Evin küçük reisi

Abone Ol

Ataerkil toplumlarda erkek çocuklara özel bir değer atfedilir. Çocuk ailenin küçük reisidir ve hemen her konuda imtiyazlıdır. Anne baba, erkek çocuğu bir yerde soylarının devamını sağlayacak yegâne kişi olarak görür ve onu kız kardeşlerinden ayırırlar. Aile içinde farklı bir muameleye tabi tutulan erkek çocuk, evlenmeden kız kardeşlerini evlendikten sonra da eşini ve bütün kadınları ikinci sınıf bir insan, bir nesne gibi görür. Ona göre kadının evde çalışmanın ve kocaya itaat etmenin dışında bir görevi yoktur.

Evliliğin yükü iki kişinin omuzlarında taşınır. Ancak çocukluğunda evin küçük reisi olarak büyütülen erkek bu yükün en ağır kısmını ikinci sınıf insan olarak gördüğü eşine bırakır. Ya da çalışır para kazanır fakat dışarıdaki sorunlarının acısını evde eşinden çıkarır ve onu adeta bir stres topu gibi görür. Kadını her durumda ve her şartta kendisine itaat etmekle sorumlu gören koca küçük bir tepki ile karşılaştığında hemen şiddete başvurur. Kadının kendini koruma hakkı dahi yoktur. Aslında o da kocasının her hakka sahip olduğuna inanmaktadır. O yüzden “elalem duymasın kocamdır döver de sever de” der ve uzun yıllar şiddete maruz kalır. Ve günün birinde dayakçı kocanın elinde hayata veda eder.

Son yıllarda eşine şiddet uygulayan erkekler hukuki yaptırımlarla ıslah edilmeye çalışılıyor. Fakat evin küçük reisi bunu dokunulmazlığına yapılmış bir darbe olarak algılıyor ve öç alma hırsıyla çıkıyor, eşini sokak ortasında öldürüyor. Dayakçı koca kendince topluma mesaj veriyor ve çocukluğunda kendisine biçilen rolü hayat boyu sürdürebileceğini ima ediyor.

Seküler zihniyet İslam’ı, asırlardır kadını evine kapatan ve haklarını elinden alan bir din olarak göstermeye ve insanları dinden uzaklaştırmaya çalıştı. Oysa İslam’ın merkezini adalet ve merhamet gibi değerler teşkil eder ki, toplumların huzuru ancak bu değerlerin canlandırılması ile mümkün olabilir. Yani dışarıdan değil içeriden bir iyileştirme şarttır. Bu da ancak ahlak ve maneviyatla mümkün olur.