Fikrin [Fahişeliği!]

Abone Ol

Bir süredir bu konuyu yazmayı düşünüyordum. Fakat, yazının başlığı ne benim ne de Millî Gazete nin üslubudur. Bu başlığı yazarken ne kadar zorlandığımı anlatamam. Gelinen durum ve süreç, ister istemez bu gibi konular üzerinde durmamızı zorunlu kılıyor. Fiili bir saldırı ve kuşatma altında bulunuyoruz.

1980 sonrasında, medyanın ve belli kesimlerin hızlı değişimi bir süreç yaşatmıştı. İslâmî duyarlılığı ve dikkati olan Müslüman kesimler kısmen de olsa kendilerini koruyabiliyorlardı. Ne de olsa bir etkileşim söz konusuydu.

28 Şubat ile birlikte, Müslümanların zihni kaymaları, kırılmaları, bozulmaları, sulanmaları, sıradanlaşmaları üzerinde önemli durulmayı gerektiriyor. Her durum birbirini tetikliyor, itekliyor ve uçuruma doğru gidiyor veya götürüyor.

Bir televizyondaki bir dizi kaç zamandır tartışma konusu. Bunun getirdiği ve getireceği yıkım çok daha büyük olacak. Güzellikler sistemli olarak yıkılıyor. Aile kurumu yok ediliyor. Batılıların bu yüzyıldaki hedefi aile kurumunu yok etmek. Bu işin bir yönü.

Bir diğer yönü de insanların fikir sapmaları, sapkınlıkları doğrusu şu sıralar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta olan geçmişte Kanal 7 de sunuculuk yapan kişi üzerine yazmak niyetinde değildim. Çünkü o, Irak kuşatmasında coşkun bir at yarış spikerliği tarzındaki yaklaşımıyla kendi kişiliğini ortaya koymuştu. O, Iraktaki Amerikan atlarına kumar oynuyordu. İpin ucu kaçmıştı. Daha sonraki üslup ve yaklaşımları sonucu eleştirilere ve saldırılara maruz kalınca verdiği tepki çok daha vahim idi, bizi de yanıltmamıştı. "Ne yani, ben Kanal 7 den ayrıldıktan sonra aç mı kalacaktım " tarzlı yaklaşımı ile bir dizide, hasta çocuğu için gerekli olan 150 bin dolar için, bir bayanın bir geceliğine patronuyla birlikte olması kafaları epeyce karıştırmış ve tartışma konusu olmuştu. Aile kurumu duygusu olmayan sosyete kesimi ise böyle bir durum için aynı duygularla hareket edeceğini belirtti, gazete ve televizyonlarda. Toplumun önünde de onlar duruyorlar. Bunun ayrıntıları üzerinde duracak değilim. Uzun bir süredir, söz konusu  gazetecinin tutumunu, belleğime yerleştirivermiştim. Bu çok vahim bir durumdu. Geçmişine dönük veya bulunduğu çevrenin, yaşantılarını, geleneklerini, ilkelerini, tutumlarını içinde bulunduğu yatakta patronuna ve çevresine nesi varsa ortaya dökmekten çekinmiyor. Bunu, doğrucu Davut olma uğruna yapıyor görünüyor. Değişimin, geçmişini reddedişin bahanelerine sığınarak. "Ne yani aç mı kalacaktım!" ifadesi fikri, açlık uğruna, ya da çaresizlik içindeki bir anne piskolojisinde fuhşa yelteniş, fuhşun en dik alâsı anlamına geliyor. Yataklarına girdiği çevrelerin onu ne için kullandıkları ortada. İnsanı dehşete düşüren de 28 Şubat sürecinde, gerek siyasada ve gerekse, dolarlar, maaşlar, aç kalmamalar uğruna olan tutumlar, makamlar, mansıplar için gidip başkalarının yataklarına girme düşüncesi arasında hiçbir fark olmayışıdır. Bu gibi konular daha da çeşitlendirilebilinir.

Demek ki insanlar Müslüman olsun ya da olmasın- bir bahane bekliyorlarmış, bir dokunulmayı. Ne kadar da zayıf bir düzlemde bulunulduğunu ve bazı insanlara olan güvenme duygusunun nasıl yanılttığını gösteriyor sonuçlar. Bu insanlar nasıl oluyor da bu kadar çabuk iğfal olabiliyorlar. Artık bu tip insanların sosyete bataklığında, birileriyle el ele tutuşarak gezinmeleri de kaçınılmaz oluyor. İnsan, bedeninden çok ruhuyla iğfal oluyorsa onun iflahı söz konusu bile olamaz. Zaten iğfalin en şiddetlisi ruhta yaşananıdır.

Bir toplumun zaaf noktalarını yakalayıp onların üzerinde insanlar çok rahatlıkla sürüklenebiliyorlar.

28 Şubat bu anlamda çok önemli bir uygulama olmuştur.

Ve toplum da benzer bir sahteciliğe doğru götürülüyor. Günümüz insanları da sanki buna hazır durumdadırlar. İnsanlar zihnen öyle bir kuşatma altında bulunuyorlar ki, bir yere gelmek için veya bir sonuç elde etmek için her an başkasının yatağına girecek kadar bahane üretebiliyor.

Bir yere gelmek için gerekiyorsa birkaç kadeh atacaksın, oralarda onlar gibi yapacaksın, köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı diyeceksin, gerektiğinde çocuğunun şifa bulması için başkasının yatağına gireceksin, aç kalmamak için bir gazetede köşe kapıp geçmişine küfredeceksin, hatta ekmeğini yediğin ve evinde yattığın kimseleri bile küçümseyip alay edeceksin. Palamut gibi düştüğün ağaca bakıp: "Ben bu kaba ağaçtan mı düştüm!" bile diyeceksin.

Asıl üzerinde durulması gereken de bu fikri fahişeliktir.

Sevgili okurlarım bugünkü yazımın üslubundan ötürü hoşgörünüze sığınıyorum. Ama çok ciddi bir süreç ve bir tehlikeyle karşı karşıya bulunuyoruz.