1989 da Çekoslovakya da gerçekleştirilen `kadife devrimi
(sametová revoluce) öncülerinden ünlü entelektüel ve 1990 da Çekoslovakya
Devlet Başkanı olan Václav Havel; eylemlerimiz ahlaki olacaksa, bunun tek ve
gerçek köşe taşı sorumluluk olmalıdır şeklindeki ifadesi, Gazze ye yapılan son
İsrail saldırıları karşısında İslam Dünyası nın sorumluluktan uzak tutum ve
davranışları ile örtüşür olmaktan çok, çelişir niteliktedir.
İsrail in bir emrivaki (fait accompli) ile Gazze
Şeridi ne düzenlediği hava saldırıları ve akabinde başlatılan kara harekâtı
karşısında tek başlarına karar verebilme yeteneğine sahip olmayan koltuk sevdalısı
sözüm ona yöneticilerin, `Münih mantalitesi ile hareket ederek ortaya koymaya
çalıştıkları kötüyle uzlaşı ile ortaya çıkan basiretsiz tutumları bir kez daha
Filistinlilerin asıl içten vurulmalarına neden olmuştur.
Özellikle İsrail in; `toprak için barış (peace for land)
yerine `barış için barış (peace for peace) formülünde ısrarcı bir tavır
sergilemesi ve bütün BM kararlarını hiçe saymasının nedeni de bu yöneticilerin
takındıkları tutumdan kaynaklı olsa gerek.
Hatırlanacağı üzere 25 Temmuz 1961 de, dönemin ABD
Başkanı John Kennedy, Berlin Krizi ile ilgili olarak radyo ve televizyondan
Amerikan kamuoyuna seslenirken; bana ait olan bana aittir, sana ait olan ise
müzakere konusu olabilir diyen kesim ile müzakere yapamayız (We can not
negotiate with people who say what is mine is mine and what is yours is
negotiable) ifadesinden hareketle, İsrail in 1967 öncesine dair hiçbir adım
atmaması ve sürekli olarak yeni işgal alanlarını kendi sınırlarına katarak,
işgali durdurmaması, işgal ettiği yerlerden çıkmaması ve şu anda
Filistinlilerin sıkıştıkları küçük alanları müzakere konusu yapmaya çalışması
1961 Berlin Krizi ni çağrıştırır niteliktedir.
SSCB, Berlin Krizi ni provoke ederek, güçlerini Batı
Berlin den çekme konusunda Batı Avrupa ya kesin uyarı verirken ve bir yandan da
Doğu ile Batı arasında duvarlar örülürken, ister istemez İsrail in şu anda
Filistinlileri tecrit etmek için işgal altında tuttuğu topraklarda inşa ettiği
duvarlar akla geliyor bir bakıma. Sonuçta, bir zaman sonra Berlin duvarı nasıl yıkıldıysa,
işgal altındaki topraklarda inşa edilen duvarlar da eninde sonunda mutlaka
yıkılmaya mahkûm olacaktır.
Yıllardır etnik temizliğe karşı direnişle karşılık
vermeye çalışan Filistinlilerin, haklı davasında ortaya çıkan trajik olaylara
karşı uluslararası boyutta gösterilen tepkiyi çok cılız diye tanımlamak hiç
de haksızlık sayılmaz. İşte yuvarlak sözlerle ortaya konan bu tepkiler
karşısında İsrail, her zaman olduğu gibi umursamaz bir tavırla istediğini
yapmaya çalışmaktadır.
Aslında Filistinlilere yönelik son saldırıdan da
çıkarmamız gereken çok dersler var. İsrail in hiçbir sınır tanımadan kuvvet
kullanmasına ve yerleşim yerlerini bombalamasına, kara harekâtı yapmasına
kayıtsız kalmak ve bu insanlık trajedisine sessiz durmak, bütün dünya için tehlikeli
bir örnek oluşturmaktadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nin 781 nolu
kararıyla Irak ta, 36 ve 32. paraleli `uçuşa yasak bölge (no fly zone) ilan
eden uygulamasının bir benzerinin Gazze için de bir an önce uygulanması artık
kaçınılmazdır. Buna ek olarak, orantısız güç kullanımına karşı Gazze nin yasal
meşru müdafaa hakkının düzenlenmesi gerekmektedir. Buna ön ayak olması gereken
başta Türkiye olmak üzere, belli başlı ülkelerin bir an önce harekete
geçmesinde fayda vardır.
Uygulanan popülist politikalar yüzünden bölgede giderek
yalnızlaştırılan Türkiye, yeni ve saygın bir dış politika anlayışıyla hareket
ederek, Ortadoğu da sorunların çözümünde ve istikrarın sağlanmasında daha aktif
bir rol oynaması gerekmektedir. Bağımlı ve taraflı politik anlayışın Türkiye ye
hiçbir şey kazandırmayacağı son olaylar diziniyle iyice tebeyyün etmiştir.
Türkiye, dış politikadaki yeni trendi olan; kimse
Türkiye nin gücünü test etmeye kalkmasın türünden güç kabadayılığına ihtiyacı
olmayan, daha düzeyli, daha saygın yaklaşımlarla sorumluluk üstlenen ve `sorun
üreten değil, `çözüm üreten bir dış politika anlayışıyla gerekeni yerine
getirmesi artık kaçınılmaz bir olgudur.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın deyimiyle Türkiye dış
politikada; bana ne Amerika dan diyebilir, ama bana ne Ortadoğu dan deme
lüksüne sahip bir ülke değildir. Bu nedenle, Filistin sorununun çözümü
konusunda Türkiye nin daha aktif bir rol oynaması gerekir kanaatini taşıyoruz.