Fatih?e yakışan nesil

Abone Ol

Mayıs ayının son günleri münasebetiyle bugünlerde

İstanbul un fethinin yeni bir yıldönümünü kutluyoruz. Milletimize İslâm dan

sonra en büyük şerefi kazandıran İstanbul un fethi gerçek bir mucizedir.

Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed in (sav) risâletini isbat eden büyük

mucizelerden biridir.

İstanbul un fethi Sevgili Peygamberimiz in (s.a.v.)

vefatından 821 yıl sonra zuhur etmiş olması açısından diğer birçok mucizeden

daha üstün ve parlaktır. Asırlar sonra insanların O Peygambere bir kere daha

iman etmelerine vesile olması açısından üstündür.

Peygamberimiz Efendimiz in (s.a.v.) fetih mucizesi

burhan görevini, Efendimizin (s.a.v.) irtihalinden 821 yıl sonra ifa etmiştir.

Bu burhan teşkil etme özelliği kıyamete kadar da devam edecektir. İnsanlık

tarihi bunun hem şâhidi hem de tellâlıdır.

Rasûl-ü Kibraiya (s.a.v.) Efendimiz: Konstantiniyye

(İstanbul) mutlaka feth olunacaktır. O nu fetheden kumandan ne güzel komutan

O nun askerleri ne mübarek askerlerdir.

Fetih müjdesi verildikten 821 yıl sonra 1453 de İstanbul un

fethini gerçekleştiren Osmanlı ordusu tam bir Allah ordusudur. Kur an ın nice

surelerinde Cündullah diye isim verip övdüğü, işte bu ordudur. Bu ihtişamı ne

kalemle ne de sözle ifade etmek mümkündür.

Osmanlı nın kuruluşundaki gaye ve hedefini yabancı tarihçiler

anlatırken kuruluşundan yıkılışına kadar Osmanlı Devleti (Devlet-i Âl-i Osman)

kendisini İslâm gücünün ve inancının ilerlemesine ve savunmasına adamış bir

devlet idi. Osmanlı toprakları Memâlik-i İslâm (İslâm memleketleri),

hükümdârı İslâm halifesi, orduları Asâkir-i İslâm (İslâm askerleri), dini

başkanı Şeyhü l-İslâm olarak isimlendirildi.

Osmanlı Türkleri kendilerini İslâmlık ile özdeş

görmüşler, diğer herhangi bir İslâm ulusundan çok daha büyük ölçüde

hüviyetlerini İslâmlık içinde eritmişlerdir. Türk kelimesi Türkiye de hemen

hemen kullanılmaz iken, Batı da Müslümanın eş anlamı hâline gelmesi Müslüman

olmuş Batılıya Türk olmuş denmesi düşündürücüdür. (Bernard Lewis. Modern

Türkiye nin Doğuşu, Sf: 12-13)

Milâttan önce temeli atılan İstanbul şehri bulunduğu

yerin değeri bakımından her devirde dikkatleri üzerine çekmiştir. Gerçek

sahiplerinin eline geçinceye kadar da gayr-i müslim ve Müslümanlar tarafından

28 defa muhasara edilmiştir. Bunlardan 17 si; Trakyalılar, Eski İranlılar,

Turaniler, Lâtinler ve Avarlar gibi gayr-i müslim milletler tarafından; 7 si

Müslüman Araplar; 5 i de Müslüman Türkler (Osmanlılar) tarafından olmak üzere

29 defa muhasara olunmuş ve sonucunda, büyük Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan

Mehmed Han tarafından kesin olarak fethedilmiştir.

Bir beldeyi harb veya sulh yoluyla ele geçirmek ve

kapılarını İslâm a açmak anlamına gelen feth İslâm da iki yerde

kullanılmıştır.

Birincisi, İslâm ın kalbi ve merkezi olan Mekke nin fethi

için Kur ân-ı Kerîm de kullanılır. Konu ile ilgili sure Fetih Suresi ismini

taşır.

İkincisi ise, Resûlüllah ın kelâmında ifade edilir. Bu da

İstanbul un fethini müjdeler.

Bunlardan birincisi, Allah ın Peygamberine; ikincisi ise,

Peygamberin ümmetine müjdesidir. Her ikisi de gerçekleşmeden önce haber verilen

birer mucizedir.

Rasûl-ü Kibriya Efendimiz in (s.a.v.) verdiği müjdeye

nail olabilmek için Hz. Osman (RA) devrinden itibaren çeşitli ordu kumandanları

gayrete gelerek fethi gerçekleştirme yarışına girmişlerdir. Ancak fetih Fatih

Sultan Mehmed e nasip olmuştur.

Bu konu İslâmî hareketle olan ilgisi içinde ele

alınmalıdır. Bizim için temelinde Peygamberimizin (s.a.v.) çalışma şeklini

içinde barındıran bu hareket, şer i teklifleri organizeli bir yapılanmayla,

iyiliği emredip kötülüğü de men ederek hayata hâkim kılma çalışmasıdır.

Peygamberimizin (s.a.v.) çalışma metotları çalışma

şekline Kur an ın hayata aktarımını ameli hâle getirdiği için işi tüm

zenginliği ile yakalayamaz, dinamizmini yakalayamazsak başarı ihtimalini de

sıfırlamış oluruz.

Böyle bir harekette üç önemli öge vardır:

1- Rabbimiz kanun koyucudur.

2- Uluhiyyet O na aittir.

3- Rububiyyet O na aittir.

Fethe giden yolda Peygamberimiz Efendimiz(s.a.v.) i,

O nun metodunu bilmeye ve emirlerini dinlemeye çok ihtiyacımız var. Allah

(c.c.) muinimiz olsun...