Meşhur hikâyedir anlatılır; adamın biri “ben acımdan ölsem bile fil eti yemeyeceğim” diye kendi kendine söz vermiş. Çevresine de sürekli bu sözünü söyler dururmuş. Bir gün söz veren adamın da aralarında olduğu bir topluluk uzak bir yere gitmek üzere yola çıkmışlar. Her nasıl olduysa gidecekleri yönü şaşırıp kaybolmuşlar. Günler geçmiş fakat bir türlü varmaları gereken yere vasıl olamamışlar. Zamanla erzakları da bitince açlık gelmiş çatmış. Birkaç gün daha açlığa dayanmışlar ama artık neredeyse öldü ölecekler.
Tam ümitsizliğe düşecekleri o zamanda karşılarına bir fil yavrusu çıkmış. Açlıktan bitap düşmüş olanların gözleri fal taşı gibi açılmış. Açılmış açılmasına ama fil eti caiz değil! Kendi aralarında müzakere ve münakaşadan sonra açlıktan ölmeyecek kadar yemek şartıyla yavru fili öldürmeye karar vermişler ve öldürmüşler. Herkes bir parçasını pişirip yerken bizim adam ben yemem demiş. Ve fil eti yememek üzere verdiği sözü hatırlatmış. Etrafındakilerin ısrarına rağmen adam sözüne sadık kalmış ve fil etini yememiş. Karnını doyuran arkadaşları günlerce aç gezmenin verdiği yorgunluktan olsa gerek olduğu yerde uyuyakalmışlar. O da bir kenara kıvrılıp aç karnına uyumuş.
Bir müddet sonra anne fil, yavrusunu aramaya çıkmış. Yavrusunun iskeletiyle karşılaşınca ve az ileride uyumakta olan insanoğlunu fark edip meseleyi anlamış. Sessizce gelip uyumakta olanların ağızlarını koklayarak et kokusu aldığı insanın üzerine bir kere oturup kalkmış. Tabi o oturuşun akabinde olanları söylemeye gerek yok. Son olarak sıra bizim adama gelmiş bakmış et kokusu yok ona dokunmamış. Biraz uzaklaştıktan sonra acı acı inlemiş anne fil. Adam filin inlemesiyle uyanıp etrafına bakınca hem şaşırmış hem de korkmuş. Korkusundan sesini de çıkaramamış. Anne fil adamın kıpırdadığını görünce yanına gelmiş. Bir minnet ifadesi olarak sırtına binmesi için eğilmiş ve sırtında adamı insanların olduğu bir yerleşim yerinin yakınına kadar götürmüş. Anne fil adamı muhtemel bir ölümden kurtarmış. Hikâye aklımda kaldığı kadarıyla böyle sevgili okurlar.
İnsan hayatı boyunca pek çok fiili işler. Bunlardan kimisi iyidir kimisi de kötü. Allah-u Teâlâ insanların iyilik işleyerek cennete ulaşmaları amacıyla elçileri vasıtası ile İlahi kanunlar göndermiştir. Bu kanunlara uyanları bekleyen güzel bir akıbettir. Ama aksi bir durumda ise akıbetin can yakıcı bir azap olduğu bildirilmektedir.
İşte insanoğlu onlarca yıl süren hayatı boyunca güzel bir akıbet için bu süreyi tüketmelidir. Zira sonsuz bir hayat beklemektedir insanı. Dünyaya ne kadar az temayül ederse o oranda sonsuz mutluluğu yakalama şansı artar. Dünyaya ne kadar çok bağlanırsa o oranda da sonsuz hayatını elem ve keder kaplar. Kısaca insan dünyevileşir de emirlere uymaz ve ahiretini unutur.
Bunun bilincindedir aslında insan. Fakat dünyevileşmek o kadar tatlı gelir ki insana; her aldığı nefesin aslında belirlenmiş sona giden yolun bir merhalesi olduğunu unutuverir. Yaptığı haksızlığın, yanlışın, hatalı işin belki bu dünyada hesabı sorulmayacaktır ya da kimsenin umurunda değildir olayın bu yönü. Bu yüzden gayet rahat davranır ve hesap vermekten kurtulduğunu zanneder. Oysaki alınan her nefesin, işlenen her fiilin bir karşılığı olacaktır. Hesap günü diye bildirilen bir gün var ahirette insanı bekleyen. Ve o hesap gerçekten de çetin geçecek. Orada torpil, rüşvet, adam kayırma olmayacak. Makam, yandaşlık, arkası kuvvetli olmak bir işe yaramayacak o günde. Annenin evladından kaçtığı, insanların susuzluktan yandığı, tere boğulduğu bir gün olacak. Her anı kameraya alınan ve kaydedilen insan bir gün mizana çıkıp da yaptıklarıyla yüzleştiği zaman itiraz etmeye kalktığında o işlediği fiil kendisine gösterildiğinde ne diyeceğini bilemeyecek. Boynunu bükecek, kızarıp bozaracak ama diyecek bir şey de bulamayacak.
Dünya bir fil gibi üzerimize çökmeden tedbiri baştan alalım ve fil eti yemeyelim a dostlar! Yoksa filin ağırlığı altında eziliriz de farkına varamayız.
Minik bir tebessüm
Tek Kollu Temel
Temel inşaattan düşer ve yoğun bakıma alınır. Canını kurtarmış ama kolunun birini kaybetmiştir. Kolunun birini kaybetmesi onun moralini bozar. İntihar edip kendini öldüreceğini söyler. Doktorlar Temel'i ikna etmeye çalışırlar:
- Bak Temel sen şanslısın yine bak geçen sene Dursun da aynı şeyi yaşadı, iki kolunu kaybetti ama o şu an mutlu. İnanmazsan git ve bak.
Temel hastaneden çıkınca Dursun'un yanına gider bahçede Dursun'u görür.
Dursun dansöz misali dans ederek kıvırmaktadır. Bunu gören Temel şaşırır:
- Ula Tursun sen hem kolsuzsun hem de dans ediysun. Sen iyi misun?
Dursun kan ter içinde cevap verir:
- Ula hamsi kafali asıl sen iyi misun? Ne dans etmesi daa sırtım deli gibi kaşınayi.
İlgilisine notlar:
• Hiçbir devlet terör ile bir yere varamaz. Teröre destek verenler ve hamilik yapanlar bilmelidirler ki terör gün gelir kendilerini de can evinden vurur. Terörü bitirmek isteyenler öncelikle İncirlik başta olmak üzere tüm terör yuvalarını temizlemelidirler. Bu millet güçlüdür ve teröre asla boyun eğmeyecektir. Bir ve beraber olarak bugünleri de atlatacaktır. Milletimizin başı sağ olsun.