Bugün en büyük eksiklik belki de hem fert bazında hem de toplumsal bazda çokça müdahalelere açık hale gelişimizdir. Bu durumun ortaya çıkardığı olumsuzlukların zihin ve gönül dünyamızı açıkça çökertmesi, algısal olarak yönlendirilebilir hale getirmesi ise sosyal medyanın, yazılı ve görüntülü medyanın güçlenmesine sebebiyet vermektedir. Nihayetinde böylesi bir güce de inandırılmamız bizleri boşlukta ve dokunulabilir hale getiriyor. Bu durum güçlü bir karar, güçlü bir eylem koyma noktasında ya da bir haksızlığın bertaraf edilmesinde bireyi ve toplumu pasifleştirirken aynı zamanda hafızayı kirletip, unutkanlığı ve gamsızlığı da tetikliyor. Özellikle ne yazık ki Müslüman kimlik üzerinde oynanan büyük oyun neredeyse tutmak üzere çünkü konjonktür putuna teslim olmuş bir nesil ile yaşıyoruz. Ne anlatırsan anlat bir ümit kıvılcımı, bir heyecan uyandırmıyor. Oysa İslami bir zihin yapısına sahip kimse için takatini aşan her durumda, Allah’ın daima bir çıkış yolu göstereceğine inanmak, kuvvet ve kudret sahibine tam manası ile teslim olmak, o kimliğin doğal ve de mantıki sonucudur.
Bu bakımdan karşılaşılan bireysel, toplumsal, küresel ölçekli her sıkıntının; gaflet, delaletten kurtulup hidayete erişme noktasında Allah’ın yardımını, lütfunu, ihsanını unutarak hakikate yüz çevirmek Müslüman kimliğine uygun değildir. Bu bakımdan Müslümanın zihin dünyasında ümitsizlik ve ye’se düşmek diye bir şey yoktur. İslam tarihini incelediğimizde de karşımıza çıkan en önemli bulgu ne zaman ki Müslümanlar Allah’tan ümitlerini kesip, gayreti ve çabayı bırakmışlar bir dolu felaket, musibet ve sıkıntı ile yüz yüze kalmışlar. Bu bakımdan bugün yeryüzündeki insanların ümidi, toplumun vasatı olan Milli Görüşlülerin gayreti ile yeniden ikame olacak. Topluma karamsarlık, ümitsizlik ve ye’sin ekildiği bugünlerde seferin vermiş olduğu coşkuyla yürümek gerekir. Gayretin, azmin ve inancın karşılığı ne sandalyeler, ne makamlar, ne sayılar ile ölçülebilir. Bir davayı kuşanmak dünyadaki en büyük kazançtır. Hiçbir sistem, hiçbir meta onun yerini tutamaz. Eğer gerçekten bir inanç taşıyorsa insan, onu asla mağlup edemezsiniz. Takdiri, nişanı küresel patronlardan beklemiyoruz. Hor ve hakir görülsek de, deli misin diye sorulara muhatap olsak da biz inanıyoruz ki asıl müjdeyi alnımızdaki teri, cebimizdeki son atımlığı sırf o razı olsun diye verdiğimizde O’ndan alacağız. Çünkü onun vadi var. Ve bizim vekilimiz O’dur. Bizler yeter ki üzerimize düşen sorumlulukları sonuna kadar yerine getirelim, yeter ki ümidimizi ve aşkımızı kaybetmeyelim.
