Ahir zamanda zülfü yâre dokunmak… Allah için… Yardımı haktan bekleriz…
Neden zülfü yâr? Çünkü biz Allah için koşan herhangi bir kimsenin ayağına taş değmesin diye canımızı dahi vermek üzere yetiştirilenleriz. Halkın hakkı ağzına alamadığı dönemlerde, hakkı hâkim kılmak idealini milyonlarca gencin zihnine, yüreğine işleyenleriz. Topraklarımız zifiri Siyonist işgali altında iken bile, Siyonizm’e karşı cihat etmeyi emreden bir liderin şehadet arzulayan neferleriyiz. Kurulan kırk kurumun kırkının da kurucularını yetiştiren, yönlendiren bir liderin erleriyiz. Biz Milli Görüşçüleriz. Kemalizm’i tanırız. Sosyalizmi tanırız. Komünizm’i tanırız. Modernizmi tanırız. Modernist İslam uğruna dinden imandan olanları da tanırız. Türkçüleri, Kürtçüleri cümle ırkçı faşistleri tanırız. İçimizdeki Yahudi dönmeleri tanırız. Feministleri, ateistleri, tahrifat ile görevlendirilen hoca kılıklı melunları da tanırız. Bizim düşman tanımlamasından yana bir problemimiz yok Elhamdülillah. Neden tanımlama kabiliyetimizin altını çiziyoruz? Çünkü dostun ayağına vuracak vaktimiz de derdimiz de yoktur. Yüz cephede yüz din düşmanına merhamet, davet daha da olmazsa muhalefet göstermek ile meşgulüz. Derdimiz sadece uyarmak… Bunun altını çizdikten sonra bismillah…
Sivil olmayan toplum kuruluşları ne demek? Hükümetin; farkında olarak veya olmayarak dövüşmeyi unutturduğu erlerden, saliha hanımefendiliği unutturduğu modernist kadınlardan, cihat değil de menfaat üzerine yetişen gençlerden, hafif bir yelde yerle yeksan olacak omurgasız ideallerden oluşan sözde Müslüman topluluklara, sivil olmayan toplum kuruluşları diyoruz. Sözde Müslüman kesimin iktidarında, devletin imkânlarını başka bir tabirle Beytülmal’in gelirlerini, vakıflara derneklere her türlü usulsüzlüğe kılıf uydurmak suretiyle aktarmaları ile meşhurdurlar. Devletin tüm kademelerine kendi adamlarını atamaları ile bilinirler. Bu aktarımları ve atamaları yaparken de o kadar güzel dini kılıflar uydururlar ki… “Biz bu projeleri hayır amaçlı kullanıyoruz. Her şey gençlerimiz için… Biz doldurmayalım da dinsizler mi kritik konumlarda iş yapsın?” daha neler duydu bu kulaklar neler…
Saf İslami sivil bir donanımdan yani ihlâslı bir motivasyondan uzaklaşan bu kurumlar, manayı kaybederek özel şirket gibi işletilmeye başlandı. Sözde Allah rızası için çalışan derneklerde dönen dedikodu, fitne fesat, iftira hiçbir yerde dönmüyor. Kışın sıcak, yazın serin, deri koltuk takımlarının bulunduğu, duvarda besmele tablosu eksik olmayan makam odalarında konuşulan; güç, ihtiras, makam, mevki muhabbetlerinin haddi hududu yok. Sözde derdi Allah olan bu kurumlarda Namaz kılan kimsenin kalmaması kimseyi ürkütmüyor. Türlü günahları ile bilinen birini kimse uyarmaya veya dernekten uzaklaştırmaya tenezzül etmiyor…
Hükümet adamlarının direktifleri doğrultusunda; oturup kalkmayı, eğilip bükülmeyi yadırgamayan hatta marifet sayan bu kuruluşlar; içerisinde bulundukları bu omurgasız hali, İslam kisvesi altında nesillerden nesillere aktarmaya devam ediyorlar. Bir sivil toplum kuruluşunun en büyük avantajı, sivil insiyatif doğrultusunda ortaya çıkan hareket kabiliyetidir. İddia ettiği idealleri uğruna birçok proje geliştirebilmesi bu kabiliyet ile ilintilidir. Ancak göbekten hükümet yetkililerine bağlı kalan bu kuruluşlar, İslam’ı ancak hükümetin işine yarayan, ya da hükümete zarar vermeyen sınırlılıklar içerisinde yaşayabilmektedirler. Bu da Allah’a ve Rasulüne en büyük zulümdür!
Kazan Kazan, Kaybettirir!
