“Ah o imkânlar bizde olsa ne yapmazdık ki” Bu iç geçirme cümlelerinin üzerinden öyle çok fazla zaman geçmiş değil. Bütün teknik edevat üzerine kurulan, “Biz olsak daha iyisini yapardık” sadedinde cümleleri o kadar çok işittik ki bir an önce zaman tünelinden geçerek atlaya zıplaya o günleri görmek arzusu peşimizi bırakmadı. “Onlar yapamıyor, yanlış yapıyor, eksik yapıyor; çünkü biz değiller, biz olsak öttürürüz” iddiası neredeyse iğneden ipliğe her şeyi kapsar hale gelmişti. Neler yoktu ki bu ezberlenmiş iddialar içerisinde:
* O iğne bizde olacaktı sen gör, nasıl elbiseler dikerdik hiç sökülmeyen. İkide bir kendimize batırırdık bu iğneyi, çuvaldızı başkalarına batırma hakkını elde edebilmek için.
* Ah o ipliğe biz sahip olacaktık ki neler neler yapardık. Allah’ın ipine sımsıkı yapışabilmek için kendi ipimizi makarasından bir kahkaha gibi salıverir giderdik. İstediğimizi ipten alır istediğimizi ipe çekerdik.
* Şimdi şu çay ocağı bizde olacaktı ki ne ucuz ne tavşan kanı çaylar kaynatırdık. Adına da “Huzur Çay Evi” koyar huzura doyardık.
* Kapımızın önünde bir paspasımız olsaydı ayakkabılarımızı ne kadar itinayla siler evi barkı kirden pastan korurduk. Komşumuzun paspası bizde olsa başka bir şey istemezdik. Ona kırmızı halı muamelesi yapardık.
* Bir gazetemiz olsaydı sokaktaki adama kadar sahici bir aydınlatma yaşatırdık. Nasıl bir medeniyetin ahfadı olduğumuzu cümle âleme göstermiş olurduk. Sekiz sütuna vahşet değil rahmet olurduk.
* Tek bir televizyon kanalımız olsa bile kafidir. Temiz bir toplum, nezih bir aile nasıl olur cümle âleme örnek olurduk. Kapitalizmin çarklarını tıkar, kibir kulelerini yıkardık.
* Hele o otomobil bizde ve evimizde olsa, herkesi gideceği yere getirir götürürdük.
* Kültür bizde, eğitim bizde olsa çağ kapatıp çağ atlatırdık.
Dünün mahrumları bugünün imkân sahipleri. Hem iğneleri var hem de ipleri. Un var, şeker var, yağ var; fakat ortada helva yok. Televizyonunuz var, lakin vizyonunuz yok! İddialarınız berhava olup uçtu. Sağ salim kıyıya ulaştığınızda Allah’a verdiğiniz sözü unuttunuz. Onlarca televizyon kanalı var neden yaprak kımıldamıyor? Kültür, sanat, edebiyat, düşünce ve medeniyet gibi kültür emperyalizminin kol gezdiği yerleri boş bırakıp kitlenizi siyaset dilinin insafına terk etmek reva mıdır? Dijital çağla birlikte kitle iletişim aygıtları da hem şekil hem de mahiyet değiştirmektedir. Acaba kaç televizyon kanalı bu değişim ve gelişime hazırlıklı? Ailenin dejenerasyonu, toplumun dönüşümü sadece vaizlere yakınma malzemesi temin etmektedir. Ya çözüm? Ya var olan imkânları hakkıyla değerlendirme? Gazla freni ayırt edemeyen adamı çok istediği için tır şoförü yapıyorsunuz.
Bir gün de biri çıkıp “Acaba başka ne yapabiliriz?” üzerinde beyin fırtınası estirse. “Mevcudu korumak” diye kör taassuba benzer bir muhafazakarlık var. “Küçük olsun, bizim olsun” kafasında tuhaf bir evrensellik. İstişare denilen kavram -ki biz onu sünnet biliriz- hiç mi yer almaz hayatınızda? Her eylemin sonu paraya ve siyasete endekslenmiş. Hareketsizlik, monotonluk ve rutin hiç mi ruhunuzu yormuyor?
Yapabileceğiniz şeyleri yapmamaya bahane olsun diye yıllar yılı yapamayacağınız şeylere talip oldunuz. Ey Talip, kim mağlup kim galip?
Ey Talip, ne istediğinden emin misin?
Ormanı gösterip ağaca tav oluyorsun. Büyük konuşma, büyük düşün ey Talip! Büyüklük sadece düşündüğünü yapmak değil, aynı zamanda yaptığını düşünmektir. Düşündüğün şeyde “düş” kaybolmuşsa bir boşluğa düşmüşsün demektir.
‘Ah bir kalemim olsa ben neler yazmazdım ki’ demiştin de kısa zaman sonra Allah sana tükenmez bir kalem nasip etmişti ve kalemden evvel sen tükenmiştin.
Çok geçmedi, “Bir daktilom olmadığı için bütün bu durağanlığım” demiş ve kendine orijinal gerekçeler üretmiştin de o da oldu. Allah sana on parmak daktilo nasip etti. Sen dokuzunu es geçip tek parmakta kalmıştın. Tek parmakla yazmak senin için her sabah bir yakadan diğer yakaya yüzerek geçmek gibiydi. Tıkandın. Çünkü atı alan çoktan Üsküdar’ı, bilgisayarı alan ise çoktan daktiloyu geçmişti.
Şimdi bilgisayarın var. Günün akşamına bilgi saymakla meşgulsün. Sana bilgisayar değil aslında “Yerinde Sayar” cihazı almak daha uygundur. Hâlâ bıkıp usanmadan biz nasıl geri kaldık, bizi kim geri bıraktı? diye sorup durmaktasın. Ey Talip! Kafanı kaldır ve kendine bak! Geç kalkan tren de seni sana geciktiren de sensin!
Ne Batı’nın ileri gitme cüretkârlığı ne istilacı emperyalistler ne Ehl-i Sâlip; bunu itiraftan çekinme, tek sorumlu sensin ey Talip!