Fatih olmak için - 2

Abone Ol

Bunu anlattıktan sonra Sultan Murad oğluna şöyle

seslenir: Ey oğul, Şunu iyice bellemelisin! Herhangi bir şeyin, devamlı olarak

kaba kuvvet, kılıç, kahramanlık ve ezici güç zoruyla meydana gelmesiyle, akıl,

tedbir, sabır, ileri görüşlülük, imtihan ve yorucu tecrübeler sonucu,

dilediğimiz şekilde meydana gelmesi arasında büyük farklılıklar vardır. Birinci

yol, her zaman geçerli olmadığı gibi, sakıncaları da çoktur der ve devam eder:

Bir adam, bir bahçe dolusu yemişi yiyebilmek için bir bahçeye girse, henüz olmamış

ham meyveleri koparıp ağzına atsa, yemek istediği meyve değil, belki de

zehirdir. Fakat olgunlaşmasını bekleyip ondan sonra koparıp yese, yediklerine

ancak o zaman yemiş denebilir. Geleceğin Fâtihi Şehzade Mehmed, babasının

verdiği bu öğütten kafasına takılan bir meseleyi şöylece sorar:

Ey benim mutlu babam! Muhteşem sultanım! Memleketin

genel idaresinde, yani halkın iyi yönetiminde, halkı idareye karşı itaat

ettirmekte, akıl, ileri görüşlülük ve sağlam kanunların sağladığı kolaylığın,

silah gücünden ve kaba kuvvetten daha iyi, daha faydalı olduğunu söylemiş

bulunuyorsunuz. Fakat İskender ve Nûşirevân da âdil ve doğru padişahlar olmakla

birlikte, akıl ve kanun kuvvetinden çok kılıcı kullanmış ve geniş ülkeleri

ancak silah gücüyle fethetmişlerdir. Yine aynı şekilde, inatçı ve dik başlı bir

at, binlercesi söylense de güzel sözden ne anlar, ona söz yerine mahmuz vurmak

daha çok etki yapacaktır.

Sultan II. Murad oğlunun bu tesbitini değerlendirerek

şöyle buyurur:

Ben, sana kılıcın faydasızlığından ve gereksizliğinden

bahsetmiş değilim ki! Ama onu yerinde ve gerektiğinde kullanmak lazımdır.

Kılıcı kullanıp, onun yardımıyla ülkeler fethetmek için yine akıl ve fikre

danışmak, herhalde, onun yardımını da almak gerekir. Ancak bu şekilde olursa,

yapılan işler sağlama bağlanmış olurlar. Çünkü çokları, sadece birini, mesela

kılıcı ve tek başına kuvveti kullanarak savaşa girmişler, tabii sonunda bozguna

uğramışlardır. Kılıç, tek başına, onların da işlerine yaramamıştır. Onların o

yarınlara kalarak her fırsatta anılan büyük işleri, görünüşte, kılıcın

gölgesinde olmuşsa da, gerçek anlamda akıl, mantık ve sevgi güçleriyle

gerçekleşmiştir. İran Padişahının yüz bin askerine karşılık, İskender onu kırk

bin askerle, hem de kendi toprakları olan İran da bozguna uğratmıştır... Eğer

İskender aklını kullanmasaydı, bu sonuca ulaşabilmesine imkân var mıydı

Padişah II. Murad, bu arada dedesi Yıldırım Bayezid in Timur karşısında, Ankara

yakınındaki Çubuk ovasında uğradığı yenilgiyi de hatırlatarak; Mesela dedem

Sultan Yıldırım Bayezid sadece kılıcına güvenmeyip, tedbirini de onunla

birlikte alıp, birazcık aklını da kullanabilmiş olsaydı Timurlenk hadisesi olur

muydu hiç diye hayıflanır. Sonra da şunları ilave eder nasihatlerine:

