Müslüman harita kan ağlamakta.
Eşitlikten, hakça paylaşımdan, adaletten uzak bir
dünyevileşme, en fazla Müslüman dünyanın makûs talihi. İstanbul AVM lerine,
lüks otellere, restoranlara bahar getiren zengin Araplarla mutlu bir Türkiye,
Suriye nin fakirlerinden rahatsız.
Lüks içindeki İslam dünyasının tuzu kuru insanlarını
Sultanahmet teki otellerine giderken, İstanbul tramvaylarında görüyorum.
Batılıdan daha fazla açılmış ve marka giysiler içindeki
Arap kadınları ile onlara serenat yapan şortlu Arap erkekler; pahalı
aksesuarları ile İstanbul halkının gözüne batmamakta, özgür yaşamlarını sonuna
dek onaylamakta.
Mont Blanc dan, İsviçre den daha renkli bir tatil ortamı
buldukları için zengin Araplar, İstanbul masalında mutlu.
Yoksul Müslümanlar, hiç umurları değil.
Önceki gün katıldığım bir toplantıda, tıp fakülteli bir
kızımızın; yoksul, dil bilmeyen hamile bir Suriyeli kadını doktora götürüp
tahlillerini yaptırdığını anlatırken görünce, gözlerim yaşarıyor.
Kaldı mı acaba bu zamanda böyle bir iyilik meleği diye
şaşıyorum.
Dün yol üzerinde elleri ayakları çıplak çocuğu ile
dilenen bir Suriyeli kadına yine mazlum bir Anadolu kadını; mütevazı alışveriş
poşetlerinden birkaç salatalık, domates ve elma uzattı.
Derken çok lüks bir mağazada şımarık bir kadının sanki
evine bir yastık alıyormuş gibi elli milyarlık salon takımını, A, bu da nerden
çıktı ayol benim aldığım bunun yanında çok sönük, hemen eve yollayın diye emir
verişi. Yoksullar, Müslüman zenginlerin umuru değil.
Son günlerde kâbus gibi bir utanç manzarasını daha
izledik.
Burma nın yıllardır işkence edip vatandaşlık statüsü
vermediği, göçe zorladığı çaresiz Arakanlı Müslümanların dramı hepimizi
yaraladı.
Endonezya ve Malezya ki İslam dünyasının en zengin
ülkelerinden ama göçmenler konusunda kapıları sımsıkı mühürlü.
Ülkede uzun tartışmalar oldu.
Andaman Denizi nde kadınlar ve çocuklardan 10 kişi
açlıktan öldü.
Açe açıklarında karaya vuran teknedekilerin çığlığı,
kulakları parçalarken.
Tayland teknelere ateş açmakla tehdit etti.
Zengin ülkelerin kapılarını camlarını sıkı sıkı kapadığı
denizin üzerinde aç ve susuz ölümle mücadele eden Rohigyaların hepsini kabul
etmeye hazır olduklarını bildiren ses; 11 binlik yüzölçümü, 1,7 milyon nüfusu
ile Afrika nın en küçük ülkesi olan Gambiya dan geldi.
Kuracakları kamplarda ekmeklerini paylaşma çağrısında
bulundu.
Gambiyalı öylesine yoksuldu ki,5 bin insanı Avrupa ya
kaçak yollardan girmeye çalışırken Akdeniz de can verdi.
Sloganı ilerleme, barış, refah olan Gambiya gibi fakir
bir ülke, yoksulları sahiplendi.
Birleşik Krallık tan daha 1965 de yakasını kurtarabilmiş,
1970 de cumhuriyetini kurmuş, tek havaalanının başkent Banjul da olduğu fakir
bir ülke bu kahramanlığı yapmakta.
İngiliz ve Fransız işgali ile bütün altın ve fildişi
kaynakları sömürülmüş, ülkeyi ikiye bölen Gambiya nehrine ve denizine karşın
çok yoksul bırakılmış.
20 farklı dil kullansa da, İngiliz işgali onlara resmi
dil olarak İngilizceyi bırakmış.
İki asır önce yüzde doksanı Müslüman olan bu ülkeden
sömürgeci Batı, 3 milyon kişiyi Amerika ya götürüp köle yapmış.
Şimdi, sömürgeci Batı ya olduğu kadar arsız zengin
Müslüman âlemine de kafa tutmakta.
Fakirlerin zenginliğini tüm dünyaya anımsatmakta.