Acı çekmeyen insanlardan ne beklenebilir?
İnsanlık adına bir insan yaklaşımıdır bu sorumuz.
Yaşanan büyük vahşet ve insanlık dramı açısından ciddî bir süreçten geçiyoruz. Bildik ve tanıdık insanların tutum ve davranışları bizi en çok şaşırtan ve hayıflandıran. Umurlarından olmayan sadece kendilerini düşünen, kendi hesaplarının peşinde olanlar bu büyük facia karşısında kaba bir deyimle “lay lay lom” deyip günleri geçirmektedirler.
Bu büyük insanlık acısının faturalarını da başkalarına çıkarıyorlar. Kendi ülkelerinin, toplumlarının, çevrelerinin davranışlarından hiç söz etmeyen başkalarını suçlayanların bir galerisidir sosyal medya.
Emperyalizm bir oyunun peşinde. Bunu uzun zamandır gözlemliyoruz. Gazze çatışmalarının başladığı ilk günden beri HAMAS yetkililerinin kimi açıklamaları durumu ortaya koyuyor. Haberlerin akışı zaten sağlıklı değil.
Görsel ve yazılı medya, genel anlamda güdümlü. İstendiği gibi yönlendiriliyor büyük kitleler.
Şu bir gerçek ki, bu artık “bir soykırımdır”. İnsanlığın soykırımı. Dünya kamuoyu ciddî anlamda Siyonizm ve Amerikan emperyalizminin tersine dönmeye başladı. Belki acıdır ama bu büyük vahşet insanlığın gözünü açıyor. HAMAS böyle bir hamlede bulunmasaydı, ırkçı Siyonizm hamleleri nerede nasıl başlayacaktı? Kestirilmesi zor ama kimi hamleler bunların habercisi idi.
Kuşatılmış ve boşaltılmış Suriye’de sürekli olarak kimi tesisler ve havaalanları bombalanıp duruyordu. Bunlar durduk yere olmuyordu. Türkiye’ye ait SİHA’nın düşürülmesi de bir rastlantı değildi. Türkiye’nin tepkisi ise öylesine oldu ve unutuldu.
Türkiye kamuoyunda da ilginç bir hava estiriliyor. Lübnan ile İran’ın neden bir girişimde bulunmadıklarına dair. Sanki kendi ülkelerinde çok şey yapılıyormuş da onlar hiçbir şey yapmıyormuş. İşin asıl ilginç olanı, bu vahşetin başladığı ilk günden itibaren ısrarla Netanyahu’nun bölgede sınırların değişeceğini söylemesiydi. Bu da yeni bir hamle değil. “Arap Baharı” diye tanımlanan emperyalizm dalgası sırasında Pentagon tarafından gündeme getirilen 16 yeni devletçik oluşturma girişiminin olduğu. Bu saklanmıyor. Aslında bunun başlangıcı I. Dünya Savaşı sonrasından beri süregeliyor.
Kendilerini çok güçlü sananların tutumlarını bu süreçte gördük ve yaşadık. Ne yazık ki sadece yüksek ses tonajlı çıkışlar oluyor, gerisi ise gelmiyor. Haklı olarak sorulan bir soru da şudur. Ukrayna- Rusya savaşı ile Karabağ bölgesinde gösterilen yaklaşım neden Filistin konusunda gösterilmiyor. Övünülen hamleler ile ilgili bir girişimde bulunulmuyor? Halkın sorduğu sorulardır bunlar. Öyle ise desteği ve gücü başkasında aramak yerine bütün Müslüman ilkelerin halklarının bir girişimi olmayacak mı? Bu soru hem insanlık açısından hem de Müslümanlar açısından önemli? Filistin olayı bizi doğrudan ilgilendiriyor. Bazı ipuçlarını vereyim. İttihat ve Terakki yönetimi ile birlikte Filistin, Musul, Kerkük, Halep, Şam gözden çıkarıldı. Bu konuyu Yedi İklim dergisindeki özel sayıda ayrıntılı ele alacağız. Kimler neyin peşinde, ne yapıyor bilinmesi açısından önemli.
Irkçıların, ulusalcıların şu İttihat ve Terakki ruhuyla kilitlendikleri tek şey umarsızca bir “Arap” kavramıdır. Bunlar o ruhu taşıdıklarından çok da yadırgamıyoruz. Asıl sorun, bu bilince sahip olduğunu iddia edenlerin duyarsızlıklarıdır. Artık unutulmaya terk edilmek üzere olan ciddî bir vahşetin sürüyor olmasıdır. Onların da kaygısı hiçbir riski göze almadan başkalarına yönelik tutumlarıdır. Başkalarından umut beklemeleri, sorumluluktan kaçınmalarıdır.
Müslüman sosyal medya tutkunları kendi reklamlarını yapmaktan vazgeçer de asıl sorunla ilgilenirlerse daha hayırlı olmaz mı? Seslerin yükselmesi ve kamuoyunun hareketli olmasını sağlamak bu koşularda en hayırlısı olur.