Dindar gençliğin evlilik serüveni
Dindar ailelerde evlilik konusu öyle sıradan bir şeymiş gibi görülmediğinden gençler bu konularda çok çekingen davranırlar. Ergenlikle birlikte ibadetlerde gösterilmeye başlayan özen hayatın her alanında kendisini göstermeye devam eder. Oturmasından, kalkmasından tutun da konuşmasına, davranışlarına varıncaya kadar aldığı İslami eğitim varlığını hissettirir.
Genelde bir tarikat ya da cemaate bağlı olunulması nedeniyle bağlı bulunulan cemaat veya tarikat yaşantısı içerisinde geçer hayatları. Sohbetler, arkadaş çevresi ve geniş anlamda aile hep bağlı bulunduğu yere göre şekillenir. Çocukluğu muhtemelen intisab edilmiş yerin kurslarında geçmiştir. Bundan dolayı okul dışında içe kapanık, asosyal bir hayat sürmesi nedeniyle zaten kız arkadaş, gezmek tozmak gibi kavramları duymamıştır bile. Bu tür davranışların sakıncalı olması kafasının bir yerine çivi gibi çakılı olduğundan buna tevessül dahi etmemiştir.
Evlilik hayalleri kursa da kendi başına hareket edemediğinden daha doğrusu böyle bir şeyi düşünmesi bile neredeyse kendine yasak edildiğinden bu konu her konuşulduğunda utanmakta ve düşüncelerini açıklamaya korkmaktadır. Gizliden gizliye bir kızı sevse de bunu en yakın bir iki arkadaşı dışında kimsenin bilme şansı yoktur. Hatta bazen arkadaşları bile bilememektedir.
Kendisi istediğinde ve sevdiği, istediği eş adayıyla değil ailesi uygun gördüğü zaman ve kişi ile evlenirler genelde. Sohbetlere devam eden, verilen dersleri yapan, cemaate bağlı olan kız, oğullarına eş olması için düşünülen ideal gelin adayıdır aile için. Böyle bir aday bulunduğunda hemen harekete geçilir ve aman kaçırmayalım düşüncesiyle acele bile edilir.
Eşi olacak hanımı bir iki sefer aileden birinin gözetiminde görmüştür sadece. Konuşmalarda dini motifler hep ön plandadır. Amaç Hatice (r.anha) ile Hz. Peygamber (s.a.v.)’in evliliği gibi bir evlilik yapmaktır. Bir iki kaçamak bakış dışında her iki taraf da birbiri hakkında pek fazla bilgiye sahip olamamakta ve büyüklerinin düşüncesine göre hareket etmektedirler. Fikirleri sorulduğunda utançtan kıpkırmızı olmaları evlenmeyi istediklerine yorumlanmakta ve siz nasıl münasip görürseniz cümlesi de son noktayı koymaktadır. Neticede büyükler münasip gördüyse bu evlilik olmakta münasip görülmemesi halinde ise iki taraf birbirinden hoşlansa da bu iş olmamaktadır.
Düğün merasimleri bir caminin ya da cemaatin salonunda, dini usuller çerçevesinde, cemaate bağlı bir hocaefendinin sohbet vermesiyle yapılmakta ve eşler yuvalarını kurduklarında bile kendi başlarına kalamamaktadırlar. Sürekli bir büyük kendilerine yol göstermekte ve evlilik hayatları büyüklerinin istediği şekilde gelişmekte ve şekillenmektedir. Kendi başlarına hareket edememeleri sürekli eşleri germekte ve adeta başkalarının hayatlarını yaşamaktadırlar. Bu durumu kanıksayan çiftler evliliklerini bir anlamda kurtarmış olmakta aksi halde evlilikleri tam anlamıyla bir işkenceye dönmektedir.
(Haftaya evinden uzaklaş(tırıl)an erkek)
Minik bir tebessüm
Ermiş hacı
Mehmet dayı ömrünün son demlerinde sarı öküzü satmış hacca gitmiş.
Hayatı boyunca köyünden pek çıkmayan Mehmet dayı, Medine’de kaldığı otelin önüne varınca bakmış kapılar karşısında kendiliğinden açılıyor.
- Allah Allah..! Erdim mi acep..!
Diye düşünerek odasına girmiş.
Odaya girer girmez bakmış lambalar bile kendiliğinden yanıyor.
Bizim dayı iyiden iyiye keramet gösterdiğine inanmaya başlamış.
Neyse abdest almak için lavaboya gitmiş, oranın lambası da yanmasın mı;
Dayı artık kendinden emin halde abdest almak için ellerini uzatmış, bir de ne görsün;
Elini uzatır uzatmaz musluğa dokunmadan şarıl şarıl sular akıyor..!
Fotosel olayını bilmeyen hacı Mehmet dayı bir Allaaaaah çekmiş cezbeye gelmiş, hemen abdestini almış Ravza’ya koşmuş.
Ravza’ya varır varmaz kırklara karışmanın verdiği rahatlıkla Hazreti Peygamberin kabrine doğru seslenmiş;
- Bak ya Resulallah bak kim geliyor..!
Kıssadan hisse: Erbakan’ın yolu demek; İslam birliği demek, D-8 demek, Siyonizmle mücadele demek, emekliye-işçiye-memura-dula yetime hakkını vermek demek, ağır sanayii demek, Yeni Bir Dünya – Yeni Bir Türkiye... demektir. Erbakan’ın yolundan gittiğini iddia edenler AB’yi, ABD’yi dost ve müttefik görüyorlarsa o yol başka bir yoldur. Ben de Milli Görüşçüyüm demekle Milli Görüşlü olunmaz. Çile çekmeden, cihat etmeden mücahid olunmaz!..
İlgilisine notlar:
• Filipinler’de zafer kazanan Moro’lu kardeşlerimi tebrik, vatanlarında İslami bir hayat sürmelerini temenni ederim.
• Gemileri karadan yürüten, Sina çölünü 13 günde geçen, mikrobu ilk keşfeden, uçmayı başaran ilk insan olan, ilk füzeyi bulan bir ecdadın torunlarıyız!..
MUSTAFA YILDIRIM