'Faiz düşerse bizden artarsa Merkez'den?

Abone Ol

Öncelikle Merkez Bankası nın şok faiz artışına,

Başbakan ın verdiği tepkiye dikkat çekmek lazım. Normal şartlarda Başbakan,

böylesi ters bir kararı çok sert karşılar ve çok sert ifadelerle eleştirirdi.

Ancak, gerek faiz artırımı kararının öncesinde, gerekse de sonrasında yaptığı

açıklamalar beklenmedik bir naiflik içeriyor.

Ben faiz artışına zaten karşıyım diyerek bir bakıma ön

alana Başbakan, sorumluluğu tamamen Merkez Bankası na atıyor ki, bugüne kadar

hiç yaptığı bir şey değildi. Hem de Merkez Bankası nın siyasetçiler için çok

tartışmalı olan özerkliği önceden de söz konusu olduğu halde, bugüne kadar

onların sorumluluğunda tarzında bir ifade görülmemişti. Büyük ihtimalle,

dövizdeki kontrolsüz gidişin maliyetinin faiz artırımının maliyetinden daha

yıkıcı olacağı söylendi Başbakan a ve o da kısa vadede böyle bir çözüme(!) razı

geldi gibi bir hava var.

Meseleyi geniş bir açıdan ele almak gerek. Yani iç siyasi

kargaşa atmosferinden sıyrılıp da bakmak lazım. İktidar medyası, kasıtlı olarak

ve halkı yanlış yönlendirme maksatlı operasyon , komplo lafları ededursun,

ekonomideki bu çalkantının benzerinin diğer gelişmekte olan ülkelerde de

yaşandığı bir gerçek duruyor karşımızda. ABD Merkez Bankası Fed in tahvil

alımlarının azaltma kararı aldığı 22 Mayıs tan sonra gelişmekte olan ülkeleri

sarmaya başlayan karamsar hava, giderek daha da yayılıyor. İç siyasi çalkantı

bu durma tuz biber ekiyor sadece.

Ekonomik büyümeyi dış kaynak girişine, tüketime bağlayıp,

açıkların finansmanını borçlanma ve sıcak parayla götürmeye çalışan Türk

ekonomisi, duvara toslamak üzere. Üreterek değil de tüketerek, borçlanarak

büyümeyi, daha doğrusu şişmeyi günü kurtarmak adına göze alan çarpık ekonomi

politikası, gelinen noktada tamamen tıkanmış durumda. İş öyle bir noktaya geldi

ki, Merkez Bankası dövizi dahi kontrol edemiyor, ne yapsa olmuyor. Doları

düşürmek adına 3-4 milyar dolar satıyor, dolar sadece 2 kuruş oynuyor. 2.40

lira sınırına dayanan dolara karşı TL yi korumak istiyor ve görülmemiş bir faiz

artışına gidiyor, dolar 2.17 ye geriliyor ama ertesi gün yeniden 2.30 a

dayanıyor. Birçok şey için geç kalındı ve yanlış politikaların acısı da çıkıyor

adeta.

Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve sanayileşmek,

gelişmek için de uzun bir süre hızlı bir büyüme trendi yakalamak

mecburiyetinde. Aksi takdirde orta gelir tuzağı na takılıp kalacak ve ne

uzayacak ne kısalacak. Büyümenin yolu ise üretmekten, yatırım yapmaktan

geçiyor. Oysa Türk ekonomisinin son 11 yılına damga vuran özellik neydi

Büyümeyi sıcak parayla, borçla, tüketimle temin etmek, yüksek cari açığı dış

kaynakla finanse etmek. Yapısal sorunları olan cari açık, bütçe açığı ve

tasarruf açığının kalıcı çözümüne dair hiçbir şey yapmayıp, günü kurtarma

yoluna giden siyasi iktidar sayesinde Türkiye de tasarruf oranı tarihin en

düşük seviyesi olan yüzde 12.6 ya geriledi. Büyümek için yatırım, yatırım için

de tasarruf gerekiyor ve biz tasarruf etmiyoruz, sadece tüketiyoruz. Bu şekilde

hormonlu büyüyen ekonomi, sonunda duvara dayandı işte.

2006 dan beri fiyat istikrarını, yani enflasyon hedefini

adamakıllı bir yola koyamayan Merkez Bankası, bir kez daha fiyat istikrarı

önceliğimdir dedi ve faizleri arttırdı. Bu olağandışı faiz artışı, kısa vadede

döviz kurunu baskılar diye düşünülse de öyle de olmadı ve dolar kuru yeniden

2.30 sınırına yaklaşır oldu. Yükselen faizle birlikte ekonomik büyümenin iyice

yavaşlayarak durgunluğa daha da yaklaşması, yatırımların azalması,  işsizliğin artması mukadder görülüyor. Şu

aşamada Merkez Bankası hedefe oturtulabilir, ancak ekonomideki gaz-fren

tartışmaları ve tedbirlerin tartışıldığı 2012 de yüksek cari açığa rağmen gaza

basalım diyen hükümetin payını da inkar etmemek gerekiyor.

İşin içinden Merkez Bankası bize bağlı değil diyerek

sıyrılmak yok yani. Bugüne kadarki sıcak paraya ve borçlanmaya dayalı, faizciyi

ihya eden yanlış politikaların müsebbibi kendileridir. Faizler düşünce bizim

başarımız demesini bilen siyasi iktidarın, fahiş faiz artışı karşısında

Merkez Bankası bize bağlı değil demesi halkla alay etmektir.