Gündem

FETÖ’yü yıllar önce raporladı, kumpaslarla hedef alındı! emniyet genel müdürlüğü eski personel daire başkanı Millî Gazete’ye anlattı: “Gülen örgütünü F tipi terimiyle devlet sistemine ilk kez kaydettik”

Güvenlik bürokrasisi içinde FETÖ tehlikesini ilk sezen isimlerin başında gelen Emniyet Genel Müdürlüğü eski Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi, uzun bir aradan sonra ilk kez Millî Gazete’ye konuştu. Gülen yapılanmasına ilişkin yürüttükleri mücadeleyi, Ergenekon sürecini ve Fetullah Gülen’le ilk karşılaşmasını anlatan Selvi, dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol

2006 yılında hazırladığı F Tipi raporuyla Emniyet'teki FETÖ yapılanmasına dikkat çeken Emniyet Genel Müdürlüğü eski Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi, yıllar sonra Millî Gazete'ye konuştu. Selvi, FETÖ'ye karşı verdiği mücadeleyi, hazırladığı raporları ve Ergenekon kumpasını ayrıntılarıyla ilk kez Millî Gazete’ye anlattı. Röportaj da oğlu Erkam Selvi de hazır bulunan Selvi, baba-oğul verdikleri mücadeleye de değindi.

İşte o röportajın öne çıkan bölümleri:

Sayın Selvi, Gülen Örgütü'yle ilgili ilk duyumunuz ne zaman oldu?

İbrahim Selvi: Ben 1972 yılında girdiğim Polis Kolejinden 1978 yılında mezun oldum. Bizim dönemimiz ağırlıklı olarak sosyal demokrat ve ülkücü cenahtan oluşuyordu. Ancak bizden sonraki dönemlerde, özellikle 1980'lerin başından başlayarak FETÖ'cülerin Emniyet Teşkilatına sızdığını bizzat gözlemledim. Bunların başında F tipi listede deşifre ettiğimiz Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Recep Güven, Osman Balcı gibi isimler gelmektedir.

Ancak 1980 öncesinde Emniyet Teşkilatına sızan fakat bizim daha sonra tespit edip F tipi listeye eklediğimiz Osman Karakuş, Vadi Çiçekli, Recep Gültekin, Ahmet Pek gibi isimlerin bulunduğunu da belirtmek gerekir. Teknik olarak bana göre “1980'lerin başları örgütün Emniyet Teşkilatına sızmaya başladığı yıllar” doğru tabir olarak kabul edilse de 1970 ve sonrasına işaret eden sızmaların olduğunu da dile getirebiliriz.

Emniyetin hangi biriminde daha çok etkindiler?

Bu yapıyı biz tek bir birimde görmedik; aksine devletin en kritik damarlarında, yani Personel, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele, İstihbarat, Bilgi İşlem, Dış İlişkiler ve Tanık Koruma Dairesi gibi başkanlıklarda farklı yoğunluk seviyelerinde gözlemledik. Tabii Polis Akademisi ve Polis Kolejlerine sızma yöntemleri için ayrı ve uzun değerlendirmeler yapmak gerekir.

Bu noktada bu daireler ve birimler rastgele seçilmemiştir. Personel birimi üzerinden insan kaynağı yönetilir. İstihbarat birimi bilgiye erişim ve analiz gücü nedeniyle kritik bir merkezdir. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele birimi operasyonel kapasitesi nedeniyle hedef hâline gelir. Dış İlişkiler birimi uluslararası temas ve bilgi akışı açısından önemlidir. Tanık Koruma Dairesi ise doğası gereği hassas bilgi ve güvenlik mekanizmalarını barındırır.

Burada şuna değinmek yerinde olacaktır; Tanık Koruma Programı ile devlete sızan örgüt unsurları tarafından sahte tanıklar aracılığıyla benim de dâhil edildiğim Sauna Çetesi, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının zemini hazırlanmıştır.

“FETÖ İLE İLGİLİ EMNİYET İÇİNDE İLK RAPOR 1992 YILINDA YAZILDI”

Siz Gülen Örgütü'nü ilk duyduğunuzda Emniyet Teşkilatı içerisinde başkaları tarafından hazırlanan inceleme ya da takip oldu mu veya bu örgüt Emniyet'in ilk ne zaman radarına girdi?

Kişisel olarak ben ve benim zihnimdeki devletine hizmet eden Emniyet Müdürleri böyle bir yapılanmadan ve tehlikesinden her zeminde ve her kademede bahsediyordu. Fakat Emniyet Teşkilatı içerisinde bu yapıya ilişkin dikkat çekici ilk resmî değerlendirmeler 1990'lı yılların başına kadar uzanmaktadır.

