Hayatta her şeyin bir değeri vardır. Bu değer nesnenin durumuna göre değişir. Standartlaşmış nesnelerin niteliği ve kalitesine göre bir değeri vardır. Bazı nesneler ele zor bela geçer. Bu bakımdan da zamanında elde edilen şey değerini bulur. Fakat vakit geçtiğinde ve kullanıldığında o nesneler değerini kaybedebilir.
Dünyada değerini hiç kaybetmeyen nesneler de olabilir. O nesnelerin değeri de pek kıymetli ve ender oluşlarındandır. Filhakika böyle kıymetli şeyler ya pek azdır ya da zamanında ele geçmez. Düşününüz ki iş işten geçtikten sonra önünüze bir fırsat geçiyor. Ancak siz o fırsattan istifade etseniz de etmeseniz de hiçbir şey değişmiyor.
Zamansız gelen şeyler sizi pek mutlu etmeyebilir. İnsan için en önemlisi zamanında istenilen şeyi ele geçirmektir. Diyelim ki borcunuz var alacağınızı zamanında tahsil edemediniz ve zor duruma düştünüz. Hatta iflas ettiniz. Ömrünüzün son demlerinde elinize geçen servetin bir değeri olabilir mi İhtiyarlıkta maddi imkânlara kavuşulsa da o imkânlar gençlikte ele geçse onun hatırı bir başka olurdu.
Birine değer verirsiniz karşılığını da muhtemelen görürsünüz. Ancak arkadaş gruplarının durumlarına göre verilen değerin ne olacağı bilinmez. Dünyada her şey eskir. Yani diğer anlamda yenilenir. En kral mimari binaların dahi zamana karşı direnme gücü görülebilir. Öyle bir asırda yaşayanlar olmuş ki sanat zevklerine göre ahşaptan binalar yapmışlar. Özene bezene. Konakları düşününüz. Kaç kuşak barınmış, hatıralar yaşanmıştır. Zaman gelmiş ya bir mirasyedinin elinden ya da bambaşka sebeplerle bina elden avuçtan çıkmıştır. Daha da vahimi o bina kül haline gelmiştir. İşin üzücü yanı da işte burasıdır. Değer verilen, yaşanılan ve o yaşantıyı anlamlı kılan geçmiş bir çırpıda yok edilmiş olmasıdır.
Elden ve akıldan çıkan şeyler zaman gelir hüzün bırakır. Ama hayıflanmak bir şeye yaramaz. Her şey zamanında yerini bulmalıdır. Yani değeri varken sahiplenilmelidir. Yoksa insana geçmiş acı verir. Gençliğinde yaşadığı muhitin değerlerine sahip biri aradan yıllar geçtiğinde de aynı saygıyı yaşamak ister. Sevgi saygı hayatın olmazsa olmazları arasındadır. Ancak zaman bazı değerleri öğütür. Dahası duyulan saygı da zaman çarkına yenik düşebilir.
İnsan, zamana nasıl karşı karşıya olduğunu iyi bilmeli ve görmelidir. Dediğimiz gibi her şey eskir ve eskilerin yerini yeniler alır. Eskimeyen şeyler de vardır. Ve en önemlisi de insanlıktır. Yıllar geçse de insanlık değerinden hiçbir şey kaybetmemelidir. İnsanlığın değerinin muhafazası bazı durumlara ve değerlere bağlıdır.
Bu değerlerin başında da bizleri yaratan Yüce Allah’ın bize bahşettiklerinin değerini bilmek ve hamdetmek olmalıdır.
Teknoloji bir yanda beşeriyetin işlerini kolaylaştırırken diğer yandan da çöküntülere sebebiyet vermektedir. Elbette ki insanlığın faydasına olan icatlar lüzumludur. Esas görülmesi gereken tehlikeleri görmek ve sezmektir. Kuşkusuz beşeriyet kazanımlar için yeni şeyler üretiyor ve bu üretkenliğin de sonu yoktur. Ancak insan ne olduğunu ve dünyaya gelişinin mutlak bir sebebi olduğunu görmeli ve tefekkür etmelidir. Bu açıdan bakıldığında yaşantısını çıkar ve zarar hülasası üzerine kurmamalıdır.
Ateşin çemberi içine düşen ferdin o hal içinde gözü ve gönlü sadece kurtulmak ister. Başka bir şey düşünmez ve görmez. Beşeriyet hayatı boyunca içinde bulunduğu engelleri, boğuşma ve didinmeleri, çekişmeleri hayatın gayesi dışında görmelidir. Vaktini lüzumsuz sayılabilecek gailelerden kurtarmalıdır. Dar bakış açısını bir yana koyup olabildiğince geniş bakmalıdır. İnsanlığın en büyük kaybı genellikle küçük düşünceler içinde olmasıdır. Büyük düşünmeli hedeflerini de ona göre belirlemelidir.
İçinde bulunulan an fertleri amacından uzaklaştırıyor. Yapılan iyilikler unutuluyor. Vefa denilen haslet göz ardı ediliyor. Ferdiyetçi bakış açıları paylaşımları engelliyor. Bu da insanların düşüncelerini akamete uğratıyor. Bu hal yani unutma hastalığı ve egoistçe düşünceler yalnızlığa sebebiyet veriyor. Yalnızlaşan insan hakikatin izine düşeceğine sanal yaşamaya başlıyor.
Bir şeyleri göz ardı edenler, cemiyet hayatını ferdiyetçiliğe tahvil edenlerin unutma hasisliğine tutulması da mukadderdir. Suya bırakılan küçük bir taş parçası nasıl ki halkadan dalgalar oluşturuyorsa insanlık da çevresinde kâmil manada halkalar oluşturma çabası içinde bulunmalıdır.
İnsan kendini bilmelidir. En büyük eser de kendisidir. Mükerrem yaratılan insan ferdiyetçi olamaz. Olursa yalnız kalır.
Yalnızlıksa Allah’a aittir.