Bismillahirrahmanirrahim;
İBADETLER içinde hac kadar muhteşem olanı yok. Hac münasebetiyle dünyanın çeşitli yerlerinden Mekke’ye gelen Müslümanlar, kutsal mekânlarda “biz buradayız” ve “Tevhid akidesinin bekçileriyiz” mesajını dünyaya duyuruyorlar. Sanki Asrı Saadet’i yeniden yaşıyorlar! Hacda bildiğimiz veya bilmediğimiz o kadar ders, ibret ve hikmetler var ki! Bu muhteşem ibadette ana merkez Mescidi Haram (Kabe) ve Mekke!.. Kabe, insanlık tarihinin ilk mabedi; namazlarda yöneldiğimiz istikamet!. Mekke tarihteki ilk şehir! Şehirlerin anası… Tevhid akidesinin ve dünyanın merkezi. Bütün peygamberlerin uğrak yeri!
Hac, kutsiyeti ve ulviyeti yüksek olan mekânlarda yapılıyor. Rabbimiz, “(Ey Habibim) İnsanlara hacca davet et” (Hac, 27) buyurarak gücü yetenlere buraları ziyarete çağırıyor. Kullarının, Allah’ın kudretine, azametine, bütün eksikliklerden uzak oluşuna şahit olmalarını istiyor.
Kul, Kâbe’ye girerken şu sözle başlar; “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk - Yarabbi, sen emrettin, ben de huzuruna geldim. Emrine hazırım!” diyerek devam eder: “Senin ortağın yoktur. Hamd ve övgü sana mahsustur; nimet sendendir; mülk ve hükümranlık Sana aittir. Senin ortağın yoktur.”
Hac, Rabbimizi kâmil kudret bilerek O’na tam bir teslimiyet içinde olmayı amaçlar. Bütün ibadetlerimizin adanmışlık anlayışıyla şekillenmesi “şuuru”na ulaştırır. Çünkü hiçbir zaman canlılığını kaybetmeyecek mükemmel örneklerin yaşandığı İslam tarihinin izleri ve hatıraları oralardadır. İslam’ın ideal yaşanmış örneği Asrı Saadet’teki bu hatıralardadır.
İSLAM TEVHİD DİNİDİR
İSLAM dininin temeli ve özü Tevhid’dir. Yani, “La ilahe illallah, Muhammed’er Rasülüllah” sözü. Burada, “ilah” olarak sadece “Allah”ı kabul ettiğimizi ikrar ediyoruz. Kurban tekbirleri, kurban günleri namazların akabinde söylenen teşrik tekbirleri, hacda okunan telbiyelerle de bunu pekiştiriyoruz. Çünkü İslam Tevhid dini.
“İlah” kelimesi kulluk edilen, yardımı istenen, rızası gözetilen, hükmüne uyulan anlamlarında! Müslümanlar “ilah” olarak “Allah”ı kabul ettikleri için “Lâ mâbude illallah - Allah’tan başka kulluk edilecek varlık yoktur” diyor; yardımı Allah’tan istiyorlar. 5 vakit namazda “Yarabbi, yalnız Senden yardım isteriz” (Fatiha, 5) sözü veriyoruz. “Lâ maksûde illallah - Maksadımız Allah’tır, yalnız O’nun rızasını gözetiriz”; “Lâ hükme illallah - Allah’tan başka hüküm sahibi yoktur” diyoruz. “Hüküm ancak Allah’ındır.” (Yusuf, 40) “Yoksa Allah hâkimler hâkimi değil mi?” (Tin, 8)
Erbakan Hoca bir Arafat konuşmasında anlatmıştı: “Haccın manası Lâ ilahe illallah sözünde toplanmıştır.”
Dünyanın her tarafından gelen Müslümanlar hac vesilesiyle Mekke’de toplanarak birlikte ibadet ettikleri gibi, bütün ibadetlerimizde aynı birlikteliği sağlama zorunluluğunu öğreniyoruz. Filistin, Arakan, Suriye, Mısır, Irak, Afganistan’daki gibi, dünyanın her yerinde Müslümanlara karşı yapılan saldırıyı, vahşeti, soykırımı ancak Allah’ın “El birlik İslam’a sarılma” (Ali İmran, 103) emrine uyarak önleyebiliriz.
Hac, Müslümanların, kardeşlik ve ümmet olma şuuru kazanıp İslam Birliği’ni kurarak kâfirlere karşı haklarını savunabilecek noktaya ulaşma görevlerini hatırlatıyor.
HAC ŞUUR İBADETİDİR
HAC bir muhasebedir. Arafat meydanında kefen benzeri bembeyaz ihramlarla vakfe yaparak her an ahirete hazırlıklı olmamız gerektiği şuurunu kazandırıyor.
Üç gün şeytan taşlamak; şeytanın insana teşvik ettiği günah, haram, isyan, küfür gibi yasaklardan da uzaklaşarak Rabbimize yönelmek şuurunu vermektedir.
Safa ve Merve tepeleri arasındaki hervele, kâfirlere karşı güçlü, onurlu, şiddetli olma öğretisidir. Hac, Müslümanlar arasındaki tanışma, kaynaşma ve güçlerini birleştirme görevini hatırlatıyor. Sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda güçlü olmak için problemlerimizi birlikte müzakere etme fırsatı oluşturuyor. Bu fonksiyonu sağlayacak Müslüman yönetici ve ilim adamlarının her sene hacca gitmelerinde fayda vardır. İmamı Azam efendimizin 55 kere hac yaptığı biliniyor. Erbakan Hoca da bu şuurla hacca giderdi.
Ticaret yapmak haccın hikmetlerindendir. Müslümanların düşmanlarına muhtaç olmadan kendi kendilerine yetecek duruma gelmeleri zorunluluktur. İslami kurallarla yapılan ticaret her yerde helal ve teşvik edilmiştir. Yalan ve aldatma üzerine kurulmuş ticaret ise her yerde, her zaman haramdır.
Erbakan Hoca Arafat konuşmasında uyarmıştı: “Biz yeryüzündeki Müslümanlar hakiki İslami şuura ersek; Arafat’ın yanında en büyük dünya fuarlarını kurardık. Müslüman ülkelerin ürettiği malları burada birbirimize tanıtmamız lazım.”
Takkeden tesbihe satın aldığımız gayri müslimlerin mallarını ülkelerimize taşıma garabetinden, ancak Müslümanlar arası ticaretle kurtulabiliriz.
Hacılar, gittikleri ülkelerin temsilcileridir. Allah, hacılarımıza “hac şuuru”yla ülkelerine dönmeyi nasip etsin.