ZİHNİMİZ daha birkaç ay önce Suruç’ta ve Reyhanlı’da yaşadığımız vahim saldırılarının etkisi ile meşgulken, yüreklerimizi ağzımıza getirecek bir vahşet daha yaşadık. Ülkemizin gözbebeği Ankara’da onlarca insan can verdi. Ortalık adeta savaş meydanı. Ceset parçaları havada uçuşuyor. Hepimizin yüreği yanıyor. Kaynağı nereden gelirse gelsin terörü lanetliyoruz.
Siyasi çevreler, gazeteci, aydın ve düşünürler konuyla ilgili açıklamalarda bulunuyor ve failin bulunması için çağrıda bulunuyorlar. Fakat görünen o ki ülkemiz, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren zümrelerin hedefinde ve Arap Baharı’nın içine çekilmeye çalışılıyor. Tunus’ta ateşlenen Arap Baharı, oradan Mısır’a, Libya’ya ve Suriye’ye yayılmış ve bu ülkelerin iktidarlarını değiştirmiş, halkı birbirine düşürmüş, toplu ölümlere ve iç kargaşaya neden olmuştu. Son birkaç yılda, Suriye’de onlarca insan hayatını kaybetti, iki binden fazla insan iç savaştan kaçarak ülkemize sığındı. Hedeflerine doğru ilerlemeyi planlayan emperyalist eşkıyalar, ürettikleri bahanelere yaslanarak, toplumları parçalıyor, sindiriyor ve bölge üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyorlar. Büyük Ortadoğu Projesi’ni adım adım hayata geçirmeyi düşleyen bu zümreler, sömürgeleştirdikleri toplumların liderlerini mankurtlaştırıyor, itiraz edeni ise alaşağı edip indiriyorlar. Ne yazık ki medyayı kullanarak, karanlık eylemlerine uydurdukları kılıfları, makul gösterebiliyor ve halkların zihinlerini bulandırarak gözlerini kör ediyorlar.
Saldırı sonrası konuşulanları dinlediğimde büyük bir şaşkınlık yaşadım. İnsanlarımız, “Kimse bize bir şey yapamaz, bizi yıkamazlar, biz atalarımızın kanını taşıyoruz…” gibi ifadelerle teselli buluyorlardı. Gerçeği olduğu gibi görebilirsek, toparlanmamız daha kolay olacaktır. Savunma mekanizması ile avunmaya vaktimiz yok, zira toplum olarak birlik ve dirliğimiz ifsad olmuş durumda. Bunun için önce toplumsal birliğimizi ve daha sonra İslam birliğini oluşturmalı ve bütün insanlığı kucaklamalıyız. Unutmayalım, barış, kardeşlik ve adaleti merkeze alan bir dinin mensuplarıyız.
Toplum olarak ayrıştırıcı etkenlere kapılmamalı, aksine etkin, onarıcı, yapıcı, arabulucu müzakere edici bir yol bulmalıyız. Birbirimizin dilinden anlamak zorundayız. Herkes kendi mahallesine çekilirse, kendini karşısındakinin yerine koyma düşüncesinden vazgeçerse, küçük bir esinti ile savrulup gideriz.
İslam toplumların en büyük sorunu, ümmet bilinci ile hareket edememeleri ve kardeşlik bağlarını koruyamamalarıdır. Kardeşlik ilkelerini yıkarak, insanları meşreplere, mezheplere, hiziplere ayırmaları ve birbirlerine yabancılaşmalarıdır. Oysa birbirimize karşı takındığımız rekabet ilişkisine harcadığımız enerjiyi birlik beraberliğimize harcamış olsaydık, eminim ki daha kuvvetli ve daha istikrarlı olabilirdik. Dil, ırk, mezhep, grup ayrımı noktasında o kadar ileri gittik ki, İslam kardeşi olduğumuzu dahi unuttuk. Bu konuda hoca, âlim, cemaat liderleri, politikacılar ve düşünce adamları da ellerinden geleni yapmadılar. O yüzden, küçük bir kışkırtma ile herkes birbirine düşman kesiliyor.
Ankara’da elim bir saldırı oldu ve doksan beş insanımız vefat etti. Teröristlerin bulunması ve siyasi önlemlerin alınması hepimizin temennisidir. Fakat güvenli bir toplumun inşası için, içeride ve dışarıda birliğimizi sağlayacak dinamik liderler, öncü gençler, adil ve şefkatli çocuklar yetiştirmek zorundayız. Bunun ilk okulu da ailedir.