Fatih Sultan Mehmet’i Örnek Alın!

Abone Ol

Osmanlı Devleti’nin kurucuları, ihlâslı müminlerdi. İslâm’a candan bağlı idiler. O devirde, Kur’ân-ı Kerim hayatın her safhasına hâkimdi. İlk kuruluş yıllarında Şeyh Edebâli’den Molla Fenârî’ye kadar yüzlerce âlim, idarecilere yol gösteriyor, onlara Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini, Resulûllahın sünnet-i seniyyesini izah ediyorlardı. Osmanlı, bu rehber şahsiyetlerin de ikaz ve irşatlarıyla devlet modelinde Kur’ân-ı Kerim’in rehberliğini esas alıyordu. Kur’ân-ı Kerim incelendiğinde, Allah’ın kitabına bağlı bir İslâm devletinin, bu vasfını devam ettirdiği takdirde ömrünün asgarî 120 yıl olduğu görülür. Bu bağlılık devam ettiği müddetçe de devlet yaşamaya devam eder. Bu şekilde kıyamete kadar da yaşayabilir. İslâm devleti, devlet için lüzumlu bütün elemanları Allah’ın kitabına dayanarak kendisi yetiştirmelidir. Eleman yetiştirmeyi devlet dışı gruplara, fraksiyonlara bırakırsa, onları devlet idaresine ortak ederse, o vakit o devletin eceli gelmiş demektir. Bunun bir delili, Talut, Hz. Davut (A.S.) ve Hz. Süleyman’ın (A.S.) peş peşe devam eden idare müddeti ve sonradan bu İlâhî hükme aykırı davranılması yüzünden devletin inkıraz bulmasıdır. Talut’un idare müddeti 40 sene, Hz. Davut’un (A.S.) idare müddeti 40 sene ve Hz. Süleyman’ın (A.S.) idare müddeti 40 senedir. Bu, toplam 120 sene eder. Bu zaman zarfında İslâm devleti, askeriye başta olmak üzere her sahada devletin ihtiyacı olan elemanları kendisi yetiştirmiştir. Böylece devlet 120 yıl yaşamış ve bu devrede bütün dünyada İslâm hâkim olmuştur. İlk 40 sene devletin temelinin atıldığı devredir. Sonraki zaman dilimi tekâmül devresidir. Hz. Süleyman Aleyhisselamdan sonra, oğlu, Allah’ın emri olan bu devlet mekanizmasında kendi kafasına göre değişiklik yapmış, devletin ihtiyacı olan elemanları, gruplardan, muhtelif fraksiyonlardan sağlama yoluna gitmiş, neticede de devlet inkıraz bulmuştur.

Osmanlı Devleti’nin ilk üç yüz senesinde bu temel ölçülere uyulmaya çalışılmıştır. Kur’ân’ın emrettiği bu idare modeline en sadık şekilde uyanlardan biri de Fatih Sultan Mehmet’tir. Fatih, her sahadaki devlet elemanlarını bizzat devletin nezaretinde yetiştirilmesine dikkat etmiştir. Silah imalatında ve gemi inşâında çalışan mühendislerden tutun, maliye, hukuk, hariciye, askeriye ve sair sahalardaki elemanları, devlet, Kur’ân-ı Kerim’in ve sünnet-i seniyyenin terbiyesi altında yetiştirmiştir. Halk için de aynı durum mevzubahistir. Meşhurdur, Fatih, İstanbul’u fethe gitmeden önce çarşıyı teftiş ederken, siftah eden bir esnafın, diğer malları da siftah etmeyen komşusundan almasını tavsiye etmesi üzerine; “Bu ahlaktaki milletle, değil Konstantiniyye’yi, dünyayı fethederim!” demiştir. Halk böyle idi. Ordu mensupları geçtikleri yerde yedikleri üzümün ücretini asmanın dalına bağlayıp öyle gidiyorlardı. Neticede ne oldu? Haritayı önünüze alıp bakın!..

İşte İslâm devletini yönetenler de kendilerine Fatih Sultan Mehmet’i örnek almalıdırlar. Bu konuda Sultan II. Abdülhamit’i örnek almaya çalışmak yanlıştır. Merhum Abdülhamit Han son derece iyi niyetli, deha derecesinde bir idareci idi. Ancak onun zamanında durum şöyleydi: Uzun zamandır bu temel yapı değiştirilmiş, dışarıda yetiştirilen adamlar devleti idare etmeye başlamıştı. Bir yandan Avrupa devletleri, bir yandan Jön Türkler, bir yandan İttihat ve Terakki Partisi, bir yandan içerisine ecnebilerin adamları sızmış tarikatlar, cemaatler, gruplar, hizipler devlet idaresine elini, kolunu, ayağını, burnunu sokuyordu. Sultan Abdülhamit, Fatih ceddi gibi işi temelden ele almak yerine, mevcut statükoyu ıslah ederek devam ettirme yoluna gitti. Şahsî dehasıyla binanın yıkımını bir müddet geciktirdi. Netice ne oldu? Tarih okuyanlar bilir…

Dünyada, beşer tarihinin en dikkat çekici hâdiseleri cereyan ediyor. Süper güçler, devletler yıkılıyor. (Bir zamanlar SSCB vardı. BOP’tan önce birçok ülke vardı…) Kısa bir müddet sonra birçok devletin ve sistemlerin tarihe karıştığını göreceğiz. Böyle bir devrede Müslümanların idarecileri, Kur’ân-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi esas almalı, devlet idaresinde Fatih Sultan Mehmet’in yaptıklarını araştırmalıdır. Bu yol insanı zafere götürür. Tecrübeyle sabittir.