Söz Filistin meselesine gelince insanımızdaki hassasiyet fark edilir. Toplumun tüm kesimlerinde bu mazlum coğrafyadaki Siyonist zulme karşı duyarlılık kendini gösterir. Toplumumuzdaki genel hassasiyete rağmen bilinçli ya da bilinçsizce “Bizim Filistin’de ne işimiz var?” diyen kişilere tesadüf etmekteyiz. Aynı zihniyet, bölgedeki Siyonist zulmün durdurulması için Türk askerinin bölgeye gönderilmesine de karşı çıkmakta ve “Mehmetçiğin Filistin’de ne işi var?” demektedir. Başka bir zihniyet de Gazze’deki Siyonist katliam devam ederken “Türkiye’nin İsrail’le ticarete devam etmesini” savunmakta, devam eden ticareti, siyasi ve ekonomik ilişkilerdeki devlet aklına bağlamaktadır. Aslında her iki zihin yapısı da sorunlu olduğu gibi dini, tarihi, kültürel ve insani sorumluluğumuzla bağdaşmamaktadır.
Dini gerekçeler, tarihi, kültürel ve insani bağlarımız göz önüne alındığında Türkiye’nin Filistin’deki varlığı önemlidir ve gerek mazlumların korunması, gerek tarihi mirasımızın muhafazası ve gerekse Siyonist rejimin işgal politikasıyla her geçen gün alan genişleterek bölgesel güvenliği tehdit etmesi, Türkiye’nin neden Filistin’de aktif olması gerektiğini göstermektedir.
DİNÎ GEREKÇE: Kudüs merkezli Mescid-i Aksa ve etrafının mübarek olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilir: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir” (İsra Sûresi, 1).
Bu ayet-i kerime de Mescid-i Aksa’nın ve etrafının mübarek kılındığı bildirilir. Peygamber Efendimiz (sav)’in buradan “Miraç”a çıkması da bu bölgenin bizim için ne kadar mühim bir konumda olduğunu göstermektedir.
Bundan dolayı Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Kudüs şehri, Hz. Ömer (r.a) zamanında Ecnadeyn ve Yermük seferleriyle fethedilmiştir. Kudüs, Hz. Ömer (r.a) zamanında Hıristiyanların elinden alındığı 638’den 1916 tarihine kadar yaklaşık 1200 yıl Müslümanların hâkimiyetine şahitlik etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de Mescid-i Aksa ve etrafının mübarek olduğu bildirilmiştir. Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya (İsra Sûresi, 1), oradan da göklere yükselmiştir, bundan dolayı Mescid-i Aksa ve etrafı dinen bizimdir.
Siyonist zihniyet, Müslümanların buraya ilgisini azaltmak için İsra yolculuğunun Mescid-i Aksa’ya değil de Mekke yakınlarındaki Cirane’deki Aksa mescidine yapıldığını dahi iddia etmiş, bu iddiayı İngiliz oryantalist Alfred Guillaume (1888-1965)’ın 1953 tarihinde yazdığı “Where was al-Masyid al-Aqsâ” makalesiyle gündeme getirmiştir.
Alfred Guillaume’nin İsra mucizesini inkâr ettiği tarih 1953’tür ve bu, Siyonist rejimin bölgeyi işgal ettiği yıllardır. Guillaume’nin hedefi Kur’an-ı Kerim’de mübarek olduğu bilinen ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in İsra ve Miraç mucizesinin gerçekleştiği yer olan Mescid-i Aksa’nın Müslüman zihinlerdeki kutsiyetine halel getirmektir. Maalesef Türkiye’de bazı reformist ilahiyatçılar da Oryantalist Guillaume’nin tezini savunmuştur. Ancak mezkûr ilahiyatçılardan daha bilinçli olan başka bir oryantalist Rudi Paret, Kur’an Üzerine Makaleler’inde buna itiraz etmiş ve Alfred Guillaume’nin iddiasının temelsiz olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur.
TARİHİ VE KÜLTÜREL SORUMLULUK: Mescid-i Aksa, genelde bütün Müslümanlar için kutsaldır. Özelde Türklerin 400 yıl hükmettiği vatan parçasıdır. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han zamanıyla birlikte Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin kontrolüne giren, Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin elinde 400 yıl huzur bulan mübarek Mescid-i Aksa’nın da içinde bulunduğu topraklar bizim tarihi mirasımızdır.
