EY GÜN DOĞUSUNDAN ESEN RÜZGÂR!

Abone Ol

Medine’de artık son saatler…

Kutlu yolculuğun hitam bulduğu anlar…

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar ve Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Genel Müdürü Dr. Yüksel Salman, hızlı adımlarla hemen önümden ilerliyor…

İstikamet Mescid-i Nebevi…

Fahri Kâinat’tan neler talep etsem, acaba

“Allahım!

Bize seni sevmeyi lütfet.

Meleklerini, peygamberlerini, elçilerini ve salih kullarını sevmeyi de nasip eyle.

Allahım!

Bize sevgini lütfet.

Meleklerin, peygamberlerin, elçilerin ve salih kulların tarafından da sevilmeyi ihsan eyle.

Allahım!

Bu ziyeretimi Medine-i Münevvere’yi son ziyaretim kılma.

Lütfun ve ihsanınla Harem-i Şerif’e ve Medine-i Münevvere’ye tekrar gelmemi kolaylaştır.

Bana dünyada ve Ahirette sağlık ve bereket ihsan eyle.

Bize, memleketlerimize sağ salim ve Haccın feyiz ve bereketini elde etmiş olarak güvenlik içinde dönmeyi nasip eyle.

Allahım!

Tamamen sana teslim oldum.

Yalnızca sana tevekkül ettim.

Sana iman ettim ve sadece senin hükmüne başvurdum.

Geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyebileceğim gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla.

Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilah yoktur.

Ey Rabbimiz!

Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma.

Ey Rabbimiz!

Sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.

Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, Ahirette de iyilik ver.

Bizi cehennem azabından koru.

Allah’ım, Rasûlunun haremine yaptığım bu ziyareti son ziyaretim kılma.

Mekke ve Medine haremlerine yeniden kolaylıkla gelmemi sağla.

Dünya ve ahirette afiyette olmayı ve bağışlanmayı bana nasip et ve bizi ailelerimize güvenlik içinde ve bol kazançlı kimseler olarak döndür.

Yer ve gök her şeyi ile şahimdimdir ki, ben samimi olarak, Peygamberlerin şahı Hz. Muhammed’e aşıkım.

Kalbim bu hasret ile yansa da halimi anlatmaya gücüm yoktur.

Ey gün doğusundan esen rüzgar, yolun düşerse Mekke ve Medine’ye, insanların ve cinlerin Peygamberine selamımı arz eyle.”

***

İşte bu duayla ve duygularla Hazreti Peygamberimizin (s.a.v.) huzurundan (şimdilik) ayrıldım…

İnsan çok güzel bir rüya görürken o arada uyanır da yeniden o rüyaya dalmak için gözlerini kapatır ya, hani!

Ben de şu anda işte tam da böyle bir moddayım…

Allah kavuştursun! Amin!

HAC İNSANIN KENDİNE YOLCULUĞU

Türk Hava yollarının yıllardan beri periyodik olarak yayınladığı ve benim de ilgiyle ve merakla takip ettiğim aylık Skylife Dergisi Hac Özel Sayısı yayınladı.

Uçaktayken şöyle bir göz gezdirdim.

Prof. Dr. İsmail Kara’nın, “İnsanın Kendine Yolculuğu: Hac” başlıklı yazısı çok hoşuma gitti.

Bazı bölümleri alıntıladım.

Okuyalım mı;

“Bir iki asırdır hac ibadetinin daha çok sosyal ve siyasi tarafına, Müslümanları bir araya getiren, onları tanışık kılan, ortak bir hissiyata doğru taşıyan, her iki manasıyla alışverişi kuvvetlendiren yönüne vurgu yapılır oldu. Dili, rengi, ırkı, coğrafyası, sosyal statüsü, mezhebi, meşrebi, cinsiyeti ayrı Müslümanların yıllık kongresi, uluslararası toplantı, ic(ti)ma-i ümmet diyenler bile var.

Bu vurgular aslında bir yönüyle doğru ve yerindedir. Hele Müslümanların birçok problemle boğuştukları modern zamanlarda ve yeni zor şartlarda daha fazla birliğe, daha güçlü dayanışmaya, daha sıkı haberleşmeye, daha uzun vadeli ortak projelere muhtaç oldukları düşünülürse…

Eksik veya yanlış olan, bu dar hac yorumunun mutlaklaştırılması yahut diğer yorumlar arasında birinci sıraya çıkarılmasıdır. Ayrıca burada ibadetleri manevi ve metafizik özelliklerinden ziyade, pratik ve aktüel olanı, öne çıkararak, “sosyal fayda” üzerinden açıklama istikametinde kuvvetli bir arzu ve temayül de var.

Halbuki hac insanın “tek başına” insanlık tecrübesini bir daha yaşaması, kendine mal etmesi, kendini peygamberler zinciri içinde keşfetmesi demek.

Herkesle beraber, fakat tek başına…

İlk insan Hazreti Adem’den başlayarak Hazreti İbrahim ve Hazreti Peygamber kademelerinden ve tecrübelerinden geçip kendine, bugüne gelmek…

Yahut bugünden Efendimiz’e (s.a.v.) asr-ı saadete doğru yürümek, oradan da tâ elest bezmine, bütün ruhların, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim ” ilahi hitabına mazhar olmaktan hayrete düşüp dönmeye başladıkları meclise kadar tırmanmak.

… Hacılar, Efendimiz’in (s.a.v.) taptaze izlerine basarak, gül kokulu toprağına yüz sürerek, uzun bir sefere çıkıyor. Her biri kendi istidadı ve kapasitesi kadar tabii… Yolun ufkunda kendini bilmek/bulmak var, müşahade makamı var, dostluk menzili var. Yalın ayak, baş açık. Dünyalıklardan sıyrılmış, kefeni giyinmiş. Allah’ın Evi’ne, merkeze, gönüle, noktaya, bir’e varmak için tavafa katılıyor; Kabe’nin etrafında insanların etrafında, kendi etrafında dönüyor, uçsuz bucaksız bir ummanda semavatın ve arzın dönüşüne katılıyor, bire doğru akan çokluk hâlelerini kat ediyor, meleklerle, ruhlarla beraber, kadın erkek, çoluk çocuk, zengin fakir, genç yaşlı cümle âlemle birlikte.

Lütuf pınarından bir katre suya kavuşmak için Hazreti Hacer’in izinde Safa ile Merve tepeleri arasını aşıklar, meczuplar gibi koşarak adımlıyor.

Arafat’ta vakfeye duruyor, elest bezmindeki seslere kulak kesiliyor, Veda Hutbesi’ni dinliyor, rahmetin yağdığı tepeye tırmanıyor, göz yaşları içinde duaya gömülüyor.

Mina’da şeytanı, kendini taşlıyor.

Hac ibadetinde sadece geriye, insanlık tarihine bir atıf ve gidiş yok.

Yolculuk çok taraflı.

Orası aynı zamanda, “yakın gelecekteki” kıyameti, mahşer meydanını insana kuvvetle hatırlatıyor ve fiilen yaşatıyor.

O da herkesle beraber, fakat tek başına…  

Uzun geçmişle uzun gelecek arasında aynı anda gidip gelmek…”

Nasıl, siz de beğendiniz mi

NOT: Bugün 23 Ekim 2013 Çarşamba… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Son hazırlanan Demokratikleşme Paketi sanki yeni ve sivil Anayasa çalışmalarını sekteye uğrattı, yavaşlattı. Dubakalin’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…