Etmeyin beyler eylemeyin Feminizme prim vermeyin

Abone Ol

Feminizm sosyolojik bir terim olup toplumda kadının haklarını ve görevlerini genişletip çoğaltarak erkeğinkine eşit kılma gayesini güden bir düşünce şeklidir.

Aslında kadının görevini genişletmek ona bir iyilik değil aksine onun yükünü artırmaktır. Halbuki İslam’ın ona verdiği hak ve yetkiler en ideal hak ve yetkilerdir. Nitekim erkekler Cuma namazını kılmakla görevli oldukları halde kadınların böyle bir görevi yoktur. Ama Cuma namazına gitme hakkına sahiptirler. İslamî kıyafetlerle giderlerse ödüllendirilirler, gitmezlerse ceza görmezler. Erkekse cumaya gitmezse en az yarım altın ödemek, fakirlere vermek zorundadır. Erkek eşini bakmak zorunda olduğu halde kadının böyle bir mecburiyeti yoktur, yani kadın çalışmadan kocası tarafından bakılma hakkına sahiptir. Evlenirken erkek mehir vermek zorunda olmasına karşın kadın mehir alma hakkına sahiptir.

İslam’da kadının miras hakkının erkek kardeşinin yarısı olması aslında kocasını bakma zorunda olmayışından kaynaklanmaktadır. Bu gerçeklere karşın kadının haklarını ve hizmet sahasını genişletmek onu yük altına koymak ve asıl görevini yapamaz hale getirmektir.

Bu konuda düşündürücü olan kadını her konuda eşiyle rekabet edecek bir duruma getirme çabalarıdır. Aile reisliğinin kocanın elinden alınması bu anlayışın bir sonucudur. Batıyı taklit için yapılan bu yanlışlara bazı ilahiyatçıların katıldığını ve bazı ayetlerin manasını çarpıttıklarını da görüyoruz. Nisa (Kadın) suresinin 34. ayetini feminizme kurban ediyorlar. “Erkekler kocası oldukları kadınların üzerinde abartılı olarak idarecidirler” anlamını “Sadece onun ev işlerini çevirmekle mükelleftirler” şeklinde çarpıtıyorlar.

Gerçek şudur ki ayet erkeklerin “kavvam” olduklarını yani abartılı bir şekilde kayyım olduklarını ifade ederken Allah’ın erkekleri tafdil etmesi, öne geçirmesi ve gerek evlenirken ve gerekse evlilik hayatında masrafı onların yapmasını sebep olarak göstermektedir. Bu konuda en son çıkan ‘Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri’ adlı kitapta Nisa suresinin 34. ayetini tefsir ederken “Burada ‘kavvam’ kalıbına ’kayyım’ yani idareci, başkan, reis anlamını da vermek mümkündür. Bunu şöyle ispat edebiliriz “Hz. Peygamber iki kişi yola çıktığı zaman birini lider yapsınlar” buyurmuştur. Yolculuk yapan iki kişiden biri lider olacağına göre hayat yolculuğuna çıkan eşlerden biri doğal olarak lider olmalıdır. Yüce Allah bu liderliğin seçimle değil atama yoluyla olacağını söyleyerek erkeği ailenin ya da evlilik yolculuğunun lideri olarak tayin etmiştir” diyor.

Yine yakın tarihimizin tefsirlerinden Safvet’ut-Tefasir’de aynı ayetin manası açıklanırken “Kadınlar üzerine emir ve nehiy ile kaimdirler” ifadesi yer almaktadır.

Atatürk’ün isteği üzerine yazılan ve1936 yılında devlet parasıyla basılan “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsirde de aynı ayeti kerime tefsir edilirken “Erkekler ve al-el-husu recul olan tüm adamlar kadınlar üzerine kavvamdırlar; onların üstlerinde dururlar; işlerine bakarlar, dikkatle gözetir, muhafaza ederler, kahyaları, müdürleri, veliyy’ul-emirleridir” denilmektedir.

Ruh’ul-Beyan tefsirinde aynı ayet “Maslahatları emir, ayıp olanı yasaklama ile kaimdirler” ifadesini kullanmaktadır.

Ayetlerin daha çok hadislerle tefsir edildiği “İbni Kesir” tefsirinde yine aynı ayet “Reisuha, kebiruha ve-l-hakimu aleyha” ifadeleriyle kocanın eşinin amiri, büyüğü ve hakimi olduğu açıklanıyor.

Taha suresinin 132. ayeti bu konuda çok açık olarak “ehline (ailene) namazı emret” ifadesi yer almaktadır. Bu emir her ne kadar Peygamberimize yapılmış ise de Kur’an okuyana hitap ettiğine göre namazı ailesine emretmek amir olmaya bağlıdır. Bu da kocanın eşinin amiri olduğunu ortaya koyar.

Kanaatime göre Bakara suresinin 228. ayeti bu konuyu kesin olarak halletmektedir. Orada yüce Mevla: “Erkekler için kadınları (eşleri) üzerine bir derece vardır” beyanında bulunmaktadır. Eğer erkekler için eşleri üzerinde bir derece üstünlükleri varsa onlara amirlik yapma hakları da vardır.