Evdeki yabancılaşma

Abone Ol

Bırakın mahalledeki komşularımızı tanımaya, evde çocuğumuzla konuşmaya vakit bulamaz olduk. Eskidenmiş öyle akşam gezmeleri, komşu ziyaretleri, hısım akrabaya bol keseden vakit ayırmaları. Anadolu da var mı bilmem ama gittikçe ev eksenli gidip gelmeler tarihe karışmakta. İnsanlar dostlarını mensubu oldukları bir dernek veya kulübün lokalinde görüp kifayet ediyor. Sonra kendi özel kalesi olan evine çekilip sosyal hayatla bütün köprülerini atıyor.

Dolayısıyla yakın geçmişin yatılı misafir geleneği de tarihe karışıyor. Kimse ahşap dolaplardan, nişlerden ütülü dantel yatak örtülerini özenle bohçasından çıkarıp misafiri rahat ettirme gibi bir eziyete yanaşmak istemiyor. Küçük Anadolu şehirlerinde bile pıtrak gibi oteller açılıyor. "Gidip bir yakın akrabayı rahatsız etmektense otelde kalırım daha iyi" gibi bir yabancılaşma giderek hepimizde hâkim olmaya başlıyor. Hoş, birine misafir gidilse de; sohbet artık tedavülden kalkmış akçe gibi görülmekte. İnsanlar birbirleri ile konuşmak yerine televizyon seyrediyor. Dizilere sığınıyor. Popüler bir sunucunun incir çekirdeğini doldurmayan lakırdılarını dinliyor.

Tehlikeli bir gidiş bu. Konuşmaya üşeniyoruz. İnsanlarla ilgilenmeyi, onların dertlerini dinlemeyi değerli bulmuyoruz. Bizden bir iki cümle işitmek isteyenlere olabildiğince vakit cimrisi olup çıkıyoruz. Tehlikeli çünkü. Çevremizi umursamıyoruz. Sisler arasında kaybolup gidiyoruz. Kültürel olarak yoksullaştığımızın farkında bile değiliz. İnsanların maddi manevi çevreleri, gelenekleri, duygu ve düşüncelerini öğrenmek için vereceğimiz çaba için zahmet etmiyoruz. Onlarla ilgili öğreneceklerimizin lüzumsuzluğuna şartlanıyoruz.

Oysa kimimizin yaşı artık gençlerle diyalog kurup onlara bir yol gösterme çizgisine geldi de geçmekte bile. Ama ot gibi hiçbir şeye karışmamayı marifet bilmekteyiz. Güya gençleri özgür bırakıyoruz. Bırakın çevremizdeki gençlerle ilgilenmeyi, eş dost çocuğunun sorunlarına çözüm üretmeyi, kendi çocuklarımıza da zaman ayırmakta zorlanmaktayız. Evlerde odalarına çekilip anne babaları ile konuşmayan gençler için ailenin de parmağını kıpırdattığı söylenemez.

Aile sofrası da tarihe karışmakta. İşten gelen babanın önündeki sehpaya tepsi ile getirilen yemeğine eşlik eden yine aile değildir, bölücü televizyon, sofralara da kirli çirkin elini uzatıp huzur ve mutluluğun altını üstüne getirmiştir. Bir elinde kumanda, bir elinde kaşık tutan adam ne yediğini bilmeden, eşine; eline sağlık, teşekkür ederim bile demeden yemeğini yerken, iki kelime ailesi ile konuşmayı; televizyona zinhar hakaret bilmiştir. Delikanlı okuldan geldiğinde bir tepsi ona da getirilmiş, O da yemeğini yalnız başına ekrana saygı sunarak yemiş. Genç kız içeri girdiğinde de değişen bir şey olmamış, ev halkını çoktan yemek vazifesini yapmış bulmuş, bir köşede tek başına o da yemeğini yiyip, herkes odasına çekilmiştir.

Geçmişin altı gelin bir evde oturan kayınvalidelerindeki en küçük torunun sorununa bile vakıf olma durumu; en ufak elemlerini fark etme sezgisi, günümüz iki çocuklu küçük çekirdek ailede tamamen kaybolmuştur. Odalarına çekilen çocukların da ağızlarından kerpetenle laf alamamaktadır anne. Ne olmuştur bunlara. Oysa kendisi akşam eve döndüğünde bütün gün olanları annesine anlatır o da ilgi ile hayretle, kızının aldığı iyi bir nota hazine bulmuş gibi sevinirken; günümüz çocukları, bilgisayardaki arkadaşları ile konuşmaktalar. Zaten anneleri de magazin pogramları kadar istekli değildir onları dinlemeye.

Akşamlar çoğu evde aynı. Çocuklar odalarına çekiliyor. Ebeveynlerinin ayakaltında dolaşmadığı için aile rahat, ağız tadı ile televizyonlarını hipnoz olmuşçasına seyretmekteler. Çocuklar da rahat, ailenin hesap soran suratını görmeden odalarında yalnız geçirdikleri saatlerden memnunlar. Zira ne konuşmaya mecalleri var, ne de sohbete zamanları ve sabırları.

 Mahalledeki yabancılaşmayı, akrabalar arasındaki iletişimsizliği bırakın, evlerde bile artık aile bireyleri konuşmaya çok zorlanmakta. Konuşacak bir şeyler bulamamakta. Bu da giderek çözülme ve yabancılaşmanın ailelere dek sıçradığını göstermekte. Çözüm sorar gibisiniz. Sihirli değnek yine sizsiniz. Israrla konuşun. Aile bireyleriyle ilgilenin. Kara kutuya harcadığınız vakti ailenize ayırdığınız ile kıyaslayın. Size gelmeyen komşulara bir şey bahane edip gidin. Sokakta kaş çatmamaya, surat asmamaya dikkat edin. Uygun ortamlarda hep gülümseyin.