Erbakan Hoca’nın her seçim öncesi tavrını biliyorsunuz. Hepsinde, o günün şartlarını ortaya koyarak seçimlerin önemi ve Türkiye’nin Millî Görüş’e olan ihtiyacına vurgu yapardı.
Günümüz manzarası ortada. Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ayyuka çıktı. 1521 belediyede yolsuzluk iddiaları konuşuluyor. 10, 20… 50 belediye değil, 1521. Rakam korkunç. Ülkenin imkânlarından daha çok menfaatlenmek isteyen iki çarpık zihniyet birbirine karşı güç gösterisi yapıyor, milletin menfaatini dikkate almıyorlar. Kutsal kavramları da kullanarak birbirlerine demediklerini bırakmıyorlar: Firavun, Hâmân, tiran, çete, mihrak, vefasız, nankör, goril ve daha nice benzetme ve yakıştırmalar. İslâmî kaynaklarda görmediğimiz beddua üslûbu… Çete ve yolsuzluklar, neredeyse değişmeyen gündem haline geldi. Çirkin sözler ve kirlilik söylentilerinden göz gözü görmez durumda.
Bu elîm manzara karşısında, Erbakan Hocamız olsaydı şöyle derdi, diye düşünüyorum: “Evet, her seçim önemlidir ama bugünkü tehlikeli gidiş sebebiyle, önümüzdeki seçimler her zamankinden daha önemlidir. Bu sebeple, üç ay gecemizi gündüzümüze katacak, Saadet Partimizin en büyük zaferi için canla başla çalışacağız.”
Dünyevîleşmiş, menfaatlerini her şeyin önüne geçirmiş olan sorumluluk mevkiindeki sorumsuz kişilerin nerede duracağı belli olmayan ihtirasları sebebiyle ülkesine sevdalı Millî Görüşçüler çalışmalarına hız vererek seçimde en iyi neticeyi almak için çalışmalıdırlar. Erbakan Hocamızın, “Biz gelecek seçimler için değil, gelecek nesiller için çalışıyoruz” sözü ile bugünkü sorumluluk mevkiindeki zihniyetler arasındaki büyük farkı hep birlikte görüyoruz. Onun içindir ki, “Önce ahlâk ve mâneviyat” diyen Millî Görüş’ün milletimiz için mecburî istikamet olduğunu anlatmak zaruret halini almıştır.
NE SÖZ VERMİŞTİK
Erbakan Hocamız Millî Görüş kadrolarına çok güvenirdi. Onlara karşı vefakârdı. Meselâ, bir başkanı görev yerine uğurlarken, “Bak, o ili sana emanet ediyorum. Oranın evliyasından da, eşkiyasından da sen sorumlusun. Haydi bakalım” diyerek görev ve sorumluluğunun hassasiyetini hatırlatırdı.
MİLKO sorumluları için de aynı durum söz konusu idi. Meselâ, gençlik teşkilâtının başkanı ile görüşse, “Gençler bizim geleceğimizdir. Bir milletin asıl gücü, o ülkenin millî ve manevî değerlere göre yetişmiş evlâtlarıdır. Bulunduğun şehirdeki gençler sana emanettir, onlara sahip çıkacaksın” derdi.
Erbakan Hoca’yla çalışma şerefine ulaşmış olanlar bu gerçekleri çok iyi bilirler. Ayrıca, Hocamız mitinglere katılanlardan da söz alırdı: “Milletimizin saadet ve selâmeti için… Yaşanılabilir bir Türkiye için… Yeniden büyük Türkiye için… Huzur ve barışın hâkim olduğu “Yeni bir dünya”nın kurulması için… Saadet Partimizin en büyük zaferi için… Bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz.”
Hocamız, hak ve hakikatin burada temsil edilmesi sebebiyle hep Millî Görüş davasını merkeze alır, kendisi de bu uğurda bütün gücüyle çalışırdı. 1969’dan vefat ettiği 27 Şubat 2011 tarihine kadar aralıksız çalıştı. Davasını hiç unutmadı. Gevşemedi. El titremesi olmadı. Vefatından iki ay önce, 26 Aralık 2010’da 4 büyük program için Trabzon’a gitti. Fakat orada iki program daha ilâve edildi. Davası için takatının son noktasına kadar çalıştı.
Trabzon dönüşü hastaneye düştü. Hastane personeline bile Millî Görüş’ü anlattı. Gelen ziyaretçiler ve teşkilât mensuplarına insanlığın saadet, huzur ve barışının teminatı olan Millî Görüş davasını anlatmaya devam etti.
Vefatından bir hafta önce, 19 - 20 Şubat 2011 günleri Avrupa’dan ziyaretçiler geldi. Doktorunun müsaade etmemesine rağmen onlarla da 6’şarlı gruplar halinde görüştü. Onlara da Millî Görüş’ün vazgeçilmezliğini anlattı. Son gününe kadar davası için yaşadı. Sorumluluğunun şuurunda oldu. O, görevini yaptı.
MAZERET YOK!
Allah Rasülü (s.a.v) Kendisini taşlayanlar için bile, “Onlar bilmiyorlar, bilselerdi bunu yapmazlardı” buyurdu.
Yüce Rasül’ün (s.a.v) yanık sevdalısı ve takipçilerinden olan Erbakan Hoca da nice engel ve sıkıntılarla karşılaştı. Fakat bir kere olsun şikâyet etmedi.
1975’te Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme seçimleri yapıldı. Erbakan Hoca bu münasebetle Isparta’da bir miting düzenledi. Çevre il ve ilçelerden 500 kadar insan toplanmıştı. Fakat Süleyman Demirel fanatiklerinden 5 bin kadar insan miting alanına gelmiş, mitinge katılanlara -polis kordonuna rağmen- taş yağmuruna tutmuşlardı. Hoca, hangi manevî zırha bürünmüştü ki, olayda bir kişi bile yaralanmadı.
Aynı yıllarda, Hoca’nın Antalya’nın Serik ilçesinde de taşlandığını gazetelerden okumuştuk. Konvoyuna yapılan saldırıların ise hesabı yoktu. Dünyada, zulüm saltanatlarının sarsılacağını bilen şer güçler Erbakan Hoca’nın en büyük düşmanıydılar. Türkiye’deki işbirlikçilerini de harekete geçiriyorlardı. Erbakan Hoca, kendisine yapılanlardan bir kere olsun şikâyette bulunmadı. Onlar görevlerini yapıyorlardı. Hak üstün gelsin, Müslüman ümmet ayağa kalksın, insanlık saadete ulaşsın, diye çalışan Erbakan Hoca’nın da bir görevi vardı.
Erbakan Hoca vefat etti. Fakat geriye koskoca bir dava bıraktı: Millî Görüş davası.
Seçim sath-ı mahalline girildiği şu günlerde, Millî Görüşçüler Erbakan Hoca’nın heyecan ve şuuruyla çalışmak zorundadırlar. Hiç kimsenin mazeret üretme hakkı yok. Liderimiz eğitimlerde, `Para yok’ demeyeceğiz, `bulacağız inşallah’ diyeceğiz. `İnsan yok’ demeyeceğiz. `Olacak inşaallah’ diyeceğiz” sözüyle mazeret ve ümitsizliği yasaklar, “İman var, imkân var” derdi. Millî Görüşçüler de takatlerinin sonuna kadar çalışarak seçimlerde en güzel sonucu almaya gayret edecekler. Bütün insanlığın saadeti uğruna yapılan bu çalışmalarda yer almak en büyük şereftir. Öyleyse, Liderimize verdiğimiz sözü yerine getirmek için görev başına!