8 Haziran Pazar akşamı Üsküdar-Bağlarbaşı Kültür Merkezi nde Anadolu Gençlik Derneği nin İstanbul un Fethi nin 555. yılını kutlama gecesi yapıldı. Bağlarbaşı Kültür Merkezi Anadolu yakasının önemli etkinliklerin gerçekleştirileceği yeni bir mekan olma yanında uygunluğuyla da dikkat çekicidir. Ulaşım kolaylığı uygunluk sağlayan bir nedendir.
Etkinliği başından sonuna izleme imkanını bulamadım. Ancak Üsküdar eski Belediye Başkanı sayın Yılmaz Bayat ın konuşmasını tamamıyla dinleme imkanım oldu. Gençleri temsilen konuşan kardeşin adını tam olarak duyamadım. Ses düzenindeki bir anlık dalgalanma salonun arka kısmına kırılarak yansıdı. Salonun dolu olmasını belirtirken, havalandırmanın yeterli olmadığını bu arada söyleyeyim.
Yılmaz Bayat ın konuşması gecenin anlamını ve günümüzle, özellikle gençliğin idealden yoksunlaştırılmasının tehlikesini işaret etmesiyle yararlı ve açıklayıcıydı. Konuşması dolayısıyla Bayat ı tebrik ediyorum. Umarım Üsküdar halkı önümüzdeki mahalli seçimde böyle çalışkan, gayretli, alçakgönüllü, güvenilir bir insanı yerli yerinde değerlendirir. Önceki seçimde, birtakım hevesler dolayısıyla yapılan yanlışlığın telafisi böylece gerçekleştirilmiş de olur.
Fetih, elbette hamaset duygusunu da besleyen bir tarihi olaydır ama sadece bununla sınırlandırılmamalıdır. Aynı zamanda canlı tutulması gereken tarihî ve güncel bir bilinçtir. Hamaseti besleyen tarihî bir olay olarak Fethin hatırlanması, ister istemez törensel niteliği ağır basan alışılmış bir faaliyete dönüşür, bu da kaçınılmazdır. Aslolan Fethi canlı bir bilinç olarak anlamak, duymak ve hatırlamaktır.
Anadolu Gençlik Derneği, Fethi bir duyarlık ve bilinç olarak kavrama gereğinin tezahürü çerçevesinde, izleyebildiğim kadarıyla yeniden hatırlatmayı üstlenmiş görünüyor. Onun için fetih etkinliklerini bir günle veya Mayıs ayıyla sınırlandırmayarak çalışıyor. Gençlik bu yönüyle Fethin ruhunu oluşturan ideale çağırılıyor, diyebiliriz.
Sanıyorum Afet Ilgaz hanımefendinin bir yazısında zikrediliyordu. Erbakan Hoca Fetih törenlerine her yıl katılır ve bundan da büyük zevk duyarmış. Böylece Saadet Partisi nin Fethi önemle hatırlatması, siyasî partiler içinde onun konumunu ayrıcalıklı hale getiriyor. Nitekim Fetih etkinlikleri, İstanbul dan Anadolu nun çeşitli bölgelerine, giderek İslâm ülkelerine bir bilinç tazelenmesinin uyarıcı etkinliği olarak yaygınlaştırılıyor.
Şunu özenle belirtmek gerekir. Fetih, salt bir işgal, istilâ, bir bölgenin topraklarının ele geçirilmesi olayı olarak görülmemelidir. Böyle bir yaklaşım fethin ruhunu sınırlandırmanın ötesinde koyulaşacak bir gölgelendirmeye de kapı açar.
Mutlaka bilinmesine rağmen Fetih in, II. Mehemmed in yetişme sürecinde çevresinde bulunan ulu simaları buraya iliştirmeyi gençler için yerinde buluyorum: Molla Husrev, Molla Gürânî, Hocazâde, Hızır BeyÇelebi, Ali Tusî, Molla Zîrek, Sinan Paşa, Molla Lûtfî, Fahrreddin-i Acemi, Hoca Hayreddin ve Ak Şemseddin.
Uzun Hasan ın annesi Sârâ Sultan ile şöyle bir konuşmalarının olduğu kaydedilir.
"Sârâ: Padişahım, bir kal a için bunca eziyet değer mi
Fatih: Vâlide, garazım kal a zaptetmek değil, elimdeki seyf-î şeriatın hakkını ifâ ile vazifemi icra etmektir."
Fetih ten sonra devlet erkânına Fatih şöyle der: "Bu ferah ki, bende görürsünüz, yalnız bu kal a fethine değildir. Ak Şemseddin gibi bir azîzîn benim zamanımda olduğuna sevinirim."
Ak Şemseddin hakkında veziri Mahmut Paşa ya şunu diyecektir: "Bu pire hürmetim ihtiyarsızdır. Yanında heyecanlanırım, ellerim titrer. Diğer şeyhlerin ise benim yanıma gelince heyecandan elleri titrer."
ŞairFatih ise insanı şöyle kavrar:
"Çün ecel sulh itdürür ahir niza ı kaldurur
Pes nedür dünya içün bû kûru gavgadan murâd."