Eyy nefsim!

Abone Ol

Bu yazdıklarımın hepsi sana!

Başka kimseye değil!

Mini minnacık bir virüsün koskocaman dünyayı nasıl çaresiz bıraktığını görüyorsun değil mi?

Toplantı üzerine toplantı yapılıyor ama mini minnacık bir virüsün hakkından bir türlü gelinemiyor.

Bir ülkeden bir başka ülkeye gitme bile riskli hale gelmiş bulunuyor. Kalabalıklar başlı başlına tehlike arz ediyor.

Okullar tatil ediliyor yani eğitime ara veriliyor.

Ne gönül rahatlığı içinde Kâbe’yi tavaf edebiliyoruz ne de Medine’yi ziyaret edebiliyoruz.

Daha zor günler yaşanacağı endişesi ile insanlar marketlerde mal bırakmıyor!

Uzmanlar böyle durumlarda en tehlikeli olanın panik olduğunu dile getiriyorlar ama kitlesel paniklerin önü alınamıyor.

Neden, nasıl bu hallere düştük?

Evet, kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın emirlerini kulak ardı edip helal-haram demeden yiyip içmeye başladık.

Bizi Yaradan’ın koyduğu kurallara uyma yerine o muhteşem kuralları kendimize uydurmaya çalıştık.

Her şeyi yapabileceğimizi, her şeye gücümüzün yeteceğini var saydık.

Ama işte görüldüğü gibi mini minnacık bir virüsün hakkından bile gelemiyoruz.

Acz içindeyiz!

Böyle bir noktada yapabileceğimiz tek şeyin “teslim olmak” olduğunu düşünüyoruz.

Teslim olmaktan kastımızın virüse teslim olmak olmadığını Yüce Rabbimizin koyduğu kurallara iltica etmek olduğunu söylememize gerek var mı?

Biz O’nun emirlerine teslim olursak, O’nun emrettikleri yerine getirir, yasakladıklarından uzak durursak, helal ve haram ayrımına dikkat gösterirsek yani şifayı O’na sığınmakta ararsak elbette kurtuluruz.

Aksi takdirde mini minnacık virüslerin elinde oyuncak halini alırız. Hem sabretmeyi hem de şükretmeyi hiç unutmamalıyız.

Eyy nefsimiz yazımızı bir okurumuzdan gelen nefis satırlarla bağlamak istiyoruz:

“Musibetler misafirdir evde sabrı görmezse yatıya kalır.

Nimetlerde misafirdir evde şükrü görmezse çeker gider.”

Evet, sabır ve şükür konusunda oldukça hassas olmalıyız.