Filistin topraklarının en son sahibi Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’dir. Yüzyıllar boyunca vatanımızın bir parçası olmuştur. Bölgedeki dini, tarihi ve kültürel mirasın korunması ve tarihi bağların sürdürülmesi Türkiye için önemlidir. Bu yüzden, Filistin’deki zulme dur deme sorumluluğu ilk önce Türkiye’ye aittir.
SİYONİST İŞGAL GERÇEĞİ: Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin 1916 tarihinde bölgedeki hâkimiyetinin son bulmasıyla Haçlıların gölgesinde Siyonistlerce işgal edilmiş; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın aralarından imzaladıkları 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması ve 1917’deki Balfour Deklarasyonu ile Hıristiyan İngiltere’nin öncülüğünde Yahudi bir devletin kurulmasının zemini hazırlanmış; Siyonistlerin bölgeyi işgal etmesi böylece Haçlı-Siyonist ittifakıyla gerçekleşmiştir. O günden sonra da ABD himayesindeki Siyonist İsrail, işgalini günden güne artırmış, bölgenin demografik yapısını değiştirmiştir.
Haçlı-Siyonist ittifakıyla işgal edilen mukaddes İslâm beldesi, bir taraftan dünyanın değişik bölgelerindeki Yahudiler buraya getirilirken, diğer yandan buranın yüzyıllardır sahibi olan Müslüman kardeşlerimiz insanlık dışı şiddete maruz kalmıştır. Mezkûr ittifak, bölgenin demografik yapısını değiştirmek için her yolu denemiş; Kudüs’te Müslümanların konut yapmasına izin verilmezken, Yahudi yerleşimciler buraya transfer edilmiş, on binlerce Filistinli Müslüman evleri ellerinden zorla alınmış, tehdit, şantaj ve katliamla halk buradan uzaklaştırılmıştır.
ZULME KARŞI DURMA MİSYONUMUZ: Tarih boyunca zulme karşı duran, mazluma kol kanat geren bir milletin bakiyesiyiz. Tarih boyunca “nerede bir mazlum varsa orada biz olmalıyız” bilinciyle hareket ettik. Bu hassasiyeti, bu insani duruşu elbette dinimizden almaktayız.
“Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe, 14); “Onlar sizde sertlik ve üstün gayret görsünler. Bilin ki, Allah (kötülükten ve adaletsizlikten) sakınıp korunanlarla beraberdir” (Tevbe, 123); “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara güç göster. Onların varacakları yer cehennemdir. O, ne kötü bir varış yeridir” (Tevbe, 73/Tahrim, 9) ayetlerindeki manayı Peygamber Efendimiz ve Hülafa-i Raşidin döneminden sonra en iyi anlayan ve uygulayan ecdadımız Osmanlı’ydı ve bizler, bu şanlı ve şahsiyetli tarihin mirasçılarıyız.
BÖLGESEL İSTİKRAR VE GÜVENLİK: Siyonist İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarıyla yetinmeyip, Lübnan’a, Suriye’ye, Irak’a, İran’a, Yemen’e hatta Katar’a saldırması; ABD’nin desteğiyle bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit etmesi; Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da yeni ittifaklarla yayılmacı bir politika izlemesi, Türkiye’nin stratejik çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Bölgesel istikrar ve güvenlik için de Türkiye’nin Siyonist rejime karşı aksiyon alması gerekmektedir.
NETİCE-İ KELAM: Filistin meselesindeki sorumluluğumuz elbette bunlarla sınırlı değil. Hıristiyan Siyonistlerle (Evanjelikler) Yahudi Siyonistlerin ittifakıyla bölgemiz zulüm, kan ve gözyaşının eksik olmadığı, istikrarsız ve güvensiz bir bölge haline gelmiştir. Bu zorbalığa karşı durmak, istikrar ve güveni sağlamak için uluslalararası hukuk ihlallerine, demografik değişime, Filistinlilerin bölgeden çıkartılmasına karşı durmak; mazlumlara insani yardım elini uzatmak dini, tarihi ve insani vazifemizdir. ABD, 10.000 km uzaktan gelip bu bölgeyi dizayn etmeye çalışırken, hemen yanıbaşımızda bulunan, 400 yıl hükmettiğimiz, dinen de kutsal olan işgal altındaki Mescid-i Aksa ve bütün Filistin’e şaşı bakmak tarihin şerefli milletine yakışmaz.