Bismillâhirrahmânirrahîm!
MİLLÎ Gazete’nin sürekli mazlumların yanında yer alma duyarlılığı her türlü takdirin üzerindedir. Gazze katliam ve soykırımının sürdüğü 11 aydır, konu hiç gündeminden düşmedi. Heniyye’nin şehadetinin hemen ertesi günü “Heniyye Özel Sayısı” çıkarabilen tek gazete oldu. Millî Gazete’ye “ümmetin gazetesi” denmesi sebepsiz değil. Yazarları da birbirinden güzel yazılar hazırlıyorlar.
Millî Gazete yazarı İsmail Kıllıoğlu da, 7 Ağustos 2024 sayılı nüshada, Heniyye’nin şehadeti vesilesi ile, Filistin direnişinin tarihî, siyasi, fikrî ve sosyolojik temellerini analiz eden bir makale yayınladı. Araştırma, soruşturma, irdeleme, özeleştiri özelliği ön planda olan bu uzun yazı, yazarının olaya “bütüncül bakış”ını ortaya koyuyordu.
“Filistin Sorunu ve Kötülüğün Gücü” başlıklı makale şöyle başlıyor: “7 Ekim’den itibaren İsrail örgütü yönetimince, şiddet ve yoğunluğu hafifletilmeksizin sürdürülen Gazze’nin bombalanması Filistin sorunu bağlamının dışında değildir.”
Yazar, Batı’nın ekonomi, hayata bakış ve algılayışını değerlendirdikten sonra şu cümleyi kuruyor: “Dünyada, özellikle Ortadoğu’da, -ki Müslüman toplumların hâkim oldukları mekân, bitmeyen iktisadî, siyasî, askerî, yan savaş olarak yaşanan acılar, dramlar, trajediler- Kapitalizm’in üçlü oyuncu kimliğinin yansımaları nedenleri ve sonuçlarıdır.”
Sayın Kıllıoğlu, Ortadoğu için “Uyan derin uykudan” diyen Muhammed İkbal’in sesinin hâlâ muhatabına ulaşmadığını söyleyerek, bu konuda Mehmet Akif’in uyarılarını hatırlattı. İkbal’in uyarılarının yankı bulması için çalışan Sezai Karakoç’a; Nuri Pakdil’in Kudüs hassasiyetine ve “Çağdaş Arap Şiiri/Güldestesi” adlı eserine vurgu yaptı.
SİYONİST VAHŞET
YAZAR, yazısının ikinci bölümüne somut bir olayın nakliyle başlıyor: “Geçmiş yıllarda birkaç İsrail askerinin taş ile bir Filistinli gencin kemiklerini kırma sahnesi görüntüsü televizyonlarda yayınlanınca dünya kamuoyu gerçek bir sarsıntıyla altüst olmuştu.” Yazıda bu olay şöyle analiz ediliyor: “Tepe, taş, kemik kelimelerinin doğrudan çağrışımı, adeta evrimini tamamlayamamış tarih öncesi bir ‘yaratık’ın vahşi, bilinç ötesi davranışı olabilirdi.”
Yazıda, vahşet görüntülerinin sürekli servis edilmesinin amacı şöyle açıklanıyor: “İsrail yönetiminin güçlü, kararlı ve tavizsiz ideal ve amacından asla ayrılmaz olduğunu dünya kamuoyunun en azından bilinç-altına yerleştirmektir.” İsrail’in temel sorunu olan devlet olamayışının gerekçesi, “Devlet olmanın belirleyici temel ilkesi olan ‘fikir’ eksikliğidir” şeklinde açıklanıyor.
Kıllıoğlu, Siyonizm’in fikir olarak sunulmasının Yahudilerce bile kabul görmediğini belirterek, Batı’nın hastalıklı zihniyetinin tarihe yansımasını şöyle ifade ediyor:
“Avrupa tarihin çeşitli dönemlerinde, gerek düşünce alanında olsun gerekse iktisadî ve kültürel alanlarda olsun, tam olarak özümleyemediği Yahudilik olgusunu, ‘Siyonizm’ ideolojisiyle adeta kusmuştur. Hitlerin Nasyonal Sosyalist hareketi, özellikle İngiltere’nin güdümüyle bir gerekçe olarak kullanılmıştır.”
Yazıda, Filistin bölgesinin tamamen yabancısı olan; insanın fıtratına uymayan işgalci, sömürgeci Batı zihniyetinin bölgeyi yönetmeye kalkması; acı, kan ve gözyaşı ile sonuçlanmıştır. Hani, Erbakan Hoca anlatırdı ya: “İslâm topraklarında İsrail’in yeri olamaz. ABD, İsrail’i çok seviyorsa, Amerika’da bir eyalet versin!”
SÖMÜRGECİ BATI
İSMAİL Kıllıoğlu, makalesinde bölgedeki farklı kültürlerin tarihi ve sosyolojik özelliklerine de yer verdi. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilân etmesinin kabul edilemeyeceğini anlattı. Katliam, sürgün, tehcir ve baskıların yalnız Filistin’de değil; dünyanın hiçbir yerinde onaylanmayacağını açıklayarak şu değerlendirmeyi yaptı: “İsrail, şimdilik Gazze’yi yer ile yeksan edeceğini sanarak, bir anlamda kendi kâbusunu yok etmeye uğraşıyor.”
Makalenin sonunda İngiltere ve ABD birlikteliği ile oluşan tehlikeli görüntü şöyle analiz ediliyor:
“Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin tasarlayıp yerleştirmeye başladığı imparatorluğunun özellikleri Kurtuluş Savaşı’yla akamete uğratılması, onun ruhunda derin bir yara açmış, kin ve öç alma ukdesine dönüşmüş gözükmektedir. Bu ukdesini, bir zamanlar sömürgesi olan Amerika’ya aktarmak zorunda kalması, aşağılık duygusuna sürüklemiştir onu. Bu duygusunun sağaltımını, ‘İsrail’i örgüt haline getirmek suretiyle giderebileceği sanısı kuşatmıştır adeta. Fakat Amerika, yıkmada, insanlığa ve toplumlara zulmetmede, acı çektirmede maharetli olsa da, insan ve erdemli olmaya istidadı ve istiap hacmi yetmemektedir. Güney Amerika’da, Vietnam’da bunu açıkça ortaya koymuştur. Irak’ın, Suriye’nin, Afganistan’ın işgallerinde yaşayarak öğrenmesi gerekirken; hiçbir şey anlamadığını göstermiştir.”
Kıymetli ve ufuk açıcı analizinden dolayı İsmail Kıllıoğlu ağabeye teşekkürlerimi sunuyorum. Çünkü Filistin, o mekânların kutsallığı sebebiyle bütün İslâm âleminin; orada, kesinlikle bir savaş suçu olan katliam ve soykırım yapıldığı için de tüm insanlığın sorunudur.