Fazıl Say'a sahneler, yoksul halk çocuklarına sürgünler?

Abone Ol

Bu ülkede halka düşman olmadan Şopen, Mozart, Bach sevdirilemiyor mu acaba Oysa evrensel batı müziği bütün insanlığın estetik sanat anlayışını yansıtmakta.

Fakat ne yazık ki, bizde böyle olmuyor.

Kimi sanatçılar, klasik batı müziğini halka sevdirelim, insanların müzik kalitelerini artıralım; kötü, seviyesiz, basit müzikten onları kurtaralım derdinde değil.

Bencil ve hedonist kaygılarla ceplerini düşünmekteler.

Çaykovski yi sadece İslâm kültürüne yabancılaşmışların dinleyebileceğine dair yanlış bir yargı gereği, halkı ile arasındaki uçurumu iyice açmakta kimi sanatçılar.

Bir caz konserine giden başörtülü bir insanı, sanki uzaydan gelmiş gibi bağnazca ve ilkel bakışlarla bunaltarak, müzik zevklerine kadar ambargolar konmuş benim ülkemde.

Bu yüzden belki de kötü ve eğitimsiz sanatçıların arabesk konserlerinde yığınla başörtülüler.

Sadece orada dışlanmadıkları için midir ki, onlarda; bağırıp, oynayıp, deşarj olmaktalar.

Fakat son yıllarda bazı sanatçıların kafaları karışık.

Kimi aydınların, batılı yayın organlarına ülkelerini kötüleyince Nobel sahibi olduklarını bile görünce.

Artık kim tutar onları.

Bu yüzden belki de Fazıl Say, Türkiye aleyhine konuşmak için Alman Medyasını seçiyor.

Ülkesini terk etmek zorunda kalacak denli İslâmcılar tarafından dışlanan bir yüzde otuzluk dilim mensubu olduğunu arz edip, batı medyasından merhamet istiyor.

Her seferinde ülkesini şikâyet edenlere hatırı sayılır yüklü ödülleri esirgemeyen batı; bakalım Say için gönlünden ne koparacak.

Hani pek çoğumuza göre Fazıl Say ın bir sıkıntısı yoktu.

Ultra rafine beyaz Türklerden olarak, bir eli yağda bir eli balda idi.

Arada müzik çalışmalarını aksatıp Türkiye nin en pahalı film aktrisleri ile birliktelikler yaşayacak kadar özgürlüğünün tadını çıkarıyordu.

Türkiye onun gibilerin cenneti idi.

Ne yasaklarla karşılaşmıştı.

Ne okulundan uzaklaştırılmıştı.

İş sıkıntısı da çekmemişti.

Yaşam standardı ile halkın tepesinden bakarken, iyi kazanırken.

Hayran kitleleri, elini tutabilmek için kırılıp geçerken, İslâmcılar acaba yağız atına kışkış mı demişti

Hangi konuda rencide olmuş ki, diye düşünürken, meğer cumhurbaşkanlığı davetine çağırmayı unutmuşlar.

Sonra köşkten özür niyetine açıklama geliyor ama O; kırık kalbini ödül veren dünya cemiyetlerinin tamir etmesini beklemekte.

Kimileri pek çok tez ortaya atmakta.

"Acaba bu çocuk askerlik yapmış mıydı" araştırmasında bile bulunanlar var.

Fakat sorun, halka yabancılaşma.

Yabancı muhitlerden himmet umma.

Ne ki ülkeyi terk edeceğim diyen birine, halk ayaklarına kapanıp "ne olur gitme" demez.

Hangi mağduriyetten gittiğine bakar.

El kadar kızlar okullarına alınmadıklarında; ailelerinden ayrılıp, terki diyar ettiklerinde; kimse kalkıp bu çocuklar niye vatanlarında okuyamıyor diye sormadı.

Yaban ellerde hiçbir kız, kalkıp ülkesini yabancı medyaya şikâyet etmedi.

Hoş yabancılar da; yerli kimliğini korumak için hicret eden bu gençlere fazla da ilgi göstermedi.

Fakat bu gençler, her seferinde bir sürgün gibi yaşadıkları yaban ülkelerde, vatan hasreti ile gün saydılar.

Okuyup; doktor, mühendis, avukat oldular.

Oralarda kalmayı hiç düşünmediler.

Akılları dünyanın en güzel memleketi olan Türkiye de idi.

Şimdi birer birer dönmekteler.

Yine onlara ülkelerinde iş yok.

Yine negatif ayrımcılıkla uğraşmak zorundalar.

Fazıl Say a sahneler, kürsüler.

Bu vatanın halis çocuklarına yine dışlanmalar.

Aramızdaki fark işte bu.