Bütün bunlar gösteriyor ki, aklın gücü kılıçtan daima

üstündür. Bu bütünüyle her şeye karşı böyledir. Akıl, kılıca karşı sürekli

olarak üstünlüğünü korumuştur ve korumaktadır. Güçlü ve kuvvetli olmak iyidir,

fakat kuvvet daima aklın emrine verilmelidir... Şu bir prensiptir: Eğer yenik

ve güçsüz bir padişah normal olarak karşısındaki galip padişaha barış teklif

etse, galip gelen bu teklifi reddedemez. Bu yüzden Cenâb-ı Hakk padişahlara güç

ve kuvvetin yanında akıl da vermiştir ki sahip oldukları kuvvetleri aklın

yardımıyla yerli yerinde kullanabilsinler. Sadece birini kullanmaları iyi ve

yeterli değildir. Padişahlığın taşıdığı anlam, biraz da, bunların her ikisini

de yerli yerinde kullanabilmekle gerçekleşir

DİNÇ KALMANIN SIRRI

Şehzade Mehmed babasının yaşının seksenlere dayanmış

olmasına rağmen hâlâ dinç olmasının sebebini merak etmektedir. Sorar: Kulunuz

ve oğlunuz olan ben sizin bir noktada hayret etmekteyim. Yüce Allah ın bir

hikmeti olarak mübarek ve uğurlu yaşınız şu sıralar seksen yılı aşmış

bulunmakta. Böyle olduğu halde diğer yaşlılar gibi ne boyunuzda bir eğilip

bükülme ne de sırtınızda bir kamburlaşma var. Bunun yanında çektiğiniz bunca

zahmet ve meşakkate rağmen, eskiden olduğu gibi yiğitlik ve kahramanlığınızı

sürdürüyorsunuz ve son derce zindesiniz, şen ve neşelisiniz. Üstelik akıl ve sezgilerinizi

de yerli yerinde kullanmaktasınız. Hâlbuki diğer yaşlılar sanki ağır bir yük

taşır gibi inil inil inildemekte ve devamlı şikâyette bulunmaktalar. Ben

oğlunuz olarak siz kutlu babamdan şunu öğrenmek isterim: Şerefli ve yüce

karakteriniz için ne tür bir ilaç, üstün aklınız için ne cins bir nesne

kullanıyorsunuz Eğer bunu ben oğlunuz ve kulunuza da öğretme lütfunda

bulunursanız inşallah ben de o yaşlılık çağlarına ulaştığımda kahramanlık ve

yiğitlik yanında neşe ve sevinç dolu bir hayatı da beraberimde getirmiş

olurum.

Oğlunun bu sorusuna Sultan Murad, günümüzün modern bir

eğitimcisi gibi cevaplar vermektedir. İnsanları doğumdan itibaren

bebeklik-çocukluk- gençlik-ergenlik- olgunluk-yaşlılık gibi çağlara ayırıp,

bunlara tek tek örnekler verip açıklamaktadır. Ve nasihatlerini de bu

açıklamaların arasına serpiştirivermektedir. Bu serpiştirdiği nasihatlerin

içinde açıklayıvermektedir dinç kalmasının sırrını: Ben doktora çok az

başvurmuşumdur. Çünkü hemen her şeyi ölçüyle kullanırım, hiçbir zaman ölçüyü

kaçırmam.

Ölçülü olma, bence her hastalığın tek çaresidir. Perhiz

her hastalığı def eder. Yemenin içmenin fazlasından her zaman kaçınırım. Ben

böyle az yemekle çok yiyenlerden hiç de aşağı kalmam. Hatta o çok yiyip de

hayatlarını erken tüketenlerden yani ölenlerden belki de daha fazla yemiş

sayılırım. Aşırı şekilde çok yiyip çok içenler bence kendi kendilerini

zehirlemektedirler. Benim de zaman zaman hastalandığım olmuştur. Ama

doktorların beni iyileştirmesi çok uzun sürmemiştir. Çünkü ben midemi öyle olur

olmaz bozuk, gereksiz şeylerle doldurmam, bunun yerine az, fakat temiz ve iyi

yiyeceklerle beslenirim. Her eline geçirdiği şeyi midesine indiren gençlerin

iyileşmeleri de zor olur. Beni böyle sapasağlam olarak ihtiyarlığa ulaştıran

iki şey vardır tecrübe ettiğim ve adet haline getirip uyguladığım. Bunlardan

biri az yemek yemek, diğeri de yemeklerimi sindirebilmek için ister sabah ister

akşam, oturmayıp bazen atla bazen de yaya olarak gezip dolaşmamdır. Ey oğul!

Senin de bu tavsiyeme uymanı ve benim gibi yapmayı ihmal etmemeni istiyorum. Ve

inşaallahü r-Rahman bu çok yaşamak sana da müyesser ola!

METRUK GEMİ

Kendilerini, yine kendileri için zararlı olan şeylerden

korumayan gençler; artık ne çivi, ne zift ne de benzeri bir maddeyle onarılması

mümkün olmayan bir geminin çürümeye terk edilişi gibi metruk bir durumdadırlar.

Onların bazıları, hayatlarında israf içinde yüzdüklerinden zamanından önce

yaşlanmaya yüz tutarlar. Henüz otuz beş-kırk yaşında oldukları halde yetmişlik

yaşlılar gibi beyazlıklara bürünmüş, yüzleri buruşmuştur.

Yeryüzünde yaşayan insanların çoğu, hiçbir zahmete ve

meşakkate katlanmadan, bazı oyunlarla ve bir anda zengin olmayı tasarlayan bir

kimyagere benzerler. Yani bir bakıma gençler de hem çok yaşamak isterler, hem

de bunun için gerekli olan şartların başında gelen perhize uymayı bilmezler.

Perhiz yapmazlar.