Fatih ve askerleri

Abone Ol

Yeryüzünde ezeli ve ebedi bir dava için gelmiş bulunan

Müslümanlar o davayı tahakkuk ettirinceye kadar dünya üzerinde sükûnet ve huzur

bulmaya, rahat gezmeye, istirahat etmeye imkân bulamayacaklardır. Davayı

tahakkuk ettirinceye kadar buna imkân ve ihtimal yoktur.

Yeryüzünde Müslümanların peşinden koşması gereken dava

nedir Bunun Kur an-ı Kerim beyan ediyor (Bakara Suresi 193 üncü ve 195 inci

ayetler):

Yeryüzünde Allah ın dediği oluncaya kadar mücadeleye devam

ediniz...

Bu ayetin ışığında İstanbul un fethini ele almak gerekiyor.

Bu vazife terk edilirse ne olur

 Neticeyi iyi hesap

etmek lâzım...

 Osmanlı nın

kuruluşundaki gaye ve hedefini yabancı bir tarihçi şöyle değerlendirmiştir:

Kuruluşundan düşüşüne kadar Osmanlı Devleti (Devlet-i Aliyye-i Osmanî) kendini

İslâm gücünün ve inancının ilerlemesine veya savunmasına adamış bir devletti.

Osmanlı toprakları `Memâlik-i İslâm (İslâm memleketleri) hükümdarı (İslâm

padişahı, orduları) `Asâkir-i İslâm (İslâm askerleri), dinî başkanı

`Şeyhü l-İslâm olarak isimlendirildi.

Osmanlı Türkleri kendilerini İslâmlık ile özdeş görmüşler,

hüviyetlerini İslâmlık işinde eritmişlerdi. Türk kelimesi Türkiye de hemen

hemen kullanılmaz iken, Batı da Müslüman ın eş anlamı hâline gelmesi ve Müslüman

olmuş bir Batılıya `Türk olmuş denmesi düşündürücüdür (Bernard Lewis, Modern

Türkiye nin Doğuşu, Terc. Prof. Dr. Metin Kıratlı, Ank. 1988, Sf. 12 13).

 Osmanlı Devleti nin

kurucusu Osman Gazi de ölmeden evvelki son sözlerinde bu hakikati veciz bir

şekilde şöyle ifade etmişti:

  Bizim mesleğimiz ve

maksadımız Allah ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası

değildir.

Gelelim konumuza:

 İstanbul un fethine

en büyük inanç kaynağı olan âmillerden biri de Ahmed bin Hanbel inMüsned inde

mevcut olan: Le tuftehanna lKostantiniyye... (İstanbul muhakkak

fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu (şerefli)

kumandan ve askeri ne mutlu askerdir hadis-i şerifidir. Bu sebeple İ.

HâmiDanişmend in dediği gibi:

İstanbul u fethetmek dünyevî olduğu nisbette uhrevi bir

saadet yoluydu. İstanbul üzerine yürümek, din ve dünya cennetine sefer etmeye

benziyordu. (İ. H. Danişmend, İstanbul Fethinin Medeni Kıymeti, Sf. 8)

 Bizans kapılarına

dayanan aslında bir ordu değil, bir medeniyettir. Tekniğiyle, ahlâkıyla, din ve

vicdan hürriyetiyle, fikir ve düşünce hürriyetiyle ve Türk İslâm medeniyeti...

Bu yüzden fetih, bir dönüm noktası; Fatih ise çap, bilgi, birikim ve vizyon

açısından bir deha, bir model insandır.

Bizans ı fetheden bu medeniyetin Fatih ine bakın: 21

yaşında. Arap ve Acem edebiyatını, İslâm ilimlerini, İslâm hukukunu, tasavvuf

felsefesini, şark mitolojisini ve Divan Şiiri kültürünü bilecek ve bu konularda

eser verebilecek kadar ufuklu. Astronomiden tıp bilgisine, matematikten kimyaya

kadar bütün müspet ilimleri ruhunda bir senteze kavuşturmuş; Arapçayı ve

Farsçayı, Latince, Yunanca ve Sırpçayı anadili gibi konuşan bir âlim kişidir.

Üstelik hem şair, hem de karanlık Bizans ı aydınlatacak ruh ve fikir ufkuna

sahip. Zira Papalığın Türk ve İslâm dünyasına beslediği nefrete karşın,

Fatih in Hıristiyan ahaliye tanıdığı hürriyet ve haklar karşılaştırılırsa, o

devir İslâm medeniyeti ve cemiyet yapısı arasında büyük fark kendiliğinden

ortaya çıkmış olur (İstanbul un Fethi ve Fatih, Sf. 46, Hüseyin Algül).

 Sultan Fatih ten beri

anılan bu ufuk çizgisi bugün için yeni bir kadroyu beklemektedir. Öfke ve

fanatizmi değil, Fatih in ruhunu Bilgi Çağı nın ötesine taşıyacak kadro.