Toplumumuzda genellikle farklı düşünceye tahammül kültürü oluşmamış, kimsenin kimseye tahammülü yok. Devleti yönetenler de ne eleştiri ne de farklı görüşlere tahammül edebiliyor. Fert planında birbirimize karşı da böyle bir anlayış sergiliyoruz. Bu arada sorumluluk mevkiinde bulunanlar da toplumu, olaylar konusunda bilgilendirmeye ihtiyaç duymuyorlar. Çoğu zaman bilgilendirme adına yapılan açıklamalar ise kafaların daha da karışmasına hizmet ediyor. Oluşan sorular cevap bulmuyor, tereddütler ortadan kaldırılmıyor.
Böyle olunca da meydan fısıltı gazetesine kalıyor. Toplum, bilgi sahibi olmak için fısıltı gazetesine yöneldiği andan itibaren de hiçbir konuda gerçek bilgilere ulaşması mümkün olmaz. Çünkü, fısıltıyı yayanlar toplumu bilgilendirme derdinde değillerdir. Onlar birtakım yarar peşindedirler. Siyasiler yayıyorsa bu fısıltıyı siyasi çıkar derdindedirler. Var olan bir olumsuzluğu oya tahvil etmenin derdindedirler. Ya da Aktütün karakol baskınında olduğu gibi meydan fısıltıya terk edildiğinde olayın gerçek yüzü öğrenilemediği gibi, abartılı üflemeler sebebiyle toplum öfke patlamasına sürüklenmektedir.
Fısıltı gazetesinin traj yapmaması, bir takım dedikodulara itibar edilmemesi için bu ülke yönetimini ellerinde bulunduranların toplumu ciddiye alması, toplumun bilgi edinme hakkına saygı duymaları gerekiyor.
Genellikle birtakım bilgiler devlet sırrı adı altında toplumdan gizlenmektedir. Sanki bazı bilgiler toplumla paylaşıldığında devlet zarar görecekmiş gibi bir hava estirilmektedir. Peki devlet nedir Bazı bilgilerin toplumla paylaşılması niçin devleti zarara uğratsın Bu toplum topyekün devlet düşman mı Böyle mi sanılıyor Böyle bir düşünceye kimler nasıl varıyorlar Acaba diyorum devlet sırrı denerek toplumdan gizlenen bilgilerden devlet değil de bazı sorumluluk mevkiinde bulunan kişilerin zarar görmesinden mi korkuluyor Yani zarar görecek olan devlet değil bazı kişiler mi
Acaba bazı kişiler kendilerini devlet olarak mı görüyorlar Yani söz gelimi Başbakan ya da Genelkurmay Başkanı ya da bir başka yüksek yargının başında bulunan kişiler o noktalara geldiklerinde "Devlet benim" çıkmazına mı saplanıyorlar Eğer böyle ise devlet toplumu değil bazı kişileri korumakla görevli bir tüzel kişilik haline gelir. Hatta, bazı kişileri de değil, yöneticileri koruyan bir kalkana dönüşüverir.
Söz gelimi dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz boyunca bazı kesimlerden ikazlar geldi, isterseniz bu ikazları eleştiri olara nitelendirelim. Bu eleştiriler karşısında hemen bazı kimselerin öfkeye kapıldığını gördük. Özellikle iktidara karşı yöneltilen eleştiriler krizden çıkar sağlama gayreti olarak nitelendirildi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu mantığı anlayabilmiş değilim.
Bu arada Kuzey Irak tan sızmaları önleyebilmek için sınırlarımızın hemen ötesinde tampon bölge oluşturulmasının bir çözüm olabileceği dile getirildiğinde "Ağzı olan konuşuyor" şeklinde bir karşı cevap geldi. Ne yapalım Hiç konuşmayalım mı Ne yapılacaksa büyüklerimiz en iyisini bilir deyip sesimizi keselim mi
Her eleştiri ya da karşı teklifi art niyetli çıkışlar olarak değerlendirecek olursak kendi doğrumuzdan başka doğrunun olabileceğini peşin olarak reddediyor olmaz mıyız Böyle olunca yönetimi ellerinde bulunduranlar kendi akıllarını putlaştırmış, tüm toplumu kendi doğrularına mahkum etmiş olmazlar mı Ya bir de yönetimi ellerinde bulunduranlar doğru diye yanlışın peşinden gidiyorlarsa bu ülkenin hali ne olacak
PKK terörü ile 25 yıldan beri mücadele ediliyor. Bu konuda görevli ve sorumlu olanlar geçen süre içinde sınırların aşılmasını ve sınır ötesinden gelen teröristlerin saldırılarını engelleyemediler. Bu gerçeği gören bazı kişiler de madem sınırlarımızın coğrafi olarak korunması zor öyle ise biraz ötedeki düz alanda tampon bölge oluşturalım ve böylece sınırdan sızmaları önleyelim diyorlarsa buna verilecek cevap "Aklı olan konuşuyor" olamaz. Verilecek cevap ya bundan sonra sınırların her ne şekilde olursa olsun kontrol altına alınmasının sağlanmasıdır ya da niçin tampon bölge oluşturulamayacağının bir şekilde izah edilmesidir. Çünkü, toplumda giderek sınırların coğrafi şartlar sebebiyle korunmadığı değil sanki korunmadığı gibi bir düşünce oluşmaya başlamıştır. Böyle bir düşüncenin oluşması çok ciddi sonuçlar doğurur. Oluşturacağı sonuçları tek tek sıralamak istemiyorum. Bunu düşünen herkes görebilir.
Bir de bazı kişi ve kurumlar sanki kendilerini imtiyazlı görüyorlar. Toplumu bilgilendirme ihtiyacı duymuyorlar. Bilgilendirmeye yönelik açıklamalar ise kafaların daha da karışmasına yol açıyor.
Dünkü Taraf Gazetesi nde verilen haberde çok ciddi iddialar yer alıyordu. Eğer bu iddialar doğru ise ciddi zaaflar içinde olduğumuz görülür. Bu zaafları gidermek durumunda olanlar "Biz her şeyi biliriz. Bize soru sormak çalışmalarımızı zayıflatır" diyerek meseleyi geçiştirmeye kalkışırlarsa toplum ister istemez fısıltı ve dedikoduların peşine düşer ve doğruyu buralarda yakalamaya çalışır. Halbuki hiçbir zaman dedikodu ve fısıltılardan doğruyu öğrenmek mümkün değildir.