Bu hitabım salt siz değil başta kendime, yakınlarıma,
çevreme, sevdiklerime ve dostlarıma, en sonra da bütün Müslümanlaradır.
Vicdanımızla, insanlıkla, mazlumlarla, kimsesizlerle
karşı karşıyayız. Tarihin önünde büyük bir sorumluluğumuz var. Doğadan,
hayvanlardan yaratılmış her nesneden sorumluyuz. Sorumluluk insana verilmiştir.
Melekler, şeytanlar sorumlu değildir, sorumlu olan insanın kendisidir.
Ağır bir dönem yaşanıyor. İnsanlık vicdanı kanıyor.
Müslümanlar sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiyor. Bugün için en sorumlu
olanlar Müslümanların kendileridir. Asla kendilerini soyutlayamazlar. Bana ne
deyip bir kenara çekilemezler, gücüm yetmiyor deyip sıyrılamazlar.
Allah insana akıl ş, güç. İdrak, konuşma, yazma yeteneği
vermiş. Hemen herkesin yapabileceği bir şeyi mutlaka vardır. Kanayan bu
insanlık vicdanını durdurmakla yükümlüdür. Ölen insan bizim insanımız, yani
ölen biziz. Öldüren bizim insanımız yani öldüren biziz. Biz kendimizin hem
katili hem de maktulüyüz.
Mezhep gerilimleri, parti çekişmeleri, çıkar ilişkileri,
gruplar, arkadaş çevreleri bütün bunlar ne yazık ki günümüzde ayrıştırıcı.
Emperyalizm büyük bir oyun oynuyor. Müslümanlar ise bunun
birer oyuncağı konumundadırlar. Öncülerin, düşünce insanlarının sesleri,
çırpınışları bu hengâmede ne yazık ki yetmiyor. İktidarların ya da belli güç
çevrelerinde bulunanların bütün dertleri çıkar devşirmedir. Kendileri ne
devşirirlerse onların kârınadır. Bunun için ortamı alabildiğine gererler,
gereksiz ve yersiz değerlendirmelerde, yönlendirmelerde bulundururlar. Oynanan
oyunları ve tuzakları sezmeyenlerden bir hayır beklenemez.
Bu millettin entelektüelleri sorumluluklarını hakkıyla
yerine getirmiyorlar. Susuyorlar. Gazeteciler karşı düşüncede bile olsalar eğer
bir doğruyu söylüyorlarsa susturuluyorlar. Herkes çekiniyor ve kabuğuna
çekilmiş durumda.
Suriye de, Irak ta, İran da, Sudan da, Türkiye de akan
kanlardan bütün Müslümanlar sorumludurlar. Birbirilerini, birbirlerinin
enerjilerini tüketiyorlar. Emperyalizm her geçen gün daha çok güç kazanıyor.
Akan Müslüman ve insan kanı. Tükenen Müslümanlar.
Umutları zayıflıyor, kendilerini çaresiz ve çözümsüz görüyorlar.
Kahvelerde, eğlence merkezlerinde tozutan, yiyen, içen,
tıkınanlar akşamları ekranlara geçip ahkâm kesiyorlar. Köşelerinde akıldaneliklerde
bulunuyorlar. Daha düne kadar içki sofralarından kalkmayan bu gün iktidar adına
goygoyculuk yapan, danışmanlıklar elde eden, holdinglerin yönetimlerine büyük
maaşlarla yer kapanlar Müslümanların sözcüsü durumunda ne yazık ki. Bir
gazeteden iktidar yanlısı bir gazeteye geçmek yeterli. Ya da hayatı bir
fırıldak gibi olanların gelip bir yereler kapılanıp yüksek ses tonuyla bağırıp
çağmaları artık bu zamanda yadırganası bir durum değil. Bağırmalar pirim
yapıyor ne yazık ki.
Hani, iki saat içinde Şam a gidecekler Beşar Esed i
alaşağı edeceklerdi, hani tükürükleriyle boğacaklardı, hani Suriye de artık bir
İslâm devleti kurulmuş, şeriat bile gelmişti, hani artık biz söz sahibiydik.
Hani artık İsrail in hiçbir hükmü kalmamıştı, Amerika nezdinde bile değer
yitirmişti. Bu bağrışılar hala kulaklarımızda.
Ne yazık ki olan bize oluyor. Ateşler bizi sarmış
durumda. Nefret arttırarak kendimi kurtarıyoruz sanıyoruz. Oysa nefret
tırmandırdıkça alanımız daralıyor ve bir kapana sıkışıyoruz.
Biz Müslüman ız, insanın kurtuluşu için çırpınırız,
insanlığın zulüm görmemesine bakarız. Müslüman kardeşlerimizin burnunun
kanamasına bile razı olamayız. Ey Müslüman kendi konumunu küçümseme, kendini
küçük görme. Sevgi halkanı genişlet. İnsanlığı kuşat ve kucakla bak göreceksin
ki kazanan sen olacaksın. Dünyalıklar dünyada kalır iyiliklerimiz ve
güzelliklerimiz bizimle birlikte öteye gider. Bunu bilelim. Salih olalım, halis
olalım.