Batılı devletlerin İslâm ülkelerine ve tüm sömürülen ülkelere empoze ettiği, pazarladığı hatta dayattıklarından birisi de “Faiz”dir. Teknolojik ve ekonomik güçle bütün dünyayı tasallutu altına alan kapitalist devletler, İslâm dininde haram kabul edilen “faiz”i meşrulaştırmak ve hayatın her alanına sokmak ve “Faizsiz bir dünyanın olamayacağı” algısını oluşturmak için her türlü gayreti göstermektedir. Bu gayretlerinde başarılı oldukları da efkâr-ı umumiyenin malumudur.
Günümüzde Müslümanların bir kısmı “Faizsiz bir düzen olabileceğine, faizsiz bir dünya kurulabileceğine” inancını kaybetmiştir. Müslümanların “faizsiz bir dünya inşa etmek” için uğraşması gerekirken, içimizdeki Batı’ya karşı kompleksli bir takım dinde reformistler eliyle faiz meşru hale getirilmeye çalışılmakta, bir nevi faizli sistem tahkim edilmektedir.
Bu cümleden olmak üzere, yıllardır finans kurumlarının (Bank Asya vb.) fetvacılığını üstlenen Hayrettin Karaman, bir okuyucunun “Enflasyon oranında faiz helal midir?” sorusuna “Enflasyon oranında fazlalık faiz değildir. Mesela birine yüz lira ödünç verseniz, altı ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için 130 lira alsanız bu otuz liralık rakam fazlalığı faiz değildir” demiştir. Karaman, başka bir fetvasında konut kredisine cevaz vermekte ve “Helalinden kazandığınız, fakat bir ev almaya yetmeyen paranızı yine helal yoldan işletip nemalandırarak çoğaltmak ve bununla bir ev almak en tabii hakkınızdır” demektedir.
Süleyman Ateş de Karaman’la benzer görüşleri savunmaktadır. Ateş, “Bir kere enflasyon oranında alınan fazlalık, gerçek faiz değildir. Hiç kimse bu yıl 80 lira koyup bir yıl sonra 70 lira almak istemez. Bunun mantığı da olamaz. Ayrıca Kur’ân’ın yasakladığı faiz, ihtiyaç içinde bulunan yoksul insana verilen ödünç paradan alınan reel, hattâ kat kat faizdir” demektedir.
Bu zevatın mantığına göre bugün Türkiye’de aylık enflasyon oranı ve aşağısındaki faiz caiz oluyor. İşin ilginç tarafı banka veya finans kurumu ayrımı olmaksızın enflasyon oranında ve altındaki faizin caiz olduğunu savunan kişi finans kurumlarının fetva kurulu başkanlığını yapmaktadır.
Son günlerde gündeme düşen ve TOKİ tarafından yapılacak konutlara Ziraat Bankası tarafından sağlanacak krediyle alakalı Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından verilen fetva da çok tartışılmaktadır. Din İşleri Yüksek Kurulu, bu projede kullanılan faizli krediye cevaz vererek “TOKİ aracılığıyla devreye alınan son uygulama ise devletin, alt veya orta gelirli vatandaşlarına yönelik olarak ürettiği bir sosyal konut projesidir. Bu projede, peşinat haricindeki tutar, kamu bankaları vasıtasıyla kredilendirilmekte olup devletin söz konusu borçlandırmadaki amacı, faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşlarının ev sahibi olmalarına yardımcı olmaktır. Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir” demektedir.
Cübbeli Ahmet Hocanın riyasetindeki Lalegül TV’de program yapan İsmailağa Fetva Kurulu üyesi Fatih Kalender’in de benzer açıklamalar yapması hayret-i mucibdir. Kalender, TOKİ’nin ve Ziraat Bankası’nın ikisinin de devlet kurumu olmasından dolayı tek bir akit yaptığını, devletin bir kurumu diğer kurumu desteklediğinden buradaki %0,49 faiz oranını vadeye yansıyan fark olarak nitelemektedir. (Bu fetvaların isabetsiz olduğunu izaha devam edeceğiz İnşallah)