Fetih (6)

Abone Ol

Ve 29 Mayıs şafağı… Şafağın ilk ışıkları ile beraber korkunç bir saldırı başladı. Osmanlı ordusu 3 taraftan hücuma geçmişti. Her taraftan atılan top gülleri şehir halkını ve askerleri dehşete düşürmüştü. Padişah ise Edirnekapı tarafındaki ana karargâhından hücumu bizzat yönetiyordu. İki taraf da inanılmaz bir mücadele içinde kahramanca savaşıyordu. Sultan 2. Mehmed, yoğun top atışlarının ardından şimdi en özel birliğini hazırladı ve bizzat onları komuta etti. Bunlar sultan tarafından özel bir ihtimamla yetiştirilmiş kapıkulu askerleriydi. 2. Mehmed, değişen savaş şartlarını çok iyi analiz etmiş ve kale kuşatmalarının hafif süvari gücüyle başarıya ulaşmayacağını anladığından kuşatmaya uygun olan yaya askerler yetiştirmişti. Sabahın ilk saatlerinde bu özel birlik Sultan’ın emri ile ilk hücumunu gerçekleştirdi ve açılan gediklerin önünde düşmana saldırarak büyük zaiyat verdirdi. Sultan, bu ilk birliği geri çekip ikinci birliği ileri sürdü. Bitkin Bizans askeri karşısında şimşek gibi hareket eden bu ikinci gücün birlikleri yüzlerce merdivenle surlara tırmanmayı başardılar. Ancak Bizans askerleri son bir derman ile surlara tırmanmış olan birlikleri püskürttü ve merdivenlerin tamamı devrildi.

Sultan ise hamlelerine birer birer devam etti. Artık takati kalmayan surlara son bir defa yoğun atış yaptırdı ki artık gerçekten de açılan gedikler kapatılamadı. Bunun üzerine Sultan, seçme kapıkulu askerlerinin üçüncü grubuyla beraber bizzat üçüncü saldırı hamlesini gerçekleştirdi. 30 kadar yeniçeri askeri düşmanın şaşkın bakışları arasında surlara tırmandı ve tamamı şehit olmasına rağmen surlara İslam sancağını diktiler. Sancağın surlarda dalgalanması Bizans askerinin maneviyatını tamamen yıktığı gibi Osmanlı askerinin ise müthiş bir şekilde şevkini artırdı.

Bu üçüncü saldırıda yeniçeri grupları artık surları her taraftan örümcek gibi kuşatmış ve hem surların üstünden hem de açılan gedikten geçerek kalenin içine girmeyi başarmışlardı. Ardından kale kapısını arkadan açmaları ile Osmanlı ordusu sel olup Bizans’ın içine akmıştı. Tüm bunlar hem surların dışında birkaç metre ötede Sultan 2. Mehmed’in hem de surların içinde Konstantin’in gözleri önünde gerçekleşiyordu. Artık savaş mücadeleden çıkmış ve kovalamacaya dönüşmüştü. Bizans direnişi tamamıyla bitirilmiş, düşman ordusu yok edilmiş, kalan az sayıda asker de esir edilmişti.

Şehrin içinde güvenlik tamamen sağlandıktan sonra 21 yaşındaki genç sultan, 29 Mayıs Salı günü öğlene doğru Topkapı surlarından şehre artık “Fatih’’ olarak giriyordu. İstanbul alınmış ve yaklaşık 1400 yıllık Roma İmparatorluğu yok edilmişti… Fatih, şürekâsı ile atının üzerinde yavaş adımlar ile etrafı hayranlıkla izleyerek büyük kiliseye doğru gidiyordu. İşte İstanbul, artık ayaklarının altındaydı. 12 yaşından beri hayallerini kurduğu şehre, kimsenin alamadığı şehre artık kavuşmuştu.

Halk ise büyük bir korku içinde Ayasofya’ya sığınmış, bu yeni fatihin kendileri hakkında vereceği kararı bekliyordu. Kuşkusuz fatih için de en önemli an Ayasofya’yı göreceği andı. Atası Orhan Bey zamanından beri Osmanoğlu’nun uzaktan izlediği bu ulu mabed, ne kadar büyüktü. Ne kadar muazzamdı. Fatih, Ayasofya’nın önüne gelince eğildi ve secdeye vardı. İçeri girdiğinde önce etrafı süzdükten sonra halkın yanına geldi. İnsanların dehşet içinde ağladığını ve kendilerini yerlere attığını görünce yerde debelenmekte olan patriğe döndü ve şu konuşmayı yaptı: “Ayağa kalk. Ben Sultan Mehmed, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” Sonra ordusunun kumandanlarına dönerek; askerin halka hiçbir fenalık yapmamalarını emretmelerini ve herhangi birisi bu emre itaat etmezse ölümle cezalandırılacağını bildirdi.

İstanbul halkı, bu durum karşısında bu kez sevinçten ağlaşmış ve hayatlarının kurtulduğunu ve hatta mallarına da kavuşacaklarını görmenin sevinci ile evlerine dağıldılar.

Fatih hem İstanbul’u hem de insanlarını gerçekten de fethetmişti…