Bir kez daha söylüyorum: Bir insanın para ile olan ilişkisi bütün vaktini ve enerjisini tüketiyorsa o kişinin hakikatle ilişkisi yoktur.
Paraya mesafe koyamayanlar, din ile aralarına mesafe koyarlar.
Ne denli parayı elinden paylaşım için çıkarıyorsa kişi, dindarlık seviyesi de o denli yüksekte seyrediyordur.
Aramızdaki dostluğu, arkadaşlığı koparan, kardeşlik bağlarını zayıflatıp akrabalık ve komşuluk ilişkilerini menfaate dönüştüren paradır.
İhtiyaç fazlası paraya sahip olma arzusu tahakküm isteğinin dışavurumudur. Para ile insanları yönetme ve boyun eğdirme isteği kişiye garip şekilde istiğna duygusu bahşeder.
İhtiyaçları sınırlı bir insanın sınırsız kazanç peşinde koşması şayet hayır ve hasenat maksatlı değilse büyük bir yuvarlanış, korkunç bir aldanıştır.
Maddi anlamda abartılı kazanç telafisi olmayan bir kayıptır.
Şahsi yığınaklar yapmak için kazanmakta hudut bilmeyen kişilere de tövbe kapısı açıktır. Fazla paranın da tövbesi vardır.
Sadece kendi mutluluk ve saadeti için maddi kazanç peşinde koşan kişilerin yapmak istedikleri şey dünyayı kafalarına ve bütçelerine uygun bir minyatür cennete dönüştürmektir.
İnsanın her istediğinin istediği zamanda karşılanması cennete ait bir sistemdir. Yanlarında yörelerinde düşkün ve yoksul kimselere aldırış etmeden lüks ve konfor içerisinde yaşayanların cennete dair hayal ufuklarında ister istemez daralma olacağından uhrevi kazanç motivasyonunda da azalmalar meydana gelecektir
Para, harcamaya yarar. İnsan insanı para sayesinde harcar. Kendine zor zamanlar için ayırdığı vaktini para yolunda harcar. Dolayısıyla kocaman bir ömür sermayesi para yolunda harcanır gider.
Yaşadığımız kapitalist dünyada kimse kader üzere, kendiliğinden ne zengin olur ne fakir. Fakir olmak değil, fakirleştirmekten bahsedilebilir. Aynı şekilde zengin olmak dönemi çoktan bitti, zenginleştirilme dönemi başladı.
Fakirliğin neredeyse kâfirlik haline geldiğini bize haber veren hadis-i şerif, yoksulluğun sadece mideyi değil kalbi de olumsuz biçimde etkilediğini ifade ediyor. Fakir ve miskin kişi sadece karnını ve temel ihtiyaçlarını düşünür. Bir türlü havaic-i asliyesini aşarak dinin umdelerini yaşama iradesi göstermeye güç yetiremez.
Paraya sahip olmanın emekle alâkası gittikçe azalıyor. Emeğin karşılığı sorunu ideolojiler çağı bittiği halde hâlâ güncelliğini sürdürüyor.
Parayı hak edene vermemenin zulüm olduğunu seslendiren kalmadı. Çünkü herkes konu para olunca onun üzerinden inisiyatif kurmakta yarışıyor. Para her anlamda bir kâğıt; en çok da turnusol kâğıdı.
Kâğıdın olduğu yerde üçkâğıt da vardır. Üçkâğıdın en yaygın olduğu kâğıt türü banknot yani papeldir!
Para öyle bir çeldiricidir ki, sahip olunca bir insanın bilinçaltı çekmecesinde sakladığı ne varsa ortaya çıkarır. Pazar yerleri ipten geçilmez.
Açlık ve yoksulluk, neresinden bakılırsa bakılsın gelir dağılımı dengesizliği ve bir insan hakları sorunudur.
Yoksulluk ve açlık sadece bir insan hakları sorunudur deyip geçemeyiz elbette. Aynı zamanda bir kıyamet habercisidir. Boşuna dememişler “Biri yer biri bakar, kıyamet o zaman kopar!” diye.
Yoksulların sitemi şöyledir: Ne cimridir bu hayat ne bayram ne Pazar bir kere bile o kadar elini öpmemize rağmen bize harçlık verdiğini görmedik.
Varsılların sitemi şöyledir: Koskoca bir ömrün cirosu bu mudur ey hayat!
Rahmetlik olan kiracıların sitemi: Paralı yatılı idik şu kavanoz dipli dünyada, ölüm sayesinde parasız yatılıya geçtik. Sen bizi görmedin aşk olsun hayat!
Dilenen adamın sitemi: Ey hayat herkese “dile benden ne dilersen” derken bize ne diye kelime oyununa sapıp “dilen benden ne dilenirsen” dedin. Bozuk paraları kalkıp şimdi ben nerede tamir ettireyim?