Satır aralarında kalıyor bazen anlatmak istediklerimiz.
İnsanız normaldir. Çok çabuk değişiyor malum gündem. Bu kargaşanın bir parçası
olmamak zor. Fidanların dibine kireç dökmeyin başlıklı yazımızla alakalı
menfi/müspet geri dönüşler vardı. Gereğinden ağır eleştiriler yaptığımı
söyleyenler de oldu, eksik olduğunu söyleyenler de. Siyasi bulanlar da vardı. O
tarafı gizli değildi zaten. Yarınını düşünmek bir devlet politikası olmalıdır
zaten. Yok efendim biz günü kurtaralım yeter diyenlerdenseniz eğer ganyan eki
veren iktidar yanlısı gazetelerin sayfalarına alalım sizi. Belki gaza gelir
Necip Fazıl Kısakürek koşusu nu görür, bir kupon da siz yapmak istersiniz.
Neyse Konu dağılmasın. Yazıyı kötü bulanlara da sevindim, satır arasında
kalanları merak edenlere de Hâlâ sorgulayan yanımızı kaybetmemiş olduğumuzu
görmek açısından önemliydi bu tepkiler. Daha ölmemişiz demek ki. Fişimiz
çekilmemiş. Acı vakıa şu; fiş niye başkasının elinde olsun ki İpleri elimize
almanın vakti gelmedi mi daha
Yahya kardeşim o yazıyı etrafındaki gençlere okutarak
kendince bir anket yapmış. Gençler sistemin ve büyüklerin onları önceliyor gibi
gözüküyorken aslında çok umursamadığı fikrinde buluşmuşlar. Kalabalığa
karışmanın kolay olduğunu söylemişler. Oysaki tarih yazan adamların hepsi
kalabalığa karışmayı kabul etmeyenler olmuştur! Bu iddia bir hayalle, o hayali
rüya da görmekle mümkündür. Kuracağınız bu hayal sizi diğerlerinden biri
yapacak bir hayal olmaktan çok, sizi parmakla gösterecek kaliteli bir birey
yapmalıdır.
Atıfta bulunduğumuz yazıda satır arası bir ifade vardı.
Gençler önce dönemin zehirlerinden arınacaklar diye. Bireyi ve toplumu
çevreleyen hastalıkların tespitini yapacaklar. Bunun için önce sanal denilen
olgunun gerçek olmadığını bilerek yapacaklar. Gerçek le tanışacak, acısını
sineye çekecekler ve onu sevecekler. Zordur ama olmak zorundadır. Bunun için
mücadele etmek zorundadırlar. Gerçeğin renkli bir ambalaja ihtiyacı yoktur.
Kitabı kapağı sattırır anlayışı bu ülkede çok satış yapmış olabilir. Bu da
bir zehirdir. İçindekini önemsemeyen aklın pazarlama taktiğidir bu. Gençleri
pazar olarak görmek dediğimiz hadise budur. Kapitalist sistemin hiçbir dönemde
insanı öncelediği görülmemiştir. O acımasızdır. Sana değer veriyor gibi gözükür
ama onun tek değer verdiği şey senin parandır. Sadece para mı Hayır! Senin
fikrini alır paranla birlikte. Seni acizleştirir. Kendine olan güveni elinden
alır. Bunun bugün en güzel örneğidir sosyal medya dedikleri. Kendi fikrinden ve
kendi cümlelerinden uzaklaştırırlar gençleri. Popülere terk edilir genç. Her
yazısı tırnak lıdır. Kendini ifade edebilmek için hep başkasına muhtaç
edilmiştir. Sanal âlemde başlayan bu süreç maalesef gerçek hayatta da etkisini
sürdürmektedir. Günümüzün en zehirli hadiselerinden biri de budur. Bir gencin
kendi fikrinden soğuması. Hal böyle olunca, gencin iradesini elinden aldığında
onun hangi kitabı satın alacağına, kimi okuyacağına, kimi like layacağına,
kimi retweet leyeceğine, hangi kahveyi içip, hangi kafede takılacağına, hangi
marka ayakkabı giyip, nasıl bir çanta taşıyacağına, hangi dergiyi okuyup,
fuarda kime kitap imzalatacağına, kime hayran olup, kime küfredeceğine,
sayısalcı mı sözelci mi olacağına, yabancı müzik mi, Türkçe pop mu
dinleyeceğine, hangi ülkenin sinemasına hayranlık duyacağına, hangi diziyi izleyeceğine,
kimin hashtag ine destek vereceğine karar veren başkası oluyor. İşin acısı
gençler kararları kendilerinin verdiğini zannediyor. Gençleri gütmek ve pazar
olarak görmek meselesinin aslı kısaca budur! Okuyacağı kitaba, dinleyeceği
müziğe kendi karar veremiyor genç. Ona ne dayatılırsa onu alıyor. Onun fikrine
güvenmediğimiz için belki, o da sosyal medyada kendinden kaçmaya başlıyor.
Hepsi birbiriyle bir şekilde bağlı aslında. İş güven de bitiyor. Bazen
kontrollü bir şekilde gençlerin hata yapmasına da müsaade etmek gerekli belki
de. Ama abiler, ablalar. Bilgiyi tabldotlaştırmayın lütfen. Karşınızda duran
gence değer verin. Fikrine, heyecanına, dünyayı algılayış biçimine saygı
göstermeye çalışın. Size saygı duyulmasını istiyorsanız bunun yolu talimat
vermek değildir. O saygıyı kazanmalısınız!
Sevgili gençler!
İçinizde muhalif bir çocuk olmalı. Doğru ve yanlışı ayırt
edebilecek donanım sizde zaten mevcut. Kullanın bunu. İşlemeyen demir vakası
olmasın. Dost kelimesini bir kez daha tanımlayın ve para yerine dost
biriktirin. Sizi pohpohlayanlardan çok hatanızı çekinmeden söyleyebilecek
insanlar çoğalırsa etrafınızda hatalarınız azalacaktır. Buna inanın. Tecrübeyle
sabittir.
Kıymetinizin farkına varın. Okumaya Fatih ten ve 6
yaşından itibaren yaptıklarından başlayın. Tarih yazmanın yollarını
bulacaksınız. İmam-ı Azam ı okuyun. Bir ilim adamının sorumlulukları neymiş
tecrübe edin. Nasıl ve neden şehid edildiğine kafa yorun biraz. Benna yı,
Kutub u, Mevdudi yi tartın akıl terazinizde. İslam coğrafyasında tarih boyunca
neler olmuş merak edin biraz. 28 Şubat zamanı yayınlanan kriptoları merak edin.
Dönemin hükümeti neden yıkıldı kafa yorun. Bugüne geldiğinizde neyin
değiştiğiyle alakalı büyük bir soru işareti kalsın yanınızda. Amerika ve
Siyonizm mi değişti, yoksa dediğiniz yerde oturup beraber ağlayalım
halimize.
Sakın ağlama, aciz sanmasınlar seni diyenleri umursama.
Ağlayabildiğimiz kadar insanız aslında Farkında mısın
Kalbinin sahibine emanet ol
Eyvallah!!!