Ağır bir süreçten geçildi. Çok acılar çekildi, yaşandı, yaşanmaya devam edilecek. Olanlar ve yaşananlar an için geçerlidir ama bir de bundan sonrası vardır. Bu büyük yıkımın travmaları, orada yaşayanlar için kolay atlatılabilecek değil. Zamanla belki kısmen hafifler. Asıl bundan sonrası çok daha önem kazanıyor. Dışarıdan bakılınca hem yenilginin hem zaferin yaşandığı yadsınamaz. Asıl önemlisi, bundan sonra ne olacak?
Medeniyetler çatışması, savaşı bu olaydan sonra bitmiyor. Hedef İslâm olduğuna göre Müslümanların nasıl bir konuma getirilmeleri gerektiği üzerinde düşünülüyor olmalı. Savaşlardan sonra en büyük yıkımlardan biri insanların, özellikle de Müslümanların kendi medeniyet değerlerinden uzaklaştırılmaları, sekülerleştirilmeleri, küresel dünyanın belirlenen karmaşık olgusuna dahil edilmeleridir.
Filistin’deki Müslümanlar, yeryüzündeki büyük çoğunluk oluşturan Müslümanlardan çok daha farklı bir konumda bulunuyorlar. Gösterdikleri direniş, topraklarını terk etmeyiş, değerlerinden ve inançlarından vazgeçmeyiş övgüyle anılmaya değer. Onlar bir tarih yazdılar. Dünya tarihine yeni bir safha eklediler. Korkak, çıkarcı, bencil, sıradan Müslümanlar için farklı bir karakter ve kişilik ortaya koydular. İnsanlık için egemenlerin olanca güçlerine, baskılarına, yıldırmalarına karşı direndiler. Direnişleriyle var oldular.
Onlar açısından böyle de Siyonizm ve emperyalizmi açısından durum nedir? Onlar ideallerinden, ülkülerinden ve hedeflerinden vaz mı geçtiler ya da geçecekler? Siyonizm yüz yılı aşkındır belli bir düzen üzerine hareket ediyor. Aşama aşama gidiyor. Kimi zaman arzuları istendiği gibi olmuyor. 7 Ekim direniş tarihi onlar için yeni sürecin bir başlangıcı olma durumu söz konusuydu. Geçmişte yaşanmış olanlar onlara cesaret ve güç veriyordu. Teknolojinin gücü, emperyal güçlerin birleşerek hareket etmeleri de önemliydi. Fakat bu sefer arzu edilen olmadı. Bir avuç insanın soylu direnişi, Siyonizm ile emperyalizmin acımasızlıklarını dünya kamusu gördü ve yaşadı. Dünya kamusu, vahşiliklerini, zulümlerini ve acımasızlıklarını gösterdi. Yönetimlere, medyadaki çarpıtmalara rağmen yaptıkları gün yüzüne çıktı. Halkların ayaklanmaları onların soykırıma uğramışlıklarını unutturdu, sahtelikler içerdiğine dair kanaat oluştu. Müslümanların direnişi Yahudilerin de moralini büyük ölçüde sarstı. Korku ve travma nedir, bunu iliklerine kadar hissettiler. Onlar açısından itibar önemlidir. Bunu I. Irak işgali dönemi sonrasında gördük.
Halkların uyanışı ile birlikte Müslümanlar için de bir örnek oldu. Yanıltmalara, yanlış yönlendirmelere, çok yüzlülüklere rağmen bir uyanış oluştu. Yöneticiler de bundan böyle çok rahat olamayacaklar. Halkların direnişleri ve patlamaları beklenmedik anda oluşabilir. Temkinden ötürü içe kapanan, yaşananlara mesafeli oluşları, ilgisizliklerinin sınırı da bir yere kadardır. Müslümanların güç birliği oluşturmaları, emperyal güçlere boyun eğmenin kendileri için nelere mal olabileceğini gördü. Sahteliklerin de farkına vardı. İlerleyen zaman bunu daha çok belirginleştirecek.
Filistin’in soylu direnişçilerinin bundan sonraki durumları daha bir önem kazanıyor. Onların yılmış, korkmuş, daha temkinli olmanın pısırıklığına düşmemeleri güçlerini oluşturacak. Modernizmin tuzağına düşmeden kendileri olma bilinciyle hareket etmeleri daha bir önem kazanıyor.
Küresel dünyanın oluşumu, insanlığın benzeşmeleri ve tek tipleşmeleri gibi bir durumla karşı karşıyadır. Bu asla göz ardı edilemez. Filistinli çocukların daha bir bilinçle yetişmeleri onlar için de, Müslümanlar için de zorunludur.
Harabeler ve yıkımlar içinde Filistin halkının coşkusu daha bir umut veriyor. Bu umudun daha çok bilinç ve inanç üzerine olması dilenir, arzulanır.
Filistin halkı kimlerin kendilerine destek verdiğini, kimlerin onları yalnız bırakmadığının farkında. Filistinli bir liderin yaptığı açıklama, bu anlamda dikkat çekici.