10 Mart 1992 tarihinde Tuncer Meriç Müdürümün başkanlığında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi tarafından hazırlanan rapor, bu konuda elimizde bulunan en önemli erken dönem belgelerden biridir. Bu raporda Fetullahçıların Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve polis okullarındaki faaliyetlerine dikkat çekilmiş, teşkilat içerisinde örgütlü bir kadrolaşma çalışması yürütüldüğüne dair değerlendirmeler yapılmıştır. Dolayısıyla söz konusu yapı, Emniyet'in radarına ilk kez 2000'li yıllarda değil, 1990'lı yılların başında girmiştir.

1999 yılında Cevdet Saral Müdürüm tarafından hazırlanan ve kamuoyunda "Fetullah Gülen ve Işık Tarikatı" raporu olarak bilinen çalışma da bu sürecin devamı niteliğindedir. Bu raporda örgütün yalnızca eğitim kurumlarındaki faaliyetleri değil, devlet kurumları içerisindeki yapılanma stratejisi ve kadrolaşma faaliyetleri de daha geniş bir çerçevede ele alınmıştır.

Şunu açıkça belirtmek isterim; söz konusu her iki müdürümle de yakından tanışırdım ve her iki raporu da görev yaptığım dönemlerde bizzat okuyup yakından inceleme fırsatı yakaladım. Bu okumalarım bana 2006 yılında "Emniyet'teki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları" başlıklı raporu hazırlamamda zemin hazırlamıştır. Tabii biz Fethullah Gülen Örgütü'nü "F tipi" terimiyle kodlayarak devlet sistemine ilk kaydeden ekibiz.

“SIZDIKLARI YERDE KURUMSALLAŞIYORLARDI”

Örgütün devlete sızma politikasında sizin dikkatinizi çeken ne oldu?

Bunu Emniyet Personel Daire Başkanlığı yapmış ve sahayı yıllarca görmüş bir güvenlik bürokratı bakışıyla ele almam gerekirse; dikkatimi en çok çeken husus, örgüt mensuplarının sızma yöntemlerinin sürekliliği ve kurumsallaşma çabasıdır.

Bu kertede örgütün devlete sızma stratejisinde ilk göze çarpan şey, rastgele veya dağınık bir yerleşme değil; tam tersine uzun vadeli, planlı ve katmanlı bir yerleşme modeli kullanılmasıydı. İkinci nokta, örgütün kurumsal refleksleri taklit etmesiydi. Yani devlet içindeki hiyerarşiyi dışarıdan öğrenmek yerine kendi içinde bir "paralel hiyerarşi" oluşturuyor; kişiler resmî görevleri ne olursa olsun gayriresmî bir aidiyet zinciri içinde hareket ediyordu. Bu durum, klasik disiplin mekanizmalarıyla fark edilmesini zorlaştıran bir yapı ortaya çıkarıyordu.

Üçüncü olarak personel yerleşiminde "tesadüf" değil, yoğunlaşma ve kümelenme mantığı dikkat çekiyordu. Belirli birimlerde aynı kaynaklardan gelen personelin artışı zaman içinde rastlantı olmaktan çıkıp bir örüntü hâline geliyordu. Bu da özellikle kritik birimlerde risk analizi yapılmasını zorunlu kılıyordu. Son olarak bu yapının en belirgin özelliği sabırlı ve görünmez ilerleme stratejisiydi. Açık bir çatışma veya hızlı bir ele geçirme yerine yıllara yayılan bir yerleşme ve etki alanı genişletme yöntemi izlenmişti. Bu da erken dönem uyarıların çoğunun "tekil olay" gibi görülmesine yol açmış, ancak zaman içinde bütüncül tablo ortaya çıkınca anlam kazanmaya başlamıştı.

“GÜLEN’NİN GÖZLERİNDE İHANETİ GÖRMÜŞTÜM”

Gülen Örgütü sizinle hiç temas kurdu mu?

Bu soruya daha önce hiçbir yerde yazılmamış ve söylenmemiş bir anekdotla cevap vermek isterim. 1992-1996 yılları arasında Ankara Emniyet Müdürlüğünde Basın ve Protokol Şube Müdürü olarak çalıştım. 1993 yılında eski Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın cenaze töreninde Basın ve Protokol Şube Müdürü olarak devlet erkânıyla beraber ben de hâzirun arasındaydım.

Fethullah Gülen de cenaze törenine katılmıştı. Fethullah Gülen, saygısızca protokol kurallarını hiçe sayarak devlet erkânının olduğu safa kalabalık içinde zar zor girmişti. Ben de bunu fark edip Fethullah Gülen'i, devlet protokolü gereği devlet erkânının arkasına, yani arka sıralara ittirdim ve protokoldeki yerime geri döndüm. Yerime geri döndüğümde Fethullah Gülen'le göz göze geldik. Ben orada devleti temsil ettiğim için en ufak bir mimik ya da jest belirtmedim. Fakat gözlerindeki kini, nefreti ve devlete olan ihanetini ilk kez bana olan o kötü bakışlarında görmüştüm.

“ERGENEKON KUMPASI ADIM ADIM GELİYORDU”

Ergenekon kumpası sürecini önceden tahmin ettiniz mi?

