Evin hanımı Ayşe anne

Abone Ol

Ayşe annelerin,

Bahçelievler’de, bahçeli bir evleri vardı.

İncir ağaçları ön tarafta, cevizler arkada…

Paslı tenekenin üzerine düşüp, kolumuzu yardığımız zamanlardı.

Tüm mahalle çocuklarına,

Salça sürerdi sıcak tırnaklıya…

Her susayana,

Demir bardakta, ruhundan ikram ederdi mutfak camından…

Koruk toplardık.

Eşkili yapar. Besmele ile başlardık.

Ancak Allah inancı paklardı o mayhoş tadı…

Yola taşlardan çift kale kurar,

Maç yaparken de Hakk’a sığınırdık.

Araçlar hiç geçmeseydi keşke…

Ayşe anne bağırırdı balkondan,

“Avlunun önünden kaybolmayın!”

Pisik umacı yapar, çağırırdı.

Ya da domatesli köfte yanında ikindi çayı…

Yorulmazdı. Hiç yorulduğunu görmedik.

İnsan severken yorulmamayı ondan öğrendi mahalleli…

İsyan etmez mi bir hanım? Hiç işitmedik.

Abdestli bir şekilde, besmele ile yapardı, her ne yapacaksa…

Evin beyi Mehmet hocaydı.

Yiğit adamdı. Kırk köyden tanınırdı.

Kırk kişi oturur, kırk kişi kalkardı sofralarına…

Bereket hiç eksik olmazdı yüreklerinden…

Zorda kalan da kalırdı. Yolda kalan da…

Beş çocuk, on sekiz torunu vardı evin.

Dört de torunların çocukları, etti mi yirmi iki…

Hemen hemen hepsinin ilk banyosunu Ayşe anne yaptırdı.

İlk kundaklarına o sardı.

Uykusuz ve hasta gecelerine o refakat etti.

Çünkü evin hanımıdır Ayşe anne…

***

Şimdilerde yeni bir türkü peydah olmuş,

Evin hanımlığı öcüymüş…

İlla sokakların tozuna toprağına bulaşmalıymış…

Cennet için, eviyle evlatlarıyla değil de,

Üç kuruş için elin adamlarıyla uğraşmalıymış,

Gözümüzden sakındığımız akça pakça kızlarımız…

Ev hanımı olursan,

İkinci sınıf insan sayarlar,

Maskeli balolarda ağırlamazlarmış…

Cahil kalır, yakışmazmışsın valilerin yanına…

Anca silmeden, süpürmeden, dantel işlerinden anlarmışsın…

Sabahtan akşama koltuk takımı konuşur,

Dedikodu kazanı kaynatırmışsın…

Mutfakta yaşar,

Edindiğin unvanların cakasını satamazmışsın.

Hatta otomobil süremez,

Ehliyet bile alamazmışsın…

Dışlanırmışsın… Ezik kalırmışsın…

***

Ayşe anne yaşıyor olsaydı…

Gülerdi. Biraz sonra da öfkelenirdi.

Yaniş derdi. Çok yaniş…

Çünkü onun kurduğu sofralarlan,

Onun sardığı sarmalarlan,

Onun okuduğu dualarlan,

Onun gönül otağından,

Öğretmenler çıktı… Hocalar çıktı…

Hafızlar çıktı… Davetçiler çıktı…

Mühendisler çıktı. Hukukçular çıktı.

Yazılımcılar çıktı. Matematikçiler çıktı.

Sanatçılar çıktı. Yazanlar çizenler çıktı.

Daha kimler kimler içti onun soğuk ayranından…

Evin hanımı Ayşe anne, kızlarımıza;

Nesil vaat ediyor. İstikbal vaat ediyor.

Ahlak vaat ediyor. Allah rızası vaat ediyor.

Samimiyet vaat ediyor. Merhamet vaat ediyor.

Huzur vaat ediyor. İki cihan saadeti vaat ediyor…

Ya modern çağ evlatlarımıza ne vaat ediyor?

İhmal edilmiş eşler, sevgi görmemiş evlatlar, terk edilmiş haneler…

Kimlik bunalımları, kafa patlatan yorgunluklar…

Yağdırılan emirler, atılan fırçalar, maruz kalınan ahlaksızlıklar…

Bitmek tükenmek bilmeyen tüketim çılgınlığı…

Hayattan soğutan geçim kaygısı…

Kan, gözyaşı, ızdırap…

***

Evlerimiz yıkıldı.

Ayşe anne, çorba kaynatmaya devam etti.

Ne zorluklar durdurabildi onu,

Ne de şehrin yerle bir olması…

Ne yokluklar yıldırabildi onu,

Ne zifiri karanlıklar…

O zaman ne diyoruz canlar?

Yaşasın ev hanımları!

Yaşasın Ayşe anne!