İmam hatipler halkımızın gözbebeği gibi kolladığı eğitim
kurumlarımız. Devlet destekli okullara inat halkın katkı sağladığı hatta
neredeyse tüm masraflarını üstlendiği devlet okullarıdır.
Eyüp İmam Hatip
Lisesi 1977 yılında müftülüğün bir odasında faaliyete başlamış olan bir
okulumuz. 1980-87 yılları arasında benim de o zamanki şartlarda kıt imkânlarla,
her türlü yokluk ve yoksunlukla eğitim gördüğüm okul.
Okul sıralarında derslerle boğuşurken zaman o kadar hızlı
akıp geçmiş ki fark etmeden. Yıllar sonra bir veli olarak okuluma gittiğimde o
ihtişamlı bina, gelişen şartlar beni şaşırtmıştı. 28 Şubat ın baskılarına,
katsayı zulmüne rağmen öğrencisi azalsa da kapatılma, el konulma tehlikesi
atlatsa da okul dimdik ayaktaydı. Bir imam hatipli olarak biri mezun iki
çocuğumu okulumda okuttum/okutmaktayım hamdolsun.
Eyüp İmam Hatip Lisesi önemli bir faaliyete imza attı
geçtiğimiz günlerde. Okuldan mezun olan öğrencileriyle yeni öğrencilerin
kaynaşması adına bir Enler Ödül Töreni tertip eylemişler. Geçmişte o
sıralarda dirsek çürütmüş ve belli bir noktaya gelmiş mezunlarına ödül taktim
ederek hem hatırlanma duygusunun yaşanmasına hem de şimdiki öğrencilere ufuk
açıcı canlı örnekler gösterilmesine vesile oldular.
Bu sene ikincisini organize ettikleri programda bendenize
de yer veren ve güzel bir etkinlik düzenleyen; başta okulumuz müdürü Sn. Mehmet
Erdem AKAYDIN ı, Niyazi GEDİK i, ÖNDER Eyüp Şube Başkanı Süleyman ÜÇAL ı ve
diğer emeği geçenleri tebrik eder; böyle faydalı ve hayırlı çalışmalarının
devamını Yüce Allah tan niyaz ederim.
İttihat ve TerAKki PARTİsi
Osmanlı nın en sıkıntılı günlerinde birden ortaya
çıkıverdiler. Kendilerine önceleri Jön Türkler adını vererek faaliyetlerine
başlamışlardı. Genelde belli bir eğitim almış, toplumun aydın diye tabir ettiği
kesimden pek çok destekçileri vardı. Sürekli yeni bir anayasa yapılmasını istiyor,
özgür olmaktan dem vuruyorlardı. II. Meşrutiyet in ilanında önemli rolleri
oldu. Ülkeyi tek adam yönetiminden kurtarıp Ortak akıl ın galip gelmesini
istiyorlardı.
Üstün gayretleri sonucu Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı na
girmiş ve kendilerinin tecrübelerinin enginliğinden olsa gerek yanında savaşa
girdiği devletlerin yenilmesi sonucu yenik sayılmış ve ülkemiz cephede bizi
geçemeyen gavurun çizmeleri altında ezilmeye başlamıştı.
Tecrübesiz insanları sırf kendilerinden oldukları için
önemli görevlere getirmiş ve devletin düzenli işleyen mekanizmalarını
bozmuşlardı. O kadar yandaş kayırması yapıyorlardı ki gece er yatan bir Jön
Türk sabaha paşa olarak uyanabiliyordu. Kendilerine verilen desteğe o kadar
güveniyorlardı ki şımarma derecesine varmışlardı. Onlar sayesinde 22 milyon km2
olan vatan toprakları bir bir elden çıkıyor ve kala kala günümüzdeki topraklara
indirgeniyordu. O da işgal altındaydı.
Zamanla hepsi tarih sahnesinden silinip gittiler. En
büyük yanlışları kendilerine çok güvenmeleri oldu. Ortak akıl olarak kurulan
komite zamanla bir iki adama kalmış ve kararları o birkaç adam verir olmuştu.
Pek çoğu zorla azlettikleri cennet mekân sultan Abdülhamid handan özür dilemek
ve hata ettiklerini ifade etmek zorunda kaldılar. Fakat iş işten geçmiş, yıkılmaz
sanılan devlet çökmüş ve halkımız çok zor şartlar altında kurtuluş savaşı
vermek zorunda kalmıştı.
Minik bir tebessüm
Karım gördü
Adamın biri bankayı soyar. Paraları çantaya koyduktan
sonra müşterilerden birine sorar:
- Beni
banka soyarken gördün mü Adam; gördüm der. Soyguncu adamı alnında vurur.
Daha sonra bir karı kocaya yönelir ve sorar:
- Siz beni
banka soyarken gördünüz mü Adam hemen cevap verir:
- Ben
görmedim ama karım gördü.
Kıssadan hisse: En olumsuz durumda bile eşlerden biri
kendini öne çıkarıyorsa o evlilikte bir sorun var demektir ve dikkatli olunması
gerekir.
İlgilisine notlar:
Sana
güvenen insana yalan söyleme, sana yalan söyleyene asla güvenme.
Bazen
insan öyle özlenir ki özlenen bile yokluğundan utanır!..