YIL 1912. Osmanlı İmparatorluğu daha dün şefkatli kolları ile köprü, yol, su, han, hamam, okul, hastane, şifahane şeklinde yatırım yaptığı hizmet götürdüğü dört Balkan devletinden “BALKAN SAVAŞI” isminde seneler boyu unutamadığı bir darbe alınca şaşırdı kaldı. Bu travmatik ve depresyonik durum Osmanlı genelkurmayını da çaresiz bir boynu büküklüğe itti.1
Balkan Savaşları’nda kaybettiği bu karizmayı bir şekilde kazanmak Osmanlı’yı idare etmeye gönüllü ve Sultan Vahideddin Han tarafından “BABA-OĞUL-KUTSAL RUH” şeklinde ifade edilen “ENVER-TALAT-CEMAL” üçlüsü tarafından birinci amaç olarak belirlenmişti. Bir grup cahil maceraperest tarafından idare edilen İttihat ve Terakki Partisi mensubu hayalperestler, ülkeyi nasıl bir çıkmaza soktuklarını Birinci Dünya Savaşı’nın başında henüz anlamaktan, idrak etmekten acizdi. Balkan Savaşları başlamadan evvel Osmanlı ordusunun yarısına yakınını amaçsız ve bilinçsizce terhis etmiş, içinde Kâzım Karabekir ve Fevzi Çakmak’ın da bulunduğu kendilerinden yüksek rütbeli sicili ve geleceği parlak paşa ve subayın rütbelerini üç kademe birden indirmiş, orduda yükselmeyi parti mensubu olmaya bağlayarak siyasete bulaştırmış, böylelikle ordu içinde küskünler grubu oluşturmuştu. İşte 1914 senesinin sonlarında cereyan edecek olan “SARIKAMIŞ FACİASI” ne yazık ki böylesine olumsuzluklar içinde başlayacaktı.2
Enver Paşa saraya damat olup Başkumandan vekili olarak göreve başladıktan sonra Almanlarla dostluğunu ilerletmişti. Hatta altı arkadaşı ile Almanya’ya gitmiş, Batı’nın bu ileriye yönelik çalışmalarıyla sanayileşen ve gelişen devletini yakından tanımıştı.
Almanların önemli bir plânı vardı (ŞARKA DOĞRU SİYASETİ)... “İpek Yolu” diye de adlandırılan bir yol ile Berlin-Budapeşte-Belgrad, Bağdat-Basra’yı takiben Bombay’a kadar uzanan bu yol sayesinde doğunun zengin kaynaklarını Batı’ya aktarmak gayesi güdüyordu.
Bu olaydan sonra fırsatı kollayan Ruslar Karadeniz’de ilk hareket olarak Mithat Paşa vapurunu batırırlar. Bir taraftan da Kafkaslardan 150 km bir yolculuktan sonra Rus orduları 29 Ekim 1914’de Kars’tan girerek Sarıkamış kalesini geçip Horasan ve oradan Köprü’ye kadar ilerlerler. Başkumandan Vekili Enver Paşa “çevirme, kuşatma ve Rusları imha” plânını hazırlar ve Erzurum’daki Üçüncü Ordu’ya harekât emrini verir.
Bu olaydan sonra fırsat kollayan Ruslar ani bir şekilde hareket kararı alır. Hafız Hakkı Paşa Rus ordusunu Horasan ile Pasinler arasındaki “Çoban Köprüsü” yakınında bulunan Köprüköy’de karşılar. Burada Hasan İzzet Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusuna mensup 8 alay, Rusların 6 alayı ile şiddetli muharebeler yapar ve Rus ordusu mağlup olarak geri çekilmek zorunda kalır. Hasan İzzet Paşa’nın zafer haberini alan Enver Paşa yanına Alman generalleri Bronzer Von Sellandorf Harekât Şubesi Başkanı Yarbay Feldman, Kurmay Başyaveri Kazım (Orbay) Bey ve diğer kumandanları alarak İstanbul’dan Ulukışla’ya kadar trenle oradan at sırtında Erzurum’a varır ve 3. Ordu merkezine gidip orada Hasan İzzet Paşa ve ordu komutanı Refik Paşa ile görüşür. Hasan İzzet Paşa, Enver Paşa’nın Harbiye’den hocasıdır ve kış başlangıcında yapılacak olan harekâtın, hazırlıksız, tedbirsiz bir harekât olacağını söyler. Cesur ve sert iradeli bir kumandan olan Enver Paşa’nın cevabı çok sert olmuştur;
“Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim.”
Rusların Anadolu’ya, istilâ etmek için gönderdiği asker sayısı 60 binin üzerinde. Üçüncü Ordu’nun mevcudu ise 90.000 kişidir. Ama bunun içinde yeni teşkil edilen 40.000 kişilik Onuncu Kolordu tecrübesiz ve araziyi hiç tanımayan subay ve erlerden mürekkep… Dokuzuncu Kolordu’nun mevcudu ise 28.000 civarında, Onbirinci Kolordu ise ihtiyat olarak beklemede... Piyade tüfekleri, makineli tüfek ve dağ topları ile donatılmış olan bu ordunun erlerinin üzerinde mevsimin kış olmasına rağmen yazlık elbise var. Ayakkabıları eski… Yiyecekleri peksimet ve haşlanmış buğdaydan ibaret! Buna rağmen Rus ordusunu Allahu Ekber Dağları’ndan aşıp arkadan kuşatmak suretiyle imha etmek plânını Enver Paşa Hafız Hakkı Paşa’ya verir ve o da Kasım 1914’te Onuncu Kolordu ile 2400 rakımlı Allahu Ekber Dağları’nı Onuncu Kolordu ile aşmaları için harekete geçer.
O gece ve müteakip geceler Allahu Ekber Dağları’nın karlı, tipili, şiddetli soğuklarında ayaklarında çorapsız çarık, sırtlarında gömlek bulunan binlerce Türk askeri kırılır. Geriye kalanların pek azı dağı aşar. Öte yandan 9. Kolordu’nun iki tümeni Oltu, Bardız üzerinden ilerler ve Eski Sarıkamış’ın kuzeyini, Turnagöl sırtlarını işgal eder.
9 Aralık 1914’de 9. Kolordu harekâta geçtiğinde müthiş bir kar fırtınasına tutulur Oltu’dan Bardız’a kadar kar, tipi, soğuğun -20 dereceye kadar düştüğü yollardan yürüyen bu kolordu Bardız bucağına varır. Yolda gelirken Oltu’nun batısında 32. fırka ilerlemekte ve kuzeyinde 31’nci fırka yürüyüşe devam etmektedir. 31’nci fırka kuzeye doğru ilerlerken şiddetli bir düşman ateşine uğrar... Oltu’nun batısında bulunan 32’nci fırka (Alay) da sağından kendisini çevirmek isteyen bir düşman kuvvetini görünce... Avcıya yayılan iki taraf arasında amansız bir cenk başlar... Akıncılar birbirine yaklaşıyor. Birden bir şüphe, öteden işaret, hemen ateş kesilir, iki taraf kollarını açarak biri birine koşuyor, sarmaş dolaşlar ve ağlayışlar. Meğer dört saattir kendi iki fırkamız bir birini düşman sanarak cenk etmiş… Bu kazanın (hatanın) bilânçosu fecidir: İki taraftan iki bin şehidimiz var.
Sadece bu yanlış mı Nice hatalar meyanında gece, eratın ve subayların bilmedikleri arazide, keşif yapılmadan gece taarruzu da yapılmıştır: Enver Paşa Bardız’dan Sarıkamış’ın kuzey tarafına, Turnagöl sırtlarına getirdiği 29’uncu Alay’a gece taarruz emri verir. Kolordu Erkânı Harbiye Reisi Kaymakam Şeriat Beye:
“Bizim askerimiz gece taarruzu yapamaz amma yapsın bakalım, emrini verir. Elindeki tek fırkaya gece taarruzu yaptırdı. Asker hiç orman manevrası görmemiş. Taburlar birbirini kaybeder.”
Sarıkamış cephesinde soğuktan donarak ölenlerin, şehitlik rütbesine erenlerin sayısına yakın askerimizde, yanlış askerî kararlar ve taarruz emirleri ile kırılmıştır. İstasyonun üzerinde bulunan bir tepeye yerleşen Ruslar, buradan devamlı olarak Türklerin taarruzlarına karşı makineli tüfeklerle karşılık vermişler ve çok da zayiat verdirmişlerdi. Bu tepeyi ele geçirmek için Eski Sarıkamış köyüne girmek ve yakın mesafeden düşmanı yok etmek istiyordu. Enver Paşa 87’nci Alay Komutanı Lütfi Bey’le bu köye makineli tüfek ateşi altında girip işgal etmişti… Türk ordusu Sarıkamış’a girememiştir ama bari Eski Sarıkamış’a girip bir başarı, bir zafer sağlamak bahtiyarlığına ermiştir. Ancak bu zaferin sonucu acı olur: Devamlı olarak istasyon arkasındaki tepeye (Kartal yuvasına) taze kuvvetler gönderen Ruslar köyü kuşatırlar ve devamlı olarak makineli tüfeklerle ateş ederek 87’nci Alay’ı perü-perişan ederler, geriye dönmek, ileriye saldırıp çıkmak imkânı kalmayınca Alay Komutanı Lütfi Bey Alay sancağını beline sararak 22 kişi ile beraber, gece beyaz örtülere sarılıp sürünerek köyden dışarı çıkmayı başarır.3
Başkomutan Vekili Enver Paşa, eniştesi Hafız Hakkı Paşa’dan daha evvel Allahu Ekber Dağları’nı aşıp askeri bir başarıyı tek başına sahiplenmek istemesi neticesinde geceler içinde binlerce vatan evladı asker çığlıklar ata ata, çıldıra çıldıra donarak ölüyorlar ve bu duruma subayları müdahale edemiyordu. Sadece asker içinde dolaşarak; “Uyumayın ha, uyumayın ha, kıpırdanın, hareket edin, arkadaşlar zıplayın uyuyanı dürtükleyin”4 şeklinde uyarılar yapıyorlardı. Fakat saatlerdir yürüyen bu yorgun vücutlar bu uyarılara rağmen soğuğun etkisi ile göz kapaklarına müdahale edemiyor ve kendilerinden geçiyorlardı. Aynı gecenin ürkütücü karanlığında arada bir garip çığlıklar, acılı haykırışlar ormanın derinliklerinde yankılanmaktadır. Bu sesler, ümitsizliğe yenik düşerek çıldırıp kendilerini uçurumlardan aşağı atanların yürekler dağlayan feryatlarıdır.
Uzaklardan işitilen aç kurtların ulumaları, aç, yorgun ve donmak üzere olan askerin içini ürpertmekte ve derinden derine korkutmaktadır. Hele hele arada bir, bir karganın hızla askerlerin arasına dalıp yerlere serpilmiş ölü asker bedenlerin gözlerini oyması kelimelerin bittiği anı göstermekteydi.
Askerin bu psikoloji içinde olmasına bakmaksızın Enver Paşa o gece Sarıkamış’a girme kararındadır. Derhal hücum emri verir. Fakat elde kalan bir avuç askerle güçlü ve iyi donatılmış Rus askerlerini yarmak mümkün olmaz. Subay çadırlarında yapılan tüm planlar alt üst olmuş donarak ya da açlıktan ölerek sayısı azalan asker içinde kontrol iyiden iyiye elden çıkmıştı. Bu harekât da başarısız bir şekilde sonuçlanınca o gece de dağda eksi yirmibeş derecede sabahlamak mecburiyetinde kalınır. Bu ölüm kadar kötü bir durumdur. Ateş yakmak da yasaktır. Sürekli hareket etmekten yorulan asker artık gayri ihtiyari yıkılmaya, karlar üzerinde kaybolmaya başlamıştır. “Allah devlete millete zeval vermesin” şiarıyla yaşayan Mehmetçik bu buz ülkesinde donarken bile aynı sözleri dudaklarından eksik etmedi.
Subaylar günün ışımasıyla birlikte saklandıkları yerde dağınık vaziyette geceleyen birliklerini toplamaya başlarlar. Fakat bir gariplik vardır. Büyük ağaçların alçak dallarında kimi oturmuş vaziyette kimi ayakta duran askerler, komutanlarının çağrısına rağmen gelmemektedirler. Subaylar biraz daha yaklaşınca ürpertici gerçeği fark ederler. Biçare askerler, o korkunç gece ayazında ayakları donmasın diye çamların üzerlerine tırmanmışlar ve orada öylece donarak heykelleşmişlerdir. Ağaçların diplerindeki donmuş cesetlerin de şiddetli rüzgârda dökülen badem çiçekleri gibi, acımasız kış rüzgârının dallardan düşürdüğü bu donuklar olduğu anlaşılır. Bu askerler sanki KAR ÇİÇEKLERİDİR…5
Netice itibari ile bu operasyonda masum, günahsız, çaresiz ve kimsesiz 23.000 Anadolu evladı düşman mermisi ile değil, soğuğun o amansız kolları arasında donarak can vermiş ve şehit olmuştur. Bugün Enver Paşa’nın yaşayan torunları piyasada gezen 90.000 rakamını abartılı bulup; “Dedemin hakkına girip iftira atıyorlar, Sarıkamış’ta ölen 90.000 asker değil sadece 23.000 askerdir” demek gafletini göstermekte ve 23.000 rakamını az bulmaktadır. Ne diyelim Allah herkese vicdan ve merhamet versin. Sarıkamış’ta Allahu Ekber Dağları’nda donarak şehit düşen, aç kurtlara yem olan, kargalar tarafından deşilen dedelerimize Allah rahmet eylesin, mekânları cennet, komşuları Resûlullah olsun… ÂMİN.
Muhabbetle.
KAYNAKLAR:
1) Ahmet Anapalı, Kurtuluşun Faturasını Ödeyen Adam, Liman Yay. İstanbul 2011, s. 24.
2) Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, cilt 1, Nehir Yay. S.185
3) Türk Dünyası Tarih Dergisi Ocak 1990 Sayı:37 Sayfa:15-24
4) Alptekin Müderrisoğlu, Sarıkamış Dramı, cilt 1, s.32
5) İbrahim Refik, Çağlayanlar, T.Ö.V. Yayınları, s.126