Kimsenin bizim namımıza bir hesap açmasına bizim adımıza topluma bir takım yanlış mesajlar taşımasına izin vermeyerek, soruları doğru yerden sorup cevapların çalınmasına izin vermeden bu süreci aşabiliriz. Bir şey kötü ise bu kötülüğe sebep olanları değil de kötülüğün ortaya çıkmaması için çalışanları suçlayıp bütün sürecin vebalini yüklemek sadece gerçeği bir müddet örter. Bu bakımdan bu örtme girişimleri karşısında bizler için bütün bu yalan enformasyonun, algı çarpıtmalarının açtığı kirli kuyuya düşmemek ve düşürmemek duruşumuzun ve mücadelemizin en büyük parçasını oluşturuyor. Bugün Allah’tan ümit kesenlerin iflaslarını üzülerek seyrediyoruz. Çünkü sadece onlar iflas etmedi, hem coğrafyanın bütün evlatları hem de insanlık büyük bir musibet ile yüz yüze kaldı. İşte bu noktada tekrar inisiyatifi ele almak için tarihi bir sürece giriyoruz. Daha çok terleyip, daha çok yorulmaya mecburuz. Çünkü insanımız adına, ümmetin kanayan coğrafyaları adına, yoksullar, yetimler adına bunu yapmak mecburiyetindeyiz. Bizler saadet dağındayız. Bize rüzgâr olduklarını söyleyenlere diyoruz ki; “Ey dağ! Rüzgâr seni sallayamaz.” Neden burada mukim olduğumuzu anlamayanlara da “Dağlara çıkmayan uzakları göremez” diyoruz. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan diyebiliyoruz çünkü uzağı görecek bir mevzideyiz. Paranın sesinden daha çok kalbimizin sesi bizi cezbediyor. Çünkü inanıyoruz ve biliyoruz ki “hayat iman ve cihad”. Gerisi lafügüzaf… Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“Dokunma keyfine yalan dünyanın
İpini beline dolamış gider
Gözlerimin yaşı bana gizlidir
Dertliyi dertsizi sulamış gider
Kimi hızlı gider uzun yol tutar
Kimi altın satar kimi bal tutar
Kimi soğan bulmaz kimi bal yutar
Kimi parmağını yalamış gider.”
(Not: Eser, Aşık Mahzuni Şerif’in. Kendi sesinden dinlenebilir. Azam’a teşekkür ediyorum.)
Bize Kadar
1-Nietzsche’nin dediği gibi “En yüksek dağlara tırmanan kimse, bütün acıklı oyunlara, acıklı yaşayışlara güler.”
2-Salih Akyüz’ün dediği gibi “Yoğurt ol!” Sadece üzerine düşeni en güzel şekilde yap, bir kaşık yoğurdun kilolarca sütü mayalaması gibi sende mayalayacaksın.
3-Yusuf Yalanız’ın dediği gibi “Düzen ahlakına sahipsen, Veda hutbesini okuyup ağlamak yerine Veda Hutbesini okuyunca, Siyonizm’in sıfatlarını öğrenir ve onunla mücadele edersin.”
4-Durumlar üzerine konuşmak bir şey kazandırmaz onun için konuşmak yerine dert edindiğin şeye emek et.
5-Ne yaparsan yap ihlas ile yap. Samimiyet en büyük çilingirdir.
6-Köşeden, şişeden, meşeden, neşeden uzak dur. Şişe ataletin kaynağıdır, mücahidin düşmanıdır.
7-Teknolojinin tutsağı, oyuncağı olma…
8-Markadan, Alışverişten, Modadan, Konfordan, Kozmetikten uzak dur. Sadeliği ve estetiği bozma. Tabiat ile uyumlu ol.
9-Geçmişe takılıp kalma çünkü o önce bir sünger gibi yutar, sonra şişer ve en sonunda boğar.
10-Unutma! İnsan her hâlükârda seçer. Ünye’ nin güzel ağabeyi Özgür Şahin’in sık sık hatırlattığı gibi “ Biz seferin gereklerini yapalım.”
DAĞARCIK
Aşkın kör olduğunu söylerler, oysa bu yanlıştır. Aksine aşk görür, güzelliğin gözüyle bakar ve her şeyi güzel görür. Bunun için aşk özetidir yaşamın. İnsanlar ne zaman birbirlerini sevseler kötülüğün gölgeleri çeker gider onlardan ve içlerindeki her şeyi güzel görürler. Ve ne zaman insanlar içlerindeki her şeyi güzel görürlerse aşkı tanırlar ve ne zaman aşkı tanırlarsa yaşamı tanırlar. (M. Nuayme, Kısır, Babil Yay.)