"Ders bitti, yapı paydos!" Memleketin örgün eğitim kurumları tatile girdi, girmek üzere. Eğitim memurlarımız (Prof., Doç., Öğretmen, Belletmen vs.) şu günlerde sene sonu raporlarını sunmakla meşguller: "Falanca dersin müfredatı bitti, filanca dersinki ise şu sebeple bitirilemedi, vs "
İlgili memurlarımızın eğitim mevsimi boyunca, canlarını dişlerine taktıkları bir sürecin sonundan söz ediyoruz. Senebaşında yapılan plânlar dahilinde, her şey yolunda gitmelidir. Dahili veya harici, ortaya çıkabilecek bütün olumsuzluklara rağmen, hesap tutmalı yahut tutturulmalıdır Yasak savma edebiyatına yapılan toplu katkıyı tırnak içine alan yukarıdaki anlatımın müfredat ı, bir konuya ait tafsilatların her biri ni karşılar. Bunu tuhaf öğretim programı tamlamasıyla da adlandırabiliriz. Tamlamaya tuhaf dememizin sebebi, müfredat ın sözkonusu karşılığı sonradan, galat-ı meşhur yoluyla edinmiş olmasıdır.
Bunu açıklamak için, müfredat ın köküne küçük bir yolculuk yapacağız. Bu yolculukta karşımıza ferd çıkaracaktır: Tek , insan teki Fârisîlerin ferden ferda dediklerini duymuşsunuzdur, yani tek tek Ferd e bağlı olarak kullandığımız bir başka kelime müfred dir ve konumuzla bağlantılı olarak tek, yalnız gibi karşılıkları vardır. Şu halde, müfredat ın bir terim olarak öğretim programı anlamında kullanılabilmesi bazı şartlara bağlıdır: Hedef kişi yi ferden ferda dikkate alması, onun ferd hürriyeti kazanmasına yardım edecek olması ve şeref , hak ve şahsiyet ini öncelemesi
Peki, eğitim camialarımızın müfredat ları böylesi niteliklere haiz midir Kuşkusuz, ilkeler ve hedefler bazında birtakım (ön) kabuller den bahsedilebilir. Gelgelelim uygulamalar aynı minval üzere yürümez: Karşımıza genellikle "onur kırıcı", tek tip leştirici, sürü leştirici, şahsiyetleri öldürücü bir süreç çıkar. Bu kısa açıklamadan müfredat ın nasıl absürdleştiği anlaşılmış olmalıdır.
Fakat, müfredat ın anlam kaybına uğradığına dair daha esaslı bir gerekçe sunmamız da mümkündür. Bunun için, bir adım daha atıp ferd kelimesinin sahici kaynaklarda Allah lafzına tekabül ettiğini söyleyeceğiz. Allah ın terkipten/karışımdan ve çift olmaktan müstağni ve bütün varlıklardan farklı olduğu gerçeğini başka nasıl izah edebiliriz Buradan bir bağlantı kuracak olursak, müfredat ı Allah a ulaştıran programın bütünü, diğer bir ifade ile vahyin ta kendisi olarak anlamlandırabiliriz.
Haydi bunu pekiştirelim: "İşte şimdi Bize yapayalnız (tek başına) geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; ve (hayatta iken) size bahşettiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Kendinizle ilgili olarak Allah a ortak koştuğunuz o şefaatçilerinizi yanınızda görmüyoruz! Gerçek şu ki, sizin (dünyadaki hayatınız ile) aranızda bütün bağlar artık kesilmiştir ve bütün eski dostlarınız sizi terk etmiştir!" (6-En am/94)
Eğitim memuru arkadaşlar okuttukları derslerin müfredatlarıyla ilgili yasakları savadursunlar, biz kendimize bakalım. Hakiki müfredata tâbî olmanın bilincini kuşanıp hayatımızın bütününe egemen kılalım
BİR KİTAP
Madem müfredat üzere yazdık, Râgıb el- Isfahânî nin, orijinal adı "Kitâbu l-Müfredât fî Garîb il Kur ân" adlı kitabına değinmeden geçemeyiz Bu kitap, "Müfredât - Kur an Istılahları Sözlüğü" başlığı ile çok yakın bir geçmişte iki cilt halinde (İkinci cildi Ocak 2007 de) yayımlandı.
Abdulbaki Güneş ile Mehmet Yolcu un tercüme ettiği eserin ilk cildinde müellif ve eseriyle ilgili tafsilatlı bilgiler takdim edilmiş. Ardından Elifbe sırasına göre Kur an ıstılahları hizmetimize sunulmuş. Eseri Çıra Yayınları nın (0212 6359919/cira@mynet.com) yayınladığını da belirtelim.
ŞİİR
"Hikmet eleğinde süzülen sözümüz var.
Hak için hakikati gören gözümüz var.
Canların canına bağlanan özümüz var.
Yanmak isteyen yüreklere közümüz var."
(Ahmet Sezgin, Güllerimi Ver Anne, İlaveli 2. Bas., Etüt Yay., Samsun., 2007, s. 93)