Faiz Artışı Olursa Ne Olur?

Abone Ol

Türkiye ekonomisi üzerine sürekli videolar çeken ve kendince özellikle finansal sorunlar ve çözüm önerileri konusunda içerikler üreten Prof. Dr. Özgür Demirtaş, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir videoda iktidarın son iki yılda uyguladığı ekonomi modelini “Nas ekonomi modeli” diye adlandırarak sonrasında “akıl dışı” ifadesini kullandı. Sosyal medya üzerinden kendisine yönelik olarak “Nas ile kastedilenin Kur’an ve sünnet hükümleri olduğunu, iktidarın son iki yılda uygulamaya koyduğu ve başarısız olan ekonomi modelinin nas ile, İslam ile hiçbir alakası olmadığını, nas ifadesini kullandıktan sonra “akıl dışı” ifadesinin kullanılmasının inancımıza hakaret niteliğinde olacağını ve yanlış ifadelerini düzeltmelerini beklediğimizi” belirten bir uyarı yaptım. Ancak üzerinden iki gün geçmiş olmasına rağmen kendisinden haddi ve maksadı aşan ifadeleri ile ilgili herhangi bir düzeltme gelmedi. 

Bu olaya burada bir kez daha değinmemin iki nedeni var; birincisi bu olay içinde bulunduğumuz çağda hakkın sahipsizliğini bana yeniden hatırlatmıştır. Bir adam çıkıyor “nas” diyor, sonra “akıl dışı” diyor, konu ile ilgili kendisine uyarı yapılmasına rağmen umursamıyor, hatasını düzeltme erdemi göstermiyor ama kendisine İslami camia diyen, İslamcı diyen kesimlerden hiçbir tepki gelmiyor.  Vah ki vah halimize. İkinci olarak bu olay, dilinden erdemi, ahlakı, saygıyı düşürmeyenlerin bu güzel hasletleri sadece dillerinde taşıdıklarını bir kez daha göstermiştir. Erdemli olan kişi bir hata yapsa dahi bu hatayı fark ettiği zaman bunu düzeltmeye gayret eder ki, bu da erdemin bir parçasıdır. Düzeltmiyorsa ya erdemden nasibini almamıştır ya da yaptığı hata değil, kasıtlı bir yanlıştır.

***

Sayın Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye bakanı olmasından sonra, bugün yaşanan ekonomik problemlerin temel nedeni olarak 2 yıldır uygulanan, iktidar çevrelerinin “Türkiye ekonomi modeli” diye adlandırdığı modeli ve faiz indirimi politikasını gören çevrelerde faiz artışı beklentisi oluştu. Bu konuda öyle etkili bir propaganda yapıldı ki, faiz konusunda hassasiyeti olan insanlarda dahi faiz artırımının ekonomimizin düzelmesi için temel bir gereklilik olduğu kanaati oluşturuldu. Oysa bu köşede daha önce defalarca ifade ettik; son iki yıldır uygulanmaya başlanan faiz indirimini de içeren model bugün yaşanan ekonomik krizlerin ana nedeni değil, tetikleyici nedeni niteliğindedir. Baştan beri uygulanan yanlış ekonomi politikaları ile yüksek katma değerli teknoloji ürünleri başta olmak üzere en temel ihtiyaç malzemelerini dahi üretmeyen ve dışarıdan alan, üretim girdileri bağlamında yüksek düzeyde dışarıya bağlı olan, sürekli olarak borçlanan, döviz cinsinden borçların toplam borçlar içindeki oranı sürekli olarak artan, elinde bulunan finansal imkânları katma değer oluşturmayan yatırımlarla ziyan eden… bir ülkede kriz yaşanması kaçınılmazdı. İşte bu koşullarda bütün dünyanın düşük faiz politikası uyguladığı 2000’li yılların başında düşük kur yüksek faiz politikasını benimseyen iktidar, bütün dünyanın pandemi sonrası çalkantılı süreçte faiz artırdığı bir dönemde faiz indirme politikasını tercih edince patlama bekleyen kriz için gerekçe oluşmuş ve kriz tetiklenmiştir. Mevcut sömürüye dayalı küresel finans politik içerisinde böyle bir adım atmak “Ben futbol oynayacağım ama elle oynayacağım” demek kadar saçmaydı ve netice krizin tetiklenmesi oldu. Yani bir kez daha üstüne basa basa ifade edelim ki, faiz indirimi politikası bugün yaşadığımız kriz sürecinin tetikleyicisi olmuştur. İktidar, yanlış zamanda yanlış hamleler yapmış olmasının yanı sıra daha büyük bir yanlışa imza atarak başarısız olan ekonomik modeli nassa dayandıracak sözler kullanmak suretiyle aziz İslam’ın temel kaynaklarını kendi yanlışına kalkan etme gafletine düşmüştür. Bu söylemler, yapılan propagandaların da etkisi ile başarısız olan ekonomik modelin İslami bir model olduğu algısının oluşmasına neden olmuştur ki; bu İslam’ın ilkelerine ilişkin insanların zihinlerindeki algıya zarar vermiştir.

