Bismillâhirrahmanirrahîm;
ŞEHİRLER dilberi İstanbul, dünyanın gözbebeğidir. Onda su, hava, iklim, eda ve renk estetik uyum içindedir. Tarih ve tabiîlik birbiriyle kaynaşmıştır. Boğaz ve coğrafî konumuyla stratejik öneme sahiptir. Dünyanın dikkati hep İstanbul üzerindedir. Napolyon’un şu sözü, bunu anlatır: “Dünya tek devlet olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.”
İstanbul, uzun süre Konstantiniyye adıyla Bizans’ın elindeydi. Bizans zulüm, haksızlık ve ahlâksızlık demekti. İslâm, barış ve esenlik anlamındadır. Zulüm ve haksızlığı kaldırıp hak ve adaleti tesis etmeyi amaçlar. Müslim ise, barışı planlayıp sistematize eden insandır. Fetih Suresi ve fetih hadisi, Bizans’ın zulmünü kaldırmak için Müslümanlara manevi bir güç oldu.
Rabbimiz, fetih erlerine şu müjdeleri verir: 1. Geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanması, 2. Onlar üzerindeki nimetinin tamamlanması, 3. Onları en doğru yola iletmesi. (Fetih, 2) Allah Rasülü de (S.A.V.) Bizans (Konstantiniyye) özelinde şunu müjdeledi: “İstanbul mutlaka fethedilecektir.”
Fetih Suresi ve fetih hadisi, Asr-ı Saadet’ten itibaren Müslümanların içine fetih sevdasının düşmesine yol açtı. Fetih öncesi, Müslümanlar ve başka toplumlar tarafından İstanbul üzerine 28 sefer düzenlendi. Osmanlı dört kere fetih hazırlığı yaptı. Özellikle Yıldırım Beyazıt, İstanbul’un fethini gerçekleştirebilecek dirayete sahipti. Fakat Timur tehlikesi yüzünden kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Fethin asıl gündeme girmesi 2. Murat dönemine tevafuk eder.
FETİH HAZIRLIĞI
FETHİ planlayıp uygulayan 2. Murat oldu. Oğlu 2. Mehmet’i “fetih şuuru” ile yetiştirdi. Devrinin en seçkin hocalarından eğitim aldırdı. 2. Mehmet’i fetih için en çok etkileyen hocası Molla Güranî’dir. O kadar ki, çocukluk oyunlarını bile İstanbul’un fethi üzerine kurdu.
Hocası Molla Güranî bir gün derse girdiğinde talebesini dalgın buldu. “Mehmet bu ne hal?” diye sorunca şu cevabı aldı: “Bir sevgilimiz var, hocam: İstanbul! Allah Rasülü’nün (S.A.V.) fetih hadisi aklıma geldi de!” İstanbul’u fethetme sevdası onun hücrelerine kadar sinmişti.
2. Mehmet padişah olunca hemen İstanbul’u fethetme hazırlığına girişti. Devrinin en gelişmiş ilim ve teknolojisini kullandı. Tarihin en görkemli kuşatması için hazırlık yaptı. Şehri karadan ve denizden kuşatmayı planladı. Hazırlık esnasında hocası Akşemsettin ona şu stratejiyi sundu: “Şartlara teslim olma! Şartlara teslim olmazsan, bir gün şartlar değişir, sana teslim olur. Unutma ki, dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer.”
2. Mehmet çağının gerektirdiği en güçlü orduyu hazırladı; içte birliği sağladı. Deniz kuşatması için gerekli gemileri Kabataş Deresi’nin bulunduğu gizli bölgede yaptırdı. Askerlerine gemilerin kalyonlar çekilerek Haliç’e indirileceğini anlattı. Asker içinde “Gemiler denizde yüzsün diye yapılır” diyerek bunun olamayacağını düşünüp çekimser davrananlar çıktı. Talebesinin sıkıntıda olduğunu gören Akşemsettin askere şöyle seslendi:
EMRE İTAAT GEREK
“EVLÂTLARIM! Size düşen emre itaattir. Siz emredileni yapın; kalyonları çekmeye bakın! Bu işin sahibi Allah’tır. Sizden yardımını esirgemeyecektir.”
Gemiler, yüksek azimle Tophane Limanı’na dökülen Kabataş Deresi yatağından çekilmeye başlanıp Galata arkasından Kasımpaşa yoluyla Haliç’e indirildi. Bu, dünya tarihinde ilkti. Sabah uyanan Bizans halkı, Osmanlı Donanmasını Haliç’te görünce şaşkınlığa uğradı. 2. Mehmet, deniz kuşatması sırasında çok kararlı ve heyecanlıydı. Atını denize sürüyor, “Ya ben İstanbul’u alırım; ya da İstanbul beni!” diyordu.
Zafer, komutanın zihninde kazanılırdı. Fatih daha çocukluk yaşlarında kararını vermişti bile! Yıkılmaz, geçit vermez bilinen surlar, çelikleşmiş irade karşısında daha fazla dayanamadı. 2. Mehmet’in askerleri arasında şehadete susamış nice fetih erleri vardı. Arif Nihat Asya, onların selâmını ulaştırır bizlere: “Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan’dan!”
Fetih; beldeleri İslâm’la, hakikatle buluşturmaktır. Zulmü kaldırmak, savaş kapılarını kapatmaktır. Fetih şuuru sürekli taze ve dinamik tutulmalıdır. Beldelerin fethinden önce kalplerin fethi esastır. Bunun yolu “adalet”tir. Bizans’ın zulmünden usanmış olan halk, “Müslümanlar âdil insanlardır” diyerek, “Bizans külâhı görmektense, Müslüman sarığı görmek yeğdir” düşüncesindeydiler.
Fetih, insanlığa hayat ve özgürlük bağışlar. Barış, huzur ve insanca hayatı sunar. İşgal ise, soykırım, sömürü ve haksızlığın kapılarını açar. Yakar, yıkar, saldırır, bencilleştirir. MGV/AGD fethi, depremdekiler ve diğer şehitlerle beraber 11 Haziran, saat 04.17’de Kahramanmaraş’ta Kur’an ziyafetiyle, dualarla anacak. İstanbul'un fethinin 570. yılında, daha nice fetihlere!