mevziini sağlam tutabilmek adına, PKK dışındaki tüm adımları adeta `illegal’ zemindeki bir gelişme olarak algılamaktadır.
Hükümet kanadı ise, bir yandan PKK ile müzakerelere devam ederken, diğer yandan el altından Mesut Barzani’nin KDP’sinin Türkiye’de kurulmasına adeta yeşil ışık yakmaya çalışmaktadır. Keza, HÜDAPAR’ın varlığı da PKK’yı büyük ölçüde rahatsız etmektedir.
Şimdiye kadar Hükümet tarafından ortaya konmaya çalışılan politik açılımlar, her ne kadar BDP ve PKK tarafından yeterli görünmese de, bundan sonra atılacak yeni adımların niteliği ve bazı dış dinamiklerin kilit rolü Kürt sorunun çözümünde belirleyici rol oynayacaktır kanaatindeyiz.