Bu meseleyi bir yana bırakarak faiz artışı beklentisine dönersek, bundan sonraki süreçte sözüm ona rasyonel akıl gereği faiz, pozitif reel faiz ulaşıncaya kadar artırılırsa ne olur? Bu sorunun cevabı çok net ve basittir; reel anlamda ekonomik yıkımı onaracak hiçbir şey olmaz. Sadece kısa vadede daha rahat borç bulma imkânı doğar ve carry trade gibi amaçlarla ülkeye giren döviz miktarı kısa vadede artabilir. Tıpkı 2002 sürecinden sonraki yalancı bahar gibi bir suni bahar yaşanabilir ama nasıl bugün geçmişte yaşanan o yalancı baharın bedelini ödüyorsak ilerde de bugünden sonra borçlanma ve kısa vadeli yabancı sermaye girişi yoluyla yaşanacak yalancı baharın bedelini çok çok daha ağır bir şekilde öderiz. Türkiye ekonomisinin finansal pansumanlardan ziyade reel ekonomik çözümlere ihtiyacı vardır. Defalarca ifade ettik; üretimde katma değer dönüşümü sağlanmalıdır, kur artışlarının da etkisi ile sürekli maliyetleri artan üretim girdilerinin temin edilmesi için alternatif ticari çözümlerin geliştirilmesi gerekir. 2019 yılına kadar merkezi yönetim borçları içerisinde Türk Lirası borçların miktarı döviz borçların miktarından daha fazla iken, 2019 sonrasında döviz cinsinden borçlanma artmış ve bugün döviz cinsi borçların merkezi yönetim toplam brüt borcu içindeki oranı %63 seviyelerine ulaşmıştır. Bu durum kurda yaşanan artışların devlete, millete maliyetini korkunç düzeyde artırmaktadır. Bu gidişata dur denilmelidir. Dışa bağımlılığı düşürecek reel çözümler geliştirilmeli, eldeki tüm imkânların tarımda ve endüstride yüksek katma değerli ürünlerin üretilmesi için üretim seferberliğine yöneltilmeli, sonrasında özellikle döviz cinsi borçların tasfiyesi için bir planlama yapılarak Türkiye, sırtındaki kamburdan kurtulmalıdır. Hülasa; kimse süslü sözlerle şov yapmasın. Reel ekonomik adımlar atılmadan dışa bağımlılığın azalması, paramızın değerinin korunması, enflasyonun halkın alım gücü korunarak dizginlenmesi, halkın refah düzeyinin artırılması mümkün değildir. Bütün bunları yapabilmek için klasik, ezber düşünce kalıplarından sıyrılarak özgür ve devrimci düşünmeye ihtiyaç vardır…