Kültür-Sanat

Filistin-İsrail ve ABD girişimleri

Filistin-İsrail ve ABD girişimleri

Abone Ol

Hangi ABD yönetimine sorulsa muhtemelen en öncelikli konu olarak Filistin‘i gösterirler, ancak yöntemler konusunda aralarında farklılıklar bulunur. Eğer petrol ve silah gibi çatışma sektörünün desteklediği bir başkan seçilirse, Filistinlilere karşı kullanılan caydırıcı yöntemlerle havlu attırmaya yönelik bir yol izlenir. Eğer bilişim alanı gibi hizmet sektörlerinin desteklediği bir başkan iktidara gelirse, o zaman tarafların ekonomik ve siyasal olarak ikna edilmeleri yöntemi tercih edilir; ki Obama yönetimi bu ikincisi kapsamında.

İkna süreci gelecek açısından daha kalıcı durumlara işaret etse de, ikna edilmesi gereken taraf sayısının çokluğu meseleyi karmaşık hale getiriyor. Filistin tarafında Abbas‘ın kısmen ikna olduğu, ancak doğrudan değil dolaylı görüşmelere razı olduğu anlaşılıyor. Obama‘nın Ortadoğu temsilcisi George Mitchell bu dolaylı görüşmelerin ortasındaki isim ve muhtemelen de pazarlıklarını iki alanda sürdürüyor. Birincisi İsrail‘in Batı Şeria‘da yeni yerleşimlere izin vermemesi, olanların da durdurulması; ikincisi ise kurulacak devletin ekonomik olarak İsrail‘e bağımlı olmaktan kurtarılması. Bu iki başlık bile Mitchell‘in siyasi kariyerini tehlikeye sokmaya yetebilir, zira Filistin-İsrail sorunu denen sorunlar paketinin bağı tam da bu iki başlıkla açılıp ortalığa saçılıyor.

ABD‘nin Filistinliler açısından ikna etmek zorunda olduğu tek kişi Abbas olmadığından, ikinci adımın Hamas çerçevesinde atılması beklenir. Ancak konu Hamas olduğunda ABD‘nin pozisyonunun daha zora girdiği söylenebilir. Mitchell Hamas ile muhatap olacaksa, Amerikan kamuoyunun terörizme karşı mücadele lobilerinin tepkilerini göze alması gerekecek. Ardından İsrail‘e epeyce taviz verilmesi şart olacak ve tabii ki Abbas‘ın olası iktidarını Hamas ile paylaşmaya razı edilmesi şart olacak.

Obama yönetiminin İsrail‘i ikna sürecini daha üst düzeyden yürütmeyi tercih ettiği ve bu ülkeye verilen ağırlığın göstergesi bizzat başkan yardımcısı Joe Biden‘in girişimleri oluyor. Biden, bir Filistin devleti kurulmasının kaçınılmaz olduğunu ileri sürerken hangi Filistin‘i kast ediyor bilinemese de, esas olarak bu sürecin İsrail‘e zarar vermeden olacağına ABD‘nin kefil olduğunu ima ediyor. Dolayısıyla ABD, İsrail‘i de iki ana başlıkta ikna etmeye çabalıyor. Birincisi, Filistin devletinin İsrail‘e rağmen kurulmayacağı; ikincisi de bölgesel işbirliği projelerinden ki çoğu ekonomik işbirlikleri, İsrail‘in dışlanmayacağı. Ancak, İsrail‘de de tam olarak ne istediği belli olmayan bir iktidar bulunuyor. ABD İsrail‘de sadece koalisyondaki partileri bile hedefine yerleştirse, birini ikna ettiğinde diğerinin karşı çıkacağı bir ortamla karşı karşıya. Yerleşimleri sürdüren İsrail, ABD‘yi aradan çekilmeye zorluyor.

Muhtemelen ABD bu zorlukları kendisini ortaya atınca öğrenmiş değil ve düğümün çözümünü başka bir noktadan başlatmayı deneyecek. Bu başka nokta, bölge dengeleri çerçevesindeki düzenlemelere dayanıyor gibi. İsrail, önce Suriye ve Mısır‘la aynı düzeyde bir işbirliği kurabilir, ardından bu işbirliği Lübnan ve Ürdün‘le genişleyebilir, sonra buna Irak dahil olabilir.

Bu düzenekteki kilit oyuncu ise, Türkiye. Türkiye, bir yandan Suriye-İsrail ilişkilerinin dengeleyicisi olurken öte yandan Mısır‘da olası bir iktidar değişiminde İsrail karşıtı pozisyon alınmamasında rol oynuyor. Bir yandan Ürdün ve Lübnan‘ın İsrail ile yakınlaşması sırasında çıkabilecek güvensizliklerin garantörü, Irak ile oluşturulacak işbirliğinin de teminatı olmaya çalışırken İran müdahalelerine karşı da kendisini araya koyuyor. Bunları görmeyenlerin kim olduğu ise bir sır değil ve ağır bir bedel ödemeye aday durumdalar.