Sivil olmayan bu kuruluşlar içerisinde bulunan bir kesim ise hükümetin yapıp ettiklerinin farkında olduklarını ancak onların imkânlarını kullandıklarını dile getirirler. Bir kere bu cümle dahi, tamamen İslam ahlakından uzak, ikiyüzlü hatta çok yüzlü bir tutumun tezahürüdür. Demek ki bu cümleyi kullanan kişinin karakterinde; insanları kullanmakta, iki yüzlülük yapmakta çok normal… Kaldı ki senin hükümetin imkânları dediğin şey, devletin imkânları… Beytülmal… Hakka giriyorsun hakka… Haydi hakka girmekten de korkmuyorsun onu da geçelim. Arkadaş sen hükümet desteği ile bir gençlik merkezi açacağım derken; girdiğin haramlar, önünde eğildiğin adamlar, belki arka arkaya söylenen yalanlar… O işin beti bereketi mi kalıyor? Sen o gençlik merkezinin kuruluş süreçlerine şahit olan o genç kardeşlere dönüp Peygamber efendimizi nasıl anlatacaksın! Haydi senin karakterin buna müsait diyelim… O gencin kafasında senin gibi bürokrasiye biat eden bir peygamber oluşmasından hiç mi korkmuyorsun! En iyi ihtimalle o genç öyle bir ortamda seni de anlattığın dini de umursamaz…
Sivil Olanı Ötekileştiriyorlar
Sivil olmayan toplum kuruluşlarının bir diğer özelliği ise kendileri gibi hükümete veya bürokratlara övgüler yağdırmayan kişi veya kuruluşları ötekileştiriyor, onlara ve hamilerine biat etmeyenleri öcü ilan ediyorlar. Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın biat sadece Allah’a ve Resulüne edilir dediğimiz zaman… Muhakkak ki biz ıslah edicileriz diyorlar… Bak adamlar sizi her türlü; torpile, iltimasa, hırsızlığa, yolsuzluğa ortak ediyor diyoruz. Vardır bir bildikleri diyorlar. Bak adamlar zulme ortak oluyorlar, sizi de kandırıyorlar, sindiriyorlar diyoruz. Vardır bir bildikleri diyorlar. Bak adamlar sizi sadece oy deposu olarak görüyor. Sizi kullanıyorlar diyoruz. Vardır bir bildikleri diyorlar. Her ne kadar inandırıcı gelmese de bunu sözde İslami Sivil Toplum kuruluşları yapıyorlar. Bir bildiklerinin olmadığını onlar da çok iyi biliyor. Ancak bu şekilde işlerine geliyor…
Hükümetler Değişir Tahtlar Yıkılır - Allah Adamlarının Umurunda Olmaz!
Sözde Müslümanların iktidarda olduğu dönemlerde sınırsız devlet desteği ile ayakta kalan kuruluşlar o hükümet ile birlikte yıkılmaya mecburdur. Mahkûmdur. Bayrak asılacağı zaman devletin itfaiyesini kullananlar hükümet değiştiği zaman o bayrağı asmaktan vazgeçerler. Direğe tırmanarak bayrağı asacak gözü kara gençleri olan sivil toplum kuruluşlarını bayrak asmaya devam ederler. Etkinlik izni alınacağı zaman üst düzey bir yetkiliyi arayarak işlerini çözenler, hükümet değiştiği zaman basit bir izni dahi alamazlar. Bundan dolayı o etkinliği yapmaktan vazgeçerler. Buna karşın normal zamanda da muhalif duruşlarından dolayı en basit izin verilmeyen ve tüm kamu prosedürlerini öğrenen sivil toplum kuruluşları söke söke o izni alır. O etkinliklerini icra ederler. Devleti hortumlarcasına koca koca projeleri geçirip, milyonlarca lira devlet desteği alan kuruluşlar hükümet değiştiği zaman son nefeslerini verirler. Sonrasında sivil yol yöntem bilmedikleri için aynı zamanda da toplumda güvenilmez adamlar olarak anılacakları için üç kuruş infak da toplayamazlar. Tezgâhı toplar giderler. Gerçek sivil toplum kuruluşları normalde de yaptıkları gibi kendi ceplerinden veya kuruş kuruş dahi olsa yapılan hayırlarla, infaklarla çalışmalarını sürdürürler.
Sivil toplum, normalde bireylerin yani halkın gücü demektir. Bu çok kıymetli bir şeydir. Ancak İslami camia da sivillik aynı zamanda yalnızca Allah’a dayanmak demektir. Yalnızca Allah’a güvenmek demektir. Yalnızca Allah’tan korkmak demektir. Sarf edilen emeğin, gösterilen çabanın karşılığını yalnızca Allah’tan beklemek demektir. Yalnızca Allah’a odaklanan kişi veya kurumlar; yorulmazlar, bıkmazlar, gücenmezler, korkmazlar, yılmazlar, yıkılmazlar… Hey hey! “Beni Allah tutmuş, kim eder azat!” Allah Allah deyip bir meydan yerine çıktılar mı… Yer yerinden oynar, dağlar un ufak olur. Ne zorluklar mani olur… Ne zorbalar… Ne zalim kalır ortada, ne zulüm… Ama bu sadece sivil olanlar, sivil kalanlar, sadece ve sadece haktan taraf olanlar için geçerli bir kaidedir. Bunu sivil olmayan, birilerinin sağladığı imkânlarla var olan suni kuruluşlar anlayamazlar.
O yüzden buradan gür bir seda ile haykırıyoruz! Ey sivil toplum kuruluşları! Sivil olun!