Fıkhı bıraktınız dünyalığa çakıldınız!..

Abone Ol

“Teknoloji ‘arz’dır. / FIKIH ‘sistem’dir. / FIKHI bıraktınız da sadece teknolojiye yani arza, dünyaya, dünyalığa çakıldınız! / Bir şeyi üreteceğiniz zaman, onun üretileceği makineler ve yerler tespit edilir; hangi işlemin kaç saat hangi makinede yapılacağı belirlenir; kullanılacak ham madde miktarları ile belirlenir; hangi işin ne ehliyette olanlar tarafından yapılacağı belirlenir. Bunlar girdilerdir. Sonra elde edilen ürünlerin nasıl ambalajlanacağı ve piyasaya nasıl sürüleceği ortaya konur. İşte bütün bunların belirlenmesi ‘teknik proje’dir.

Ne var ki bu teknik proje yeterli değildir. / Bu işlemlerin yapılabilmesi için girdilerin paylarının ne olacağı ve elde edilen ürünün nasıl bölüşüleceği hususu da ‘FIKIH’tır. Teknoloji kadar bölüşme şeklinin de belirtilmesi gerekir. İşte, teknik kısmı belirleyen ‘teknoloji’dir. Kur’an burada buna ‘arz’ demektedir. Bölüşme kısmını belirleyen ‘fıkıh’tır; ‘MUHASEBELİ FIKIH’tır. / İşte bugün ihmal edilen budur. Sorun ‘işçilik sistemi’ ile çözülmeye çalışılmakta ama çözülememektedir. Bu sistem ‘adil’ bir çözüm olmadığı gibi sorunları giderememektedir. Bu ikinci kısma bugün ‘finans’ denmektedir. İnsanlık sorunun bu kısmı üzerinde durmamaktadır. / İnsan dışındaki varlıklar o gün üretir ve o gün tüketirler. Arılar gibi bazı canlılar en çok bir sene için hazırlık yaparlar. Oysa insanlar bugün üretirler, onu bugün değil bazen gelecekte bile kullanmazlar. O ürün insanlığa verilip saklanır, ileride başkaları tüketirler. Üretenler o gün eskilerin ürettiklerini tüketirler. / Şimdi benim kullandığım bu bilgisayarı kim üretti / Gerisin geriye gidersem, 60 bin yıl insanlık çalıştı da bu bilgisayar üretildi, ben hazırını şimdi kullanıyorum. Buna karşı ben de yazı yazarken bir şeyler üretiyorum, hep beraber üretiyoruz; bunları da tüm insanlık gelecek yıllarda ve yüzyıllarda kullanacaktır. / İşte, şimdi kullandığımız şimdiki dünyadır, tükettiğimiz dünyadır. / Geleceğe bıraktığımız ise âhirettir. / Eskiden insanlar çalışır, çocuklarını yetiştirir, onlara ev ve işyeri bırakırdı. İnsanlar bunun için uğraşırlardı. Yaşlandıkları zaman da çocukları onlara bakarlardı. Şimdi ise evlenmiyorlar, çocuk yapmıyorlar. Gelecek için hiçbir şey biriktirmiyorlar. Tek yaptıkları şey emekli olup çalışmadan yaşamayı hedeflemekteler. / Elbette günlük olarak da yaşamak gerekmektedir. Ama sadece gününü gün etme ve geleceği düşünme olmasaydı insanlık oluşur muydu / Burada reddedilen dünya hayatı değildir. / Burada reddedilen sadece dünya hayatı ile yetinme ve ilerisini düşünmemedir. / Allah kâinatı insanlar için yarattı. İnsanlar yaşarlar ama ölüp yok olmazlar, aksine öldükten sonraki hayat için yaşarlar. Bu dünya anne karnına benzer. Çocuk dokuz ay orada doğup büyümek için kalır. Bu dünyada yüz seneye yakın ömrümüz varsa, öldükten sonra öbür hayata gitme vardır. Müminler mallarını ve canlarını âhiretteki cennet için satmışlardır. Türkiye’yi yeni düzene kavuşturmak için cephelerde ölmüşler ve sonra da canlarını verircesine cihat etmişlerdir. Allah nasip etmiş iktidar olmuşuz. Sonra da günümüzün cari hayat tarzı ve faizli zalim düzen şiarımız olmuş, artık çalışmayı bırakmışız! / Bugünkü insanlığın en büyük sorunu ‘FIKIH SORUNU’dur. İnsanlık ‘teknik sorununu’ çözmüştür ama orada çakılıp kalmıştır; ‘FIKHI’ öğrenmek istemiyor, ‘fıkhı’ araştırmıyor.” (s.7; KUR’AN VE İLİM, 742. hafta seminerimizden…)

“İnsanlık ‘SOSYAL TUFAN’ seviyesinde çok ağır sorunlarla karşı karşıyadır. Uçuruma doğru gidilmektedir. Siz ise yerinizde debelenip duruyorsunuz. / Geleceğimizi düşünmek zorundayız. / Bir idesi olmayan, bir hedefi olmayan topluluk varlığını sürdüremez.

Bu devleti kuranlar hedefi göstermişlerdir; muasır medeniyetin fevkine çıkmak. Bunun aracı da müspet ilimdir. Müspet ilim demek uygulamalı ilim demektir. Bu ilim denemeli ilimdir. Bin sene evvelki içtihatları ezberlemek, yüz sene önceki Batı’nın teknolojisi ile yetinmek yere çakılmadır veya debelenip durmadır. / Bizim ‘MATEMATİĞİ’ öğrenerek bugünkü insanlığın ulaştığı muasır medeniyeti yaşamamız gerekmektedir. Bundan önceki birinci Kur’an medeniyetini anlamamız için ‘KUR’AN ARAPÇASINI’ öğrenmek ve ‘günümüzün FIKHÎ meselelerini’ Kur’an nuru ile çözmemiz gerekmektedir. Fıkhın hayata geçirilmesi için de ‘MUHASEBEYE’ ihtiyacımız vardır. Hepimiz ‘ARAŞTIRMACI MÜÇTEHİT’ olmalıyız. Biz olamıyorsak; olmak isteyenlerin olması için maddî-manevî olarak desteklememiz gerekmektedir. Günümüzün çözümleri ile yetinmemeliyiz.” (s.8)