Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Piyasaları
Kurulu nun Salı günü yaptığı toplantıda aldığı kararlar kafaları karıştırdı.
Neden müdahaleye ihtiyaç duydukları pek anlaşılamadı, iyimserliğe aşırı bağımlı
piyasa beklentileri ile uyuşmadı. İç talepte yaşanacak dengesiz artışı ve buna
bağlı olarak cari açıkta büyümeyi önlemek, Türk Lirası nın daha fazla
değerlenmesini önlemek, döviz rezervini arttırmak ve oyuncuları daha temkinli
olmaya ikna etmek gibi amaçlar gözetilmiş olabilir. Fa-kat mevsimlik koşulların
da katkısı ile iç talebin durgun olduğu ve Türk Lirası nın sepet bazında
değerlenmeyip yatay eğilim sergilediği dikkate alındığında alınan kararlar ile
mevcut eğilimler arasında tutarlı bir ilişki kurmak zorlaşıyor. Hemen
arkasından Çarşamba günü açıklanan ABD Merkez Bankası Ocak ayı Açık Piyasa
İşlem Komitesi tutanakları ise kafa karışıklığını iyice arttırıyor. Başka bir
deyişle Atlantik in ötesindeki tutanak açıklamaları bizim Merkez Bankası nın
aldığı kararların ofsayta düşmesine sebep olmuş olabilir...
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası zorunlu karşılık
artışları ile piyasadan biraz aşağı yönde genişleterek kontrollü şekilde para
politikasını sıkılaştıracağı yönünde net bir mesaj verdi; fakat buna bağlı
olarak faizlerin yükselmesini ve Türk Lirası nın değerlenmesini önlemek adına
kısa vedeli faiz aralığını bir miktar geriletti. Bir anlamda küresel likidite
bolluğuna karşı gardını almaya, dengesizliklerin büyümesini engellemeye
çalıştı. Mevcut eğilimler rahatsız edici olduğu için değil, ikinci çeyrek
dönemde yaşanması muhtemel olanların aşırılık boyutuna ulaşmaması amacı söz
konusu hamlelerin gerekçesi olabilir. Diğer taraftan ABD Merkez Bankası nın
açıkladığı Ocak ayı toplantı tutanakları ise 2013 yılının ikinci çeyrek
dönemine ilişkin beklentileri farklılaştırdı ve belirsizliği tırmandırdı.
Riskten korunma eğilimi güçlendi, sermaye ve emtia piyasaları geriledi,
durgunluğun derinleşmesine ilişkin endişeler büyüdü.
Eğer riskten kaçınma eğilimi devam eder ve sermaye
hareketleri daralmaya devam eder ise ortalık karışacak!.. Zira küresel ölçekte
ticaret hacminin gerilemesi, nihai ürün ihracatında uzmanlaşan ekonomiler
arasındaki kur savaşlarının daha yıkıcı olmaya başlaması, rekabet koşullarının
iyice olumsuzlaşması gündeme gelebilir. Bu süreçte hem Türk Lirası nın değer
kaybetmesine hem de piyasa faizlerinin yükselmesine ve krediye erişimin
zorlaşmasına tanık olabiliriz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise hem iç
talebin daralmasını hem de sepet bazında döviz kurunun yükselmesini önlemekte
yetersiz kalabilir. Zira para politikasını gevşetse Türk Lirası değer
kaybedecek, yapmasa durgunluk istenmedik boyutlara ulaşarak çok ciddi bir açmaz
yaratacak. Her ihtimalde menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerleri
gerileyerek bilançoları yıpratabilecek. Özetle söylemek gerekir ise Salı günü
yapılan hesabın ömrü kısa oldu, tutmadığı Çarşamba akşamı algılanır hale geldi.
Ekonomi cephesinde gündemin aniden değişmeye başlaması
yaratabileceği güvensizlik yolu ile gerek iç, gerek dış siyaset konularına
ilişkin hesapları da olumsuz yönde etkileyebilir. Zira ekonominin daha da
durgunlaşması karşılıksız çek-senet hacminin yeni rekorlara koşması, krediye
erişimin zorlaşması ve kayıpların büyümesi gibi olumsuz eğilimler herkesin
hesabını bozarak tepkiselliği hiç istenmeyen düzeylere sıçratabilir.
Benzetmek gerekirse her tarafı kesif bir sisin bastığı ve
görüş mesafesinin sıfıra düştüğü söylenebilir. Bu durumda daha önce yapılmış
hesapların ertelenmesi zorunlu hale gelebilir. Gündemin siyasetten ekonomiye
kayması ve durgunluğun derinleşmesi ile birlikte tatsızlaşması hareket
yeteneğinin iyice daraldığı anlamındadır. Küresel koşullar Merkez Bankası nın
verdiği ağrı kesicinin etkisini azaltacak, halının altında birikmiş sorunlar
ise sıkıntı yaratacak gibi görünüyor.