İnternette “mutlaka izlenmesi gereken filmler, ölmeden önce izlenmesi gereken filmler” diye arama yaptığınız zaman karşınıza çıkan listelerde şu film isimlerini muhakkak görürsünüz. Schindler’in Listesi, Piyanist, Kitap Hırsızı, Hayat Güzeldir, Anna Frank’ın Günlüğü, Çizgili Pijamalı Çocuk, Özgürlük Yazarları gibi. Bu filmlerin konusuna baktığımızda II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin zulmüne maruz kalmış Yahudilerin hikayelerinin anlatıldığını görürüz. Bu filmleri seyredenlerin çoğu, zaman geçirmek, sanatsal bir iş yapmış olmak, yaşadığı çevrelerde konunun dışında kalmamak için izlerler. Bu filmler hakkında da birçok içerikler üretilmiştir. Ama kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmez; “Dünya savaşlarında ölen, zulüm gören, evinden-yurdundan edilen, malları gasbedilen, sakat kalan, aileleri dağılan sadece Yahudiler mi de başka milletlerin hikayesi anlatılmaz. Oysa II. Dünya Savaşı’nda resmi rakamlara göre toplam 60-65 milyon insan ölmüştür. Bunların içinde ölenlerin sadece 6 milyonu Yahudi’dir. Resmi rakamlar bunlar.
Kim ne derse desin Yahudiler bu anlattıkları hikayeler, sadece filmlerin konusunda değil, kitap, araştırmalar ve diğer sanatsal alanlarda ürettikleri/ ürettikleri ile dünya kamu oyunda “soykırıma” uğradıklarını anlatmışlardır. II. Dünya Savaşı’nın ardından yapılan anlaşmalarda, toplantılarda taraflardan bir aktör olarak görmeyiz ama sanat dünyasında meydana getirdikleri ürünlerle, içeriklerle savaşın neredeyse “tek mağduru” olduklarını dünyaya kabul ettirdiler.
Sinema, kitap, şiir, müzik, kitle iletişim araçlarında yer alan programlar, diğer sanat alanları artık günümüz dünyamızda “hikaye”lerin anlatıldıkları alanlar. Bu alanlarda hikayesini anlatanlar -içeriği ne olursa olsun; doğru, yanlış, iyi, güzel, çirkin- dünyayı dönüştürebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda Maaile dergisinde yer verdiğimiz “Sinema Neyimiz Oluyor?” başlıklı yazımızda da bu konuyu ele almış, artık büyük savaşları kazananların değil, hikayelerini kendileri anlatanların tarihte iz bırakacaklarını yazmıştık. Amerika’nın işgallerini meşrulaştıran haklı olması ya da askeri açıdan güçlü olmasından öte Hollywood’da çekilen filmler olduğunu bilmeyen yok. Son Körfez Krizi’nde de dünya jandarması Amerika’nın, tüm kitle iletişim araçlarını kullanarak Saddam’ın “demokrasiden yoksun Irak’ına, demokrasi göndereceği hikaye”sine herkesi inandırdı. Sonradan herkesin gözü önünde, “Pardon biz yalan söyledik” diyerek açıklama da yaptılar.
Geçtiğimiz 11 Temmuz, dünya tarihi açısından asla unutulmaması bir soykırımın yaşandığı tarih. Bosna-Hersek’in Sırp saldırılarından en kanlısı, en canisinin yaşandığı gün. Birleşmiş Milletler askerlerinin sivil, silahsız halkı Sırplara teslim etmesi ile gerçekleşen soykırımın parçaları hâlâ başka toplu mezarlardan çıkarılıyor. Sırplar, Srebrenitsa’da topladıkları bebelerden yaşlı ihtiyar tüm erkekleri bir iki gün içinde öldürdükten sonra (8 bin ile 12 bin kişi olduğu söylenen rakamlar) cesetleri parçalayıp hepsini ayrı ayrı toplu mezarlara gömdükleri için de geride, hayatta kalanlar katledilen yakınlarının cesetlerini 1995 senesinden beri toplu mezarları geze geze tamamlamaya çalışıyorlar. Katledilen insanların kimliklerini tespit etmek için kurumlar bazen tek bir bez parçasını, bazen tek bir parmak kemiğinin peşine düşüyorlar. Her yıl yeni tespit edilen kişiler 11 Temmuz’da mezarına kavuşuyor. Bu mezarlarda da bazen sadece tek bir kemik olabiliyor… Dünyada görülmemiş bir soykırım yaşanırken sessiz kalan insan hakları savunucusu (!), dünya kamuoyu (!)… Bu soykırımın sorumlularından Hollanda Savunma Bakanı Ollongren, Srebrenitsa Soykırımı’nın 27’nci yıl dönümünde düzenlenen törende konuşarak, “En derin özürlerimizi sunuyoruz” dedi. Hikaye bu!
Peki, bu hikayeyi Müslümanlar sanat alanında ne kadar var etti? İnternet arama motorlarında arama yapıldığında kaç tane Srebrenitsa Soykırımı’na dair belgesel, film, müzik, kitapla karşılaşıyoruz? Srebrenitsa Soykırımı ile ilgili yapılan filmler hangi ülkelerin ortak yapımı? “Bizim hikayemiz” de olan Srebrenitsa Soykırımı’na dair yılda kaç tane haber, araştırma, tez üretiliyor?
Srebrenitsa Soykırımı gibi son 30 yılda dünyada gerçekleşen, Yahudi olmayan milletlerin hikayeleri nerede? Hâlâ devam eden Doğu Türkistan soykırımı haber bültenlerimizin, günlük konuşmalarımızın kaçta kaçını kapsıyor?
Kabul edip öğrenmemiz gereken hususlardan biri de mazlum hakların savunulması sadece masa başında siyasi erklerin yaptığı çalışmalar değildir. II. Dünya Savaşı sonrası üretilen soykırıma dair hikayeler insanların zihninde daha kalıcı oldu. Müslümanlar sanat alanını, yazınsal alanları davaları uğruna kullanmaya başlamalılar. “Çağrı” filminin ötesinde dünyaya mal olmuş bir filmimiz yok. Bize ait hikayeleri biz anlatmaz isek başkaları “bizim hikayelerimizi” kendi dünya görüşüne göre anlatır ve kamuoyunu oluşturur. Haklı olduğumuzu, mazlum olduğumuzu edebiyatın dilini, sinemanın dilini, müziğin dilini kullanarak da anlatmak mecburiyetindeyiz.
Yoksa bitmez bir ağlamanın içinde sadece gözyaşlarımız elimizde kalacak ve gelecek nesillere başımıza gelenleri anlatamayacağız!