Fetih (4)

Abone Ol

Öncelikle Uzak tepelerden kıran kırana geçen bu dehşet mücadeleyi izleyen Avrupalı tarihçiler ve seyyahlar, olanlar karşısında gözlerine inanamıyorlardı. Haftalardır surların içinde ve dışında denizde ve karada yerin üstünde ve altında Osmanlı ve Bizans karargâhlarında inanılmaz bir mücadele vardı. Fakat Bizans kuvvetleri hem askeri ile hem halkı ile artık epey yorulmuştu. Halkta her geçen gün artan büyük bir panik oluşmuştu. Bu kez gelen kuşatmacılar ne olursa olsun geri adım atmıyorlar, her yolu deniyorlar ve her geçen gün ilerliyorlardı. Ve artık surların içinde de olsalar güvenlikleri kalmamıştı. Navadan karadan ya da yer altından her an başlarına ölüm yağabilirdi. Büyük topların inanılmaz patlama sesi kadınların bayılmalarına neden olması, havan toplarının her an başlarına düşme korkusu, Osmanlı lağımcılarının her an yerin altından çıkıp bir anda önlerinde belirmeleri ihtimali halkın tüm psikolojisini ve maneviyatını tamamen bozmuştu. 25 Mayıs gecesi ise tam bir kâbustu. Şehir halkı, Meryem ananın kutsal heykelini kaldırmış sokak sokak geziyor ve kurtuluş için yalvarıyordu. Ancak bu esnada heykel ellerinden düşmüş ve parçalanmıştı. Halk ise dehşete düşerek lanetlendiklerini düşündüler. Halkın hali artık içler acısıydı. Ancak bir sonraki gece daha da yıkıldılar. Şiddetli yağan yağmur sonrası büyük kilise Ayasofya’nın üzerine bir yıldırım düşmüştü. Bu olayla beraber halkın artık tüm direnci tamamen yıkılmış evlerini terk edip kiliselere sığınmış ve başlarına neler geleceğini bekler olmuşlardı.

Konstantin ise bu olaylar karşısında düşüp bayılacak kadar etkilense de gerçekten liderliğinin hakkını vermiş ve son bir hamle yapmaya karar kılmıştı. Konstantin yine Avrupa’yı devreye sokarak yok olmaktan kurtulmak istiyordu. Onun ricası üzerine bir Macar elçisi Sultan’ın huzuruna çıktı. Komutanların meraklı bakışları arasında yine moralleri tümden bozacak mektubu okudu. Buna göre kuşatma kaldırılmaz ise Macar ordusu tüm gücüyle harekete geçecek ve savunmasız Osmanlı başkenti Edirne’ye girecekti. Ayrıca papanın da ricasıyla İtalyan deniz gücü öndeliğinde oluşan bir haçlı donanması denizden İstanbul’un yardımına gelmek üzere yola çıkmıştı.

Osmanlı ordugahını büyük bir sessizlik kaplamıştı. Moraller tam anlamıyla yine ve yeniden yıkılmıştı. Durum gerçekten de çok ciddi idi. Yoksa baştan beri Çandarlı Halil Paşa’nın söylediği gibi İstanbul’u alalım derken hem surların etrafına dağılmış 250 bin kişilik bütün orduyu hem Edirne’yi hem de tüm Osmanlı ülkesini kayıp mı edeceklerdi?

Genç Sultan fatih olayım derken ülkesi ile beraber yok mu olacaktı? Oysaki Sultan 2. Mehmed, bu durumu önceden görmüş ve kıvrak zekâsı ile tedbirini almıştı. Kuşatma esnasında batıdan ve doğudan gelecek tehlikelere karşı önlemlerini almış ve bu doğrultuda Anadolu’daki en büyük rakibi Karamanoğulları ve batıdaki muhtemel rakipler olan Sırplar, Eflaklar, Venedik ve Macarlar ile saldırmazlık ve barış antlaşmaları yapmıştı. Fakat kader başka türlü işlemiş şimdi Macarlar anlaşmayı iptal ettiklerini bildirmişlerdi. Ve arkalarında da yeniden bir haçlı ordusu desteğe gelecekti.