Finansal eğilimler aldatıcı alabilir!..

Abone Ol

Türkiye Ekonomisi ne ilişkin son rakamlar olumlu

düşünmeye izin vermiyor. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sınai üretim

bir önceki aya göre Mart ta yüzde 0.4 oranında gerilemiş. 2014 yılına ilişkin

motorlu taşıt satışları yüzde 25.5 oranında azalmış. Nisan ayı enflasyon

rakamları ise sarı alarmdan kırmızıya geçildiğine işaret ediyor. Yaşanmakta

olan durgunlaşmaya rağmen ilk çeyrek dönem cari açığı gerilememiş, 17.9 milyar

dolar düzeyinde gerçekleşmiş. Küresel koşullar nedeniyle para ve kredi

akışkanlığı zayıf düzeyini korur iken maliye politikasındaki gevşeklik durumu

düzeltmiyor, tam aksine geleceğe yönelik beklentileri olumsuzlaştırıyor.

Finansal piyasalar ise bu olumsuzlukları görmezden gelen bir fiyatlamada

direnmeye çalışıyor...

Beklentiler yolu ile kitleleri yönlendirmeye çalışan

etkili ve yetkili kesimler yukarıda özetlemeye çalıştığımız sıkıntıların geride

kaldığını iddia etmeye çalışıyor. Döviz kuru ve faizlerdeki olumsuz eğilimlerin

son bir aylık dönemde yön değiştirmiş olmasını bu amaçla ön plana çıkarmaya

çalışıyorlar. Durum böyle olunca sermaye hareketlerini irdelemek, Türk

Lirası nın değeri ve faizlerdeki değişimin sebebini araştırmak gerekiyor. Eğer

Türkiye Ekonomisi ne ilişkin, yabancıların risk alma isteği yeniden artmaya

başladı ve geçici olmayacak gibi ise haklı olabilirler fakat durum böyle değil

ise bu yılın ikinci yarısı ilk çeyreği bile aratabilecek sıkıntılara sahne

olabilir. Bu nedenle salt finansal fiyatlara bakarak yapılan şartlanma

yanıltıcı olabilir.

Küresel ölçekte jeopolitik riskler artıyor, gelişmekte olan

ekonomilere yönelik beklentiler olumsuzlaşmaya devam ediyor ve gelişmişlerin

yeni parasal genişlemelere olan bağımlılığı sürüyor. Özetle söylemek gerekir

ise küresel ekonominin çok sorunlu olduğu, hesapsızca risk alma döneminin geri

dönmemek üzere kaybolduğu net bir şekilde algılanıyor. Bu tablo yabancı kaynağa

aşırı bağımlı Türkiye ve benzeri ekonomileri aşırı kırılgan hale getiriyor.

Gelişmekte olan ekonomilerdeki son bir aylık döviz kuru ve faiz eğilimleri

sermaye girişlerinden değil, korkudan ve olduğundan farklı görünerek paniği

önleme ihtiyacından kaynaklanıyor. Ayrıca daha önce gelen yabancıların

çıkamadığını ve riskini azaltmak için bu fırsattan yararlanmaya çalıştığını

hesaba katmak gerekiyor.

Küresel ölçekte talep durgunlaşır iken ülkemizde cari

açık nedeniyle iç talebin daralmak zorunda kalması sıkıntı yaratacak. Bu

koşullarda Türkiye nin kriz yaşamadan büyüme yapısını süratle yaşamadan büyüme

yapısını süratle değiştirebilmesi pek olası görünmüyor. Enflasyon ve işsizliğin

artış eğiliminde olduğu stagflasyonist bir durgunluk bizi bekliyor olabilir.

Muhtemelen motorlu taşıt ve konut satışları zayıflamaya devam edecek, paranın

devir hızı gerileyecek ve borç-alacak zincirinde sıkıntılar etkili olacak,

bütçe gelirleri azalırken açık büyüyecek, varlık değerleri ve bilançolar bu

olumsuzluklardan aynı yönde etkilenecek. Rekabet koşulları ve yıllar boyu

kayıtsız kalmanın ve sorunları ağırlaştırmanın bedeli önümüze gelmeye

başlayacak.

Döviz kuru ve faizlerde yaşanan gevşeme sermaye

girişlerinden çok, nakit sıkışıklığı ve gerçeği yansıtmayan beklentiler ile

yabancıların çıkmak amacı ile piyasa yapmaya çalışmasından kaynaklanmış

olabilir. Bu durumda fiyat oynaklığının artması, yılın ikinci yarısında ilk

çeyreği aratacak olumsuzluklar yaşanması söz konusu olabilir. Mart ayında

İsviçre ye yapılan 1.275 milyar dolarlık altın ihracatı bu olasılığı

güçlendiriyor. Hazine nin bazı projeler için garanti vermek durumunda kalması

da iyimser olmayı zorlaştırıyor.

Kırılgan olarak anılan gelişmekte olan ekonomiler için kriz

alarmı devam ediyor. Son bir aydaki hareketlere bakarak her şeyin daha iyi

olacağı ve en kötünün geride kaldığı hayaline kapılarak hamleler yapmak, geri

dönüşü olmayan hataların en büyüğü olabilir... Bu tür durumlar karşısında

tedbirli olmayan, ihtiyaçları nedeniyle fırtınalı havada bile balığa çıkmak

zorunda kalanlar için istikrar kelimesinin anlamı olamaz...