Fiyat artışlarına gerekçe olarak bir süre dolardaki yükseliş gösterildi. Öylesine dolar ve fiyatlar yükselmeye başladı ki, sanırsınız bu işin sonu gelmeyecek. Çünkü toplumda panik havası esmeye başladı. Serbest piyasada fiyatların arz-talep durumuna göre belirlendiği tezi bir anda çöktü. Çünkü yönetici durumunda olanlar fiyatlardaki hızlı yükselişi ve enflasyonun tırmanmasını sadece dolar kurundaki artışla izah ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, buna kendileri de inandılar ve bize has bir model diye ilan ettikleri toplumda dolardan Türk parasına dönüşü hızlandırmak için kur korumalı bir uygulama başlattılar. Bu uygulamaya iktidar bir yandan düşük faiz çağrıları yaparken, kimileri bu uygulama ile adı konulmamış bir şekilde piyasada faizlerin yükselmesine yol açtığını söyledi. Kısacası, bir yandan faiz düşecek, böylece enflasyonda frenlenmiş olacaktı. Hâlbuki üretimde artış olmadan özelikle tarım ürünlerinde fiyatların geri çekilmesi mümkün görünmüyordu. Bunun yanında bir de özellikle devletin elinde olan bir takım ürünlerin fiyatlarında artış hâlâ sürüyor; buna rağmen enflasyonun gerileyeceği yetkili ağızlarca dile getiriliyor. İnsanlar hangisine inanacaklarını anlamakta güçlük çekiyor.
Hâlbuki dolardaki kur artışı, fiyat artışlarının bir gerekçesi olarak gösterilse de dolar yaklaşık bir ayı aşkın süreden beri 13.50 TL civarında durmuş olmasına rağmen özelikle petrol fiyatlarındaki artışın bir türlü durmuyor oluşunun sebebi topluma izah edilmiyor, buna gerek de duyulmuyor. Hâlbuki dolar sabitlenmiş olmasına karşılık çeşitli sebeplerden dolayı ham petrol fiyatlarındaki artış içeriye de yansıyor. Yani, bu defaki fiyat artışının sebeplerinden birisi de ham petrol fiyatlarındaki artış. Ama nedense buna pek temas edilmiyor. Bir bakıyorsunuz, elektrik fiyatlarına yüzde yüzü aşan zam yapılmış. Bir konuta bir ay önce 109 TL elektrik faturası gelmiş iken ertesi ay aynı fatura 330 TL’ye çıkmış. Ciddi bir açıklama da yok. Söylenen sadece kademeli sisteme geçildiği. Yani az tüketenden az, çok tüketenden çok para almak gibi bir durum. İyi de asgari ücretle evini geçindirmek durumunda olan bir vatandaş şu kış gününde sadece elektriğe 330 lira verecekse, buna bir de doğalgaz faturasındaki yükseliş eklendiğinde asgari ücretli ne yapacak? Kaldı ki, bir ay önce ilan edilmiş olan asgari ücretin artan fiyatlar karşısında kısa sürede açlık sınırının altında kaldığı da düşünüldüğünde kim ne söylerse söylesin söylenenlerin fazla bir anlamı kalmıyor. Kaldı ki, herkes biliyor ki, akaryakıt fiyatlarına zam yapılmaya devam edildiği sürece ne kadar zorlarsanız zorlayın marketlerde fiyat indirimi sağlayamazsınız. Çünkü çiftçinin üretiminde ürettiği ürünü pazara ya da büyük şehirlere taşımaya kadar her alanda yakıttaki yükseliş etkili oluyor.
Bu bakımdan gıda fiyatlarında olsun indirim gerçekleştirmek isteniyor olsa da bunun hayata geçirilmesi mümkün görünmüyor. Tüm bunlara rağmen ilgililer öylesine açıklamalar yapıyorlar, enflasyonun tek haneli hale indirileceği müjdesini veriyorlar. Ancak, bir yetkili bu yönde açıklama yaparken bir başkası da gelecek aylarda enflasyonun 3 haneli olacağını açıklıyor. Dileriz böyle olmaz. Çünkü her durumda, olan dar ve sabit gelirlilere oluyor, hayat onlar için iyice çekilmez hale geliyor. Böyle olurken de ilgililer bir takım oyalamaların arkasına gizlenerek halkın dikkatini ülkemizin ekonomik gerçeklerinden başka yerlere çekmenin peşindeler. Yağan kar bile siyasi polemik konusu yapılmaya çalışılıyor. Bir bakıyorsunuz sanayide gaz yetersizliğinden gaz kesintisine gidiliyor ama sorumlusu Türkiye mi, İran mı belli değil. Kısacası toplum bir takım belirsizliklere itilerek oyalanıyor.
Unutulmaması gerekir ki dar ve sabit gelirlilerin de bir dayanma gücü vardır. Fazla zorlanmaması gerekiyor. Ekonomiyi düze çıkarmak için fedakârlığın sadece dar ve sabit gelirlilerden istenmesi en hafif ifadesiyle zulümdür. Böylesine çelişkiler ve belirsizlikler karşısında insan, yöneticilerle farklı dünyalarda mı yaşıyoruz, diye sormadan edemiyor.