Feryat bizedir

Abone Ol

Suriye’de bir savaş var. Esad denen diktatör katille, Batı (ABD-İngiltere-İsrail) destekli muhaliflerin savaşı bu… İki şerrin mücadelesinde arada kalan zavallı halk oluyor. Yaşadıkları yerler, evleri, mahalleleri, şehirleri tarumar vaziyette; aileleri paramparça, hayatları allak bullak olmuş vaziyetteki halk çekiyor bu savaşın derdini, cefasını.. Bu savaşın mağduru mazlum halktır. Ülkesinde kalsa ölen, kaçsa büyük ihtimalle yine ölecek olan zavallı halk…

Bugün Avrupa’ya kaçmak zorunda kalan Suriyeliler “savaşı durdurun, biz ülkemizden ayrılmak istemiyoruz” diye feryat ediyor. Yunanistan’dan başlayıp Balkanlar’a, Doğu Avrupa’ya ve artık kıta Avrupasına, hatta İngiltere’ye kadar uzanan bir insanlık dramının aktörleri feryat ediyor. Bu feryat Almanya’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye veya ABD’ye değil ama. Bu feryadın adresi, suskunluğu ve aymazlığı dillere destan hale gelen İslam ümmetinedir. Bu feryat, doğrudan doğruya Müslüman coğrafyanın tam bağrınadır. Aslına bakılırsa bu bir feryattan öte bir ithamdır, bir ayıplamadır, bir “yazıklar olsun” manifestosudur!

Peki biz ne anlıyoruz bu feryattan Şunu anlıyoruz veya daha doğrusu anlamıyoruz: “İkiyüzlü Batı, Hıristiyan mülteciler dışındakileri kabul etmiyor, kahrolsun Batı uygarlığı”. Halbuki bu feryat Batı’ya değil ki, bize, İslam alemine. Mesajı alabilmiş, feryadı duyabilmiş değiliz ki biz.

Türkiye olarak ne yaptık savaşı durdurmak için Oradaki insanların hakkını ABD mi, İngiltere mi, İsrail m, AB mi arayacak, yoksa biz mi İslam coğrafyası bizim meselemiz mi, onların mı Biz Türkiye olarak, mütemadiyen “ikiyüzlü Batı” demek dışında hangi çabanın içine girdik İslam aleminin meselesi olan Suriye için, Batı’dan medet ummak dışında ne yaptık Allah aşkına Suriye’deki savaşı durdurmanın, halkın mağduriyet ve mazlumiyetini gidermenin yolu taraflardan birini askeri olarak desteklemek miydi yani  

Hangi İslam ülkeleriyle bir araya gelip Suriye’deki savaşı, akan kanı durdurmak için bir çabaya giriştik Amenna, bütün suç bizim değil, İslam aleminin tümüne ait. Ama biz savaşı körüklemek dışında bir şey yapmadık maalesef. Hele ki, bunu da ABD’yle ortak çıkarlara dahilinde yaptık ki, zalimden adalet çıkmasını bekleyerek hatanın en büyüğünü yapmışız zaten.

Lafa gelince, “bizden habersiz Ortadoğu’da yaprak kımıldamaz” deyip, daha yanı başındaki gelişmelere bile müdahil olamamak büyük bir acziyet halidir. Sezai Karakoç gibi İslami kesimin saydığı bir düşünür bile, Suriye politikasını eleştirdiği için sert eleştirilere muhatap olmadı mı Sadece, “Savaşı körüklemek yanlıştır, İslam ülkeleri bir araya gelerek kendi meseleleri olan Suriye’yi kendileri çözmelidir” dediği için eleştirilere uğramıştı. Aklıselim olan buydu, ancak nedense uğraşılmadı bile bunu yapmakla.

Ailesiyle Macaristan’a kaçan ve orada meçhul bir bekleyişte olan 13 yaşındaki Suriyeli Kenan, tüm dünyaya sesleniyor “savaşı durdurun, biz zaten gelmeyiz” diye. Ama aslında bize, tüm İslam alemine sitem ediyor, feryadının, isyanının muhatabı biziz. Mazlumları yabancı ellere mahkum ve mecbur eden bizim suskunluğumuz, aymazlığımız, yanlışta ısrarımız çünkü.

Sabah akşam Batı’ya küfretsek, çifte standardından, ikiyüzlülüğünden, sömürgeciliğinden dem vursak ne değişecek Dünyanın şu andaki en büyük emperyalist gücü ABD’yle ortak çıkarlara sahip olmayı, müttefik olmayı marifet sayan İslam ülkeleri idarecileri olduğu müddetçe ne düzelecek ki İslam alemi, Ortadoğu coğrafyası üzerine plan üstüne plan yapıp bunları uygulamaya koyanlara karşı biz ne yapıyoruz ki Onlar yazıyor, biz oynuyoruz sadece.

Bu şeytani çarkı kırıp atmaya girişmedikçe anca “ikiyüzlü Batı” der, kendimizi avuturuz. Mazlumların sitemi ve feryadı yakamızı bırakmaz ama…