Evet, tahmin ettim. Çünkü öncesinde 2005 yılında merhum EGM Müdür Vekili Ertuğrul Çakır Müdürümle beraber FETÖ tarafından Sauna Çetesi kumpasına dâhil edilip yargılandım. Sauna Çetesi kumpası devam ederken F tipi Ramazan Akyürek de Sabri Uzun Müdürümün yerine EGM İstihbarat Daire Başkanı olarak göreve getirildi. İstihbaratın 2006-2007 ve sonrasındaki yıllarda kademeli olarak bu yapının eline ağırlıklı şekilde geçmesi birtakım kumpasların habercisiydi.

Nitekim biz de bunu önceden gördüğümüz için F tipi listeyi hazırladık. Fakat örgüt devletin üst kademelerini o denli ele geçirmeye başlamıştı ki yaptığım F tipi raporu da sümenaltı edip beni 2008 yılında Ergenekon kumpasına gömdüler ve hakkımda soruşturma açarak 2009 yılında görevden aldırdılar.

“ERGENEKON SÜRECİNDE CADI AVI BAŞLATILMIŞTI”

Ergenekon tertibi döneminde FETÖ tarafından kumpaslara maruz bırakılıp nelere göğüs gerdiğinizi biliyoruz. Ancak aileniz bu süreçte neler yaşadı, biraz bahseder misiniz?

Biz Ergenekon'a gömülünce yaptığımız F tipi liste sanki şahsi değerlendirmelerimizle ve kişisel çıkarlarımız doğrultusunda yapılmış algısı yaratıldı. Zaman ve Taraf gazeteleri tarafından “Ergenekoncu Emniyet Müdürü İbrahim Selvi" diyerek yaftalandım. Gülen Örgütü din kisvesi altında bir yapılanma olduğu için bizi din düşmanı olarak lanse ettiler. Örgütle yaptığımız mücadelenin çerçevesini dinle mücadele çerçevesine taşımaya çalıştılar.

Bu cadı avından bütün ailecek etkilensek de en çok zararı küçük oğlum görmüştür. Küçük oğlum Erkam, yazları Kur'an kurslarına katılmıştır ve benim çizdiğim eksende devlet terbiyesiyle büyütülmüştür. Şu anda da Gazi Üniversitesinde Arap Dili ve Eğitiminde Dr. unvanıyla Orta Doğu uzmanı akademisyen olarak devletine hizmet etmektedir. Kendisi o dönemde yaşadıklarını daha net anlatacaktır.

“HAZIRLADIĞIM RAPORU 13 İLGİLİ KURUMA İLETTİM”

Erkam Bey, siz neler anlatmak istersiniz?

Erkam Selvi: Emniyet müdürlerinin içinde büyüdüğüm için daha çocukken bile babam ve arkadaşları sohbet ederken bu yapının ne denli tehdit unsuru oluşturduğuna dair söylemlere şahit oluyordum. Bu cihetle Emniyet Teşkilatı içerisindeki örgütün geçmiş faaliyetleri, kadrolaşma yöntemleri ve devlet kurumlarına sızma stratejileri dikkatimi çekiyordu. Babamın yıllar boyunca bu yapıyla mücadele etmiş olması da benim konuya daha fazla eğilmemi sağladı. Bu nedenle yalnızca kamuoyuna yansıyan bilgileri değil, geçmişte yaşanan soruşturmaları, mahkeme süreçlerini ve örgütün devlet içerisindeki yapılanmasına ilişkin kaynakları da sistemli biçimde incelemeye başladım.

Babamın itirafçı kumpasıyla tutuklanmasının ardından ise bu çalışmalarımı daha da yoğunlaştırdım. 2017 yılında mevcut verileri yeniden değerlendirerek babamların hazırladığı Emniyet'teki F tipi yapılanmaya ilişkin güncel bilgileri derledim ve kapsamlı bir rapor hazırladım. 13 sayfadan oluşan bu raporda örgütün geçmiş faaliyetleri, bağlantıları ve devlet açısından oluşturduğu risklere ilişkin tespitlere yer verdim. Hazırladığım raporu 13 ilgili kurum ve birime ilettim. Daha sonra yaşanan pozitif gelişmeler, babam hakkında oluşturulmaya çalışılan algının gerçeği yansıtmadığını ortaya koydu ve devlet nezdinde aklanma sürecine katkı sağladı.

Bugün itibarıyla çalışmalarımı Orta Doğu'nun sosyo-kültürel, siyasi ve etnik yapısına ek olarak Afrika ve bölgedeki FETÖ yapılanmaları üzerine yoğunlaştırmaktayım. Akademik çalışmalarım vesilesiyle bölge ülkelerindeki siyasi hareketleri, toplumsal dönüşümleri ve örgütsel yapılanmaları yakından inceleme imkânı yakalayabiliyorum. Bu süreçte FETÖ'nün yalnızca Türkiye için değil, faaliyet gösterdiği diğer ülkeler açısından da ciddi bir güvenlik ve istikrar sorunu oluşturduğunu müşahede